>
free counter

TAŞ DEVRİ DİYETİ

 

                                 

                                       TAŞ  DEVRİ  DİYETİ

 

 

Felsefe: Taş devri 5-10 bin yıl önce bitmiştir. O zamandan bu zamana kadar genlerimizde çok az değişiklik olmasına rağmen çevresel şartlar ve özellikle de yiyeceklerimiz çok büyük oranda değişmiştir. Özellikle son 50-100 yıl içinde doğal olmayan, işlenmiş ve katkı konulmuş gıdalar, margarin kimyasal yolla katılaştırılmış, ayçiçeği, mısır gibi sıcak preslenmiş sıvı yağlar aşırı şekilde kullanılmaya başlanmış; buna karşılık taze sebze, meyve ve tencere yemeklerinin tüketiminde de belirgin bir azalma olmuştur.

Gen yapımız ve buna bağlı vücudumuzda gerçekleşen kimyasal reaksiyonlar doğal olmayan yiyeceklerin tümü ile başa çıkacak yeteneğe sahip değillerdir. Genler ve yiyecekler arasındaki bu uyumsuzluk hali şişmanlık, diyabet, koroner kalp hastalığı, hipertansiyon, felç, ülser, astım, romatizma, müzmin yorgunluk , kanser ve osteoporoz (kemik erimesi) gibi son yıllarda müthiş artış gösteren çok sayıda müzmin hastalığa neden olmaktadır. Bu hastalıklardan korunmak istiyorsak mümkün olduğunca 5-10 bin yıl önçesine benzeyen bir diyet uygulamalıyız. Genel ilke: Üç beyaz (tuz, şeker ve un) yasaktır ya da çok azaltılmalıdır. Her yiyecek doğadaki şekline en yakın olarak tüketilmelidir. Yasaklar haricinde yeme sınırı yoktur. Doyuncaya kadar yiyebilirsiniz. Çiğ yiyecekler toplam diyetin en az %60’ını oluşturmalıdır.Etler (yağsız olmayacak, fazla pişirilmeyecek)Kırmızı et (tercihen yemlenen değil, otlayan hayvan eti), sucuk, kavurma, pastırma vb serbest. Katkı maddelerinden dolayı salam-sosis tercih edilmemeli.Sakatat: Çok yararlı. Fakat hastalıklı olmamasına dikkat.

Beyaz et (tercihen köy tavuğu ve diğer kümes hayvanları)Balık (ağır metal zehirlenmesi riskini azaltmak için küçük balıklar tercih edilmeli, balık çiftliği balıkları tercih edilmemeli)Yumurta: En Kaliteli protein kaynağıdır. Köy yumurtası tercih edilmeli. Günde 1-4 adet yenilebilir. Tercih sırasına göre 1. çiğ (enfeksiyon olmadığından eminseniz!), 2. rafadan, 3. Lop, 4. kızartma (mümkünse yenmemeli, yenile-cekse, zeytinyağında ya da fındık yağında ya da tereyağında yapılmalı ve önce akı pişirilmeli, sarısı ayrıca çiğ olarak eklenmeli)Sebzeler ve yeşil yapraklılar: her çeşidi yenilebilir. Daha çok çiğ tüketilmeli. Koyu yeşil yapraklılar K vitamini, kalsiyum ve magnezyumdan zengindir (kemik erimesinin önlenmesi!) ve ayrıca omega-3 yağ asidi içerir. Doğal yetiştikleri için yabani otlar (ebegümeci, kuzukulağı, ısırgan otu, semizotu, labada vb) mükemmel. Semiz otu en önemli bitkisel omega-3 kaynağıdır. Patates yüksek şeker içerdiğinden yenilmemeli. Turp, havuç ve patlıcan da şeker içeriği yüksek olduğu için fazla tüketilmemeli.Sarımsak: Hücreleri paslanmaktan koruyan (antioksidan) en önemli yiyeceklerden biri. Her gün en az iki diş yenilmeli. Sarımsağı ezin (yutmayın) ve en geç 1 saat içinde tüketin. Soğan: En az sarımsak kadar değerli. Zeytin: Mümkün olduğunca tuzu çıkartılmalı. Sele zeytininin tuzu daha rahat çıkıyor. Daha çok yeşil zeytin tercih edilmeli.Meyveler: Kayısı, üzüm, muz, gibi şeker içeriği yüksek meyveler sınırlı yenmeli. Az şekerli meyveler daha çok yenilebilir (tazesi tercih edilmeli). Üzüm çekirdeği ve kabuğu, çilek, yaban mersini, kızılcık gibi meyveler çok yüksek antioksidan etkilere sahip.Süt ve süt ürünleri

Köy ya da mandıra sütü tercih edilmeli. İmkan yoksa pastörize günlük şişe sütü kullanılabilir. Homojenize kutu sütler kullanılmamalı. Kaymak bağlamayan, ekşimeyen ya da kesmeyen süt ya da yoğurt doğal değildir.

Sütten çok mayalanmış süt ürünleri (tam yağlı yoğurt, tam yağlı peynir) tercih edilmeli. Kefirle mayalanmış süt çok yararlı; içerdiği çok sayıda probiyotik (faydalı bakteri) ile sindirim bozukluklarını önlüyor ve yaşlanmayı yavaşlatıyor. Baklagiller (Nohut, fasulye, mercimek, bezelye, börülce vb) haftada 2-3 kereden fazla yenmemeli (12 saatte bir suyu değiştirilmek üzere 48 saat suda bekletilmeli, ve ağır ateşte (mümkünse güveçte) pişirilmeli.Soya: Söylendiği gibi sağlıklı bir yiyecek değildir. Protein sindirimini ve bağırsaktan kalsiyum, demir ve çinko emilimini azaltır. Tiroid hormonu sentezini bozar. Erken ergenlik belirtileri, kısırlık ve adet düzensizliklerine yol açabilir. Alerjilere neden olabilir. Çok az yenmeli hatta hiç yenmemelidir. Fermante soya ürünleri az yenilebilir. Kabuklu kuruyemişler (ceviz, fındık, fıstık, ayçiçeği, kabak çekirdeği, badem vb). Günde 1-2 avuç (25-50 gram kadar) oldukça yararlı. Çiğ ve az tuzlu olanı tercih edilmeli. Yağlar: Yağ kısıtlaması vücut için zararlıdır. Sanılanın aksine yağı az, dolayısıyla şekeri fazla yiyecekler insanları daha çok acıktırır ve daha çok şişmanlatır! Margarin: Kesinlikle yasak!Tohumlu sıvı yağlar (ay çiçek yağı, pamuk yağı, mısırözü yağı, soya vb.): Kullanılmamalı ya da çok az kullanılmalı. Omega-6/omega-3 dengesini, omega-6 lehine bozuyor. Sıcak presten çıktığı için yıpratıcı özellikleri olabilir. Zeytinyağı: Mükemmel! Halis sızma olanlar tercih edilmeliFındık yağı: Zeytinyağına çok benzer özelliklere sahipTereyağı: Mükemmel! Mümkünse özgür otlayan Hayavanların yağı(köy tereyağı). Urfa yağı: Tereyağ gibiKuyruk ve iç yağı: Tereyağı gibi yararlıBalıkyağı: Hayat iksiri! Büyük ölçüde omega-3 yağ asidi içeriyor. Bebeğinden yaşlısına herkes kullanmalı. Günde 1-2 kapsül (0.5-1 gr). Balıkyağı şişmanlatmaz. Yaz-kış kullanılabilir. Morina karaciğeri yağı D vitamini içerdiğinden yazın kullanılmamalı. Aksi halde D vitamini yüklenmemesi yapabilir. Keten tohumu: Balık yağından sonra ikinci önemli omega-3 kaynağı. Önce hafifçe kavurun ve kahve değirmeninde öğüttükten sonra günde 2-3 tatlı kaşığı yemeklere, yoğurda veya salatalara serpin. Kızartmalar: Vücut hücrelerini paslandırdığı için zararlı. İllaki yenilecekse tereyağı, zeytinyağı, veya fındık yağı ile yapılmalı. Kızartmaların zararlı etkilerini azaltmak istiyorsanız yanında sarımsaklı yoğurt ve yeşillik yiyin. Tahıllar ve unlu gıdalar: Hızlı emilen şeker miktarları yüksek olduğu için insülin direncini arttırırlar. Bu nedenle ekmek, bulgur, mısır, çavdar, makarna, pirinç vb. gibi tahıllar ve bunlar ile yapılan yemekler ve hamur işleri yenmemeli ya da iyice azaltılmalıdır. Diyete adapte olmada güçlük çekenler kısa bir süre için tam buğday ekmeği (köy ekmeği), çavdar ekmeği, yulaf ekmeği ve bulgur yiyebilirler. Çaylar: Hepsi çok yararlı. Şekersiz içilecek!

Kahve-nestkahve: Yasak, arada bir Türk kahvesi içilebilir. Turşular: Oldukça yararlı. Tuzunu azaltın. Sirke (özellikle halis üzüm sirkesi) ve nar ekşisi yararlı. Tuz: Yiyeceklerin içinde doğal olarak bulunan tuz vücudu-muzun ihtiyacını karşılar. Tencere yemekleri içine az mik-tarda tuz katılabilir. Yemeklerin ve salataların üzerine tuz serpmeyin. Az tuz sizi halsiz bırakıyorsa tuzu biraz artırın. Baharatlar İçerdikleri vitamin ve mineraller açısından oldukça yararlıdır. Şekerler

Rafine şekerler (çay şekeri, früktoz vb) ve bunlarla yapılan yiyecekler (pasta, bisküviler, gofretler, baklava, revani, kadayıf vb) yasaktır. Çikolata: Haftada bir kere orta boy, sütsüz (bitter) ve kaliteli çikolata yenilebilir (şart değil!). Çikolata kadınlarda adet öncesi dönemde görülen depresyonu azaltır (en iyi magnezyum kaynağı). Bal: Halis ise şifa verir. Günde bir iki çay kaşığı yenilebilir. Alelade ballar, her çeşit reçel ve pekmez aşırı şeker içerdiğinden yenilmemelidir. Piyasadaki balların %95’i sahtedir. Tatlandırıcılar ve bunlarla yapılmış diyet ürünleri yenilmemelidir. Özellikle aspartam (Canderel ®, Sanpa®, Aspartil®, Diyet-Tat®, Nutra-tat®, diyet kola, şekersiz sakız, birçok diyet yiyecek içinde bulunur) depresyon da dahil olmak üzere birçok yan etkilere yol açabilir. İçki: Günde 1-2 bardak kırmızı şarap ve 1 duble rakı ya da eşdeğer içki içilebilir. Mecburiyet yoktur!Meşrubat: Her türlüsü yasak. Evde yapılan taze meyve suyu (posası ile birlikte) içilebilir. Su: Günde 6-8 bardak su için. İdrarınız koyu ise yeteri kadar su içmiyorsunuz demektir. İçtiğiniz su aşırı soğuk olmasın. Kaynak suyunu için. Şebeke suyunu mümkünse içmeyin (klorlu !). Klor, mikropları öldürmek için suya konulur. Fakat kanser de yapabilir. Filtre edilmiş şebeke suyu içilebilir. Şebeke suyunu musluktan aldıktan sonra en az bir saat dinlendirirseniz kloru uçar. Pişirme: Yemekler kendi suyunda ağır ağır pişirilmeli (güveçte pişirme tercih edilmeli). Hızlı pişirme yöntemleri (mikrodalga gibi) sakıncalıdır. Teflon yemek kabı kullanmayın. Bakırı tercih edin. Dondurulmuş yiyecekleri fazla tüketmeyin. Konserve yiyecekleri ise mümkünse hiç yemeyin.Yemek yeme sıklığı: Diyet başlangıcında, kan şekeri düşebileceği için daha sık yemeli. 1-2 hafta içinde insülininiz terbiye olur ve günde 3 öğün yemek (çocuklar için 4-5 öğün) yeterli olur. Lokmaları iyice çiğneyin! Sabah kahvaltılarını kuvvetli yapın; akşam yemeği hafif olsun. 19.00-20.00’den sonra mümkünse yemek yemeyin.

Aşağıdaki minerallerden zengin yiyeceklerin yenmesi şeker bağımlılığınızı veya düşkünlüğünüzü azaltır; krom (lahanagiller, peynir, kuru baklagiller, karaciğer, tavuk), fosfor (tavuk, karaciğer, balık, yumurta, sütü, baklagiller, kabuklu kuruyemişler), kükürt (soğan, sarımsak, çilekgiller, turp), triptofan( peynir, karaciğer, koyun eti, ıspanak), magnezyum( koyu yeşil yapraklılar, bitter çikolata, kabuklu kuru yemişler).

Herhangi bir yiyeceği yedikten 0.5-2 saat sonra o yiyecek midenizi bulanıyor, karnınızı ağrıtıyor, rahatsızlık hissi uyandırıyorsa, yorgunluk hissetmenize yol açıyorsa ya da karnınızı çok çabuk acıktırıyorsa (şeker düşüklüğü !) o yiyeceği azaltın ya da hiç yemeyin (Vücudunuzun sesini dinleyin !) Hareket: Günde en az yarım saat hızlı yürüyüş yapılmalı ya da yavaş koşulmalı ve merdivenler çift çift çıkılmalı. Günde en az 3-5 dakika kültür fizik hareketleri yapılmalı. Yorgun düşüren hareketlerden kaçınılmalı. Egzersiz ağırlığı tedricen artırılmalı. Hedefinizi iyi seçin. Her gün yapabileceğiniz egzersizleri yapın. Güneşlenme: Güneşli havalarda en az yarım saat (gözlüksüz olarak) güneşe maruz kalınmalı (kışın tercihen 11.00-13.00 arası). Güneş ışınları daha rahat uyumanızı sağlar, depresyonu azaltır ve D vitamini sentezini artırır. D vitamini kemik hastalıklarına, romatizmal hastalıklara, kansere (deri kanseri dahil!) ve çeşitli müzmin hastalıklara karşı koruyucudur. Yazın mayo ile güneşlenirken başlangıçta güneşte 10 dakikadan fazla kalmayın (özellikle 11.00-13.00 arası). Dengeli şekilde yanın, haşlanmayın!!.

Uyku: Mümkünse 22.00’den önce yatın. 5 saatten az 9 saatten fazla uyumayın.

                                                          

                                                                                    Prof.dr.Ahmet AYDIN

Yorum (yok) Yorum yaz!

ÇİM SUYU

 

                  Mucize    İçecek   Çim   Suyu

 

 

Çim yetiştirmek için küçük bir saksı ve organik toprak yeterli.Saksınıza toprağı yerleştirin üst tarafa buğdayları ekin ve üzerine ince bir toprak katmanı yerleştirin sulayın fazla su lttan sızacaktır, üzerine nemli bir kaç kat gazete örtün ve direk güneş ışığı almayan bir odaya koyun .çimleriniz dört santim olunca biçebilirsiniz :İsterseniz suyunu sıkabilirsiniz isterseniz yiyebilirsiniz.

Çimin faydalarına gelirsek sayısız faydaları var içinde bulunan vitaminler sayesinde bağışıklık sistemini artırdığı için kansere bile fayda veriyor .

Buğday çiminin önemi öncelikle yaprakların, yeşil görünmesini sağlayan klorofil içeriğinden gelir. Klorofil birçok bitkide bulunur. Buğday çimi yenilebilir canlı klorofil için bildiğimiz en uygun ve en zengin doğal kaynaktır.

 İçeriğindeki klorofil oranı yüzde 70'i bulur. Klorofil güneşin yaşam veren gücünün bir başka formudur.

 

 Bu madde bitki yaşamının temelidir. Biliyorsunuz ki bitkiler şu güzel dünyamızı, akıl almaz mükemmellikteki sistemi ayakta tutan en önemli etkendir. Yağmur ormanlarının azalmasıyla başımıza neler gelebilir, düşünmek bile istemiyorum... Klorofilin besin olarak önemi, 1911 yılından bu yana inceleniyor. Klorofilin en önemli özelliklerinden birisi, insan kanında oksijen taşıyan kırmızı kan hücreleri olan hemoglobinle hemen hemen aynı kimyasal yapıya sahip olmasıdır. Klorofil ağızdan alındığında, kırmızı kan hücrelerine hemen karışır ve kanımızı temizler.

 

 

 Klorofil dokuların iyileşme hızını arttırır, buğday çiminde 20 çeşit amino asit, diğer gıdalarda bulunmayan yüzlerce farklı enzim bulunmaktadır. Organik toprakta yetişen buğday filizleri, 102 doğal mineralin 90 tanesini içinde barındırır.Buğday çimi taze olarak tüketilirse; metabolizmayı uyarır, tiroid bezlerinin sağlıklı çalışmasını sağlar, lenf sistemini temizler, kalbin fonksiyonlarını arttırır, kan Buğday çimi suyu; başta sedef ve egzema olmak üzere, yara, yanık, kaşıntılar, güneş yanıkları, böcek sokmaları ve her türlü cilt tahrişine iyi gelir.

 

 

Az miktarda kullanıldığında diş çürümelerini ve diş eti hastalıklarını önler. Gargara yapılırsa boğaz basıncını normalleştirir, kolesterolü düşürür, iç organlarımızı özellikle rahmi, akciğerleri, karaciğeri, böbrekleri ve bağırsakları temizler. Sindirim sisteminde kötü koku yaratan bakterileri yok eder.

 Buğday çimi bir sağlık ve gençlik iksiridir. Bir bardak buğday çiminde, 5000 mg klorofil ve 92 mineral dışında hiç küçümsenmeyecek oranda vitaminler bulunur.

 

 

 Bunların başlıcaları 2000 mg ile C vitamini, 360 mg. E vitamini, F, K ve B grubu vitaminleridir. Buğday çimeni suyu; havuç suyu, sebze suları ve diğer meyve suları ile karşılaştırıldığında, onlardan daha güçlüdür Buğday çimi suyu; başta sedef ve egzema olmak üzere, yara, yanık, kaşıntılar, güneş yanıkları, böcek sokmaları ve her türlü cilt tahrişine iyi gelir.

 

Az miktarda kullanıldığında diş çürümelerini ve diş eti hastalıklarını önler. Gargara yapılırsa boğaz 'asaça sürülürisesaça faydalıdır.Buğday çimi tazeyken yararlıdır. Pişirecek olursanız tüm değerini kaybeder. Sağlığınızı korumak için günde 2-8 yemek kaşığı kadar içmeniz yeterlidir. Tedavi amacıyla kullanılacaksa günlük doz 8-16 yemek kaşığına kadar çıkarılabilir.

 

 

Tabii hepsi birden içilmez.Bölerek üç parça halinde alınır. Ayrıca buğday kepeğinin de faydalarına değinmek istiyorum:  E-Vitamini ile  tedavi denemeleri yapılmıştır. Bitkilerden elde edilen E-Vitaminin sentetik E-Vitaminine göre vücut tarafından daha uygun yerlerde kulanıldığı ve daha tesirli olduğunu vede daha çok kanda kaldığını tesbitetmişlerdir. E-Vitaminin romatizmalı ağrıları azaltığı, bağışıklık sistemini kuvvetlendirdiği (İmmun Sistemi) ve kalbi kuvvetlendirdiği tesbitetmişlerdir. (Nhp. 3.97.457) Buğday kepeğinde yüksek aranda E-Vitamini olması kepeğin öneminide artırmıştır.

 

Çim suyunun faydaları Peygamberimiz tarafından biliniyordu,o devirlerde Peygamberimiz uhut <>adı verilen yemekten çocuklarına ve misafirlerine ikram ediyordu.Ayrıca otuz kirk yıl öncesine kadar anadoludada  tüketiliyordu,fakat biz ne zaman geleneklerimizi bıraktıkça  batılılar tarafından ele alınıyor ve inceleniyor ve önümüze buluş diye atıyorlar.

 

 

Bu sayede batılılar tarafından büyük kitlelere tüketim amaçlı sunuluyor.<<>> olduğu gibi.Kefirin türlü türlü ürünlerinin çıkmasından belli oluyor,ama bu konuda başarısız oldular bir çoğumuz uyandık ve KEFİR'i kendimiz evde üretmeye başladık.AYRICA yoğurt konusundaki üretim yelpazesini zamanında kaçırmış bulunuyoruz ,kim e kaçırdığımızı sorarsanız <<>>

Yorum (3) Yorum yaz!

kefir yapımı

                   KEFİR YAPIMI


Kefir konusunda bir yazı yazdım. Okuyucularımdan her gün mesaj alır oldum. "Evde kefir nasıl yapılır?" diye yazmam emrediliyor.
Ekonomi sayfasında "kefirin işi ne diye sual eylemeyiniz. Kefir "süt teknolojisi" alanına giriyor. Bir süt ürünü olarak pazarlanıyor. Şimdilerde yoğurt üreticileri "kefirin içerdiği bazı probiyotik bakterileri yoğurda karıştırarak özel yoğurtlar" satmaya başladı.
Uzatmadan kefirin ne olduğunu hatırlatarak konuya gireyim. Kefir, bağırsak için faydalı etkilere sahip canlı bakteriler (bunlara probiyotik maddeler deniliyor) içeren ve de insanların sağlığına aktif olarak katkıda bulunduğuna inanılan, hafif ekşimsi, ayrana benzeyen bir içecek türüdür.
Süt nasıl yoğurt mayası ile yoğurda dönüşüyor ise, kefir danesi veya kefir kültürü ile de o şekilde kefire dönüşüyor.
Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Süt Teknolojisi Bölümü'nde 1988 yılından bu yana kefir konusunda araştırmalar yapan Dr. Cem Karagözlü'den öğrendiğime göre, kefiri evlerde yapmak isteyenler sütü "kefir daneleri" ile mayalandırıyor.
Büyük ölçekte kefir üreten, kefiri şişeleyerek pazarlayan tesisler, örneğin kefirleri plastik şişeler içinde marketlerde satılan Altınkılıç ve İtimat Süt Ürünleri firmaları yurtdışından ithal edilen "kefir kültürü"nü kullanıyor. Kefir kültürü laboratuvarlarda kuru kefir danelerinin özel işlemlerle süt tozu ile karıştırılması ile elde ediliyor.

Danesi 5-10 YTL
Kefir kültürü ile üretilen kefirleri evde çoğaltma, yoğurt yapar gibi süte maya çalarak kefir yapma imkânı yok.
Ben bugün okuyucularıma evde kefirin nasıl yapılacağını anlatacağıma göre bizi ilgilendiren "kefir daneleri".
"Kefir daneleri"nin en iyisini Ankara, Ege, Antalya, Uludağ üniversiteleri Ziraat fakültelerinin Süt Teknolojisi bölümleri çoğaltıyor. Mısır patlağına benzeyen kefir daneleri, 20 gramlık şişelerde, fakültelerin döner sermaye ile işleyen mağazalarında satılıyor.
İstanbul'da Mısır Çarşısı'nda ve aktarlarda, diğer şehirlerde bazı aktarlarda da "kefir danesi" satılıyor. Genelde 20 gramlık kefir danesinin satış fiyatı 5 ile 10 YTL arasında. Ziraat fakültelerinin çoğalttıkları kefir daneleri, saf su içinde ufacık kavanozlarda muhafaza ediliyor.

Yapımı çok kolay
Evde kefirin nasıl hazırlanacağını da Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Süt Teknolojisi Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Asuman Gürsel anlattı. Hoca hanım, kefir hazırlamak için mutlaka pastörize süt kullanılmasını öneriyor. Çiğ sütlerde bulunan hastalık yapan mikroorganizmaların, kefirin etkisini yok edeceğini söylüyor.
20 gramlık kefir danesi ile kefir yapmak için, yarım litre UHT denilen kutu süt veya pastörize süt ile işe başlayabilirsiniz. Sütü ısıtacaksınız. Madeni olmayan bir kaba koyacaksınız. İçine kefir danelerini atacaksınız. Oda sıcaklığında bırakacaksınız.
Bir süre sonra sütün ağırlaştığını, ayrana benzer görünüm aldığını, içinde de ufak tomaklar oluştuğunu göreceksiniz. Kefir olgunlaşmış demektir. Madeni olmayan bir tel süzgeçten geçiriniz. Süzgecin altındaki kefiri afiyet ile içiniz.
Süzgecin üzerinde kalan yumaklar-tomaklar "kefir daneleri"dir. Bunları saklayarak ileride kendi kendinize devamlı olarak kefir yapabilirsiniz.

Buzdolabında saklanabilir
Kefir danelerini uzun süre saklayacak iseniz iki yolu var. Suyu kaynatarak klorsuz, ilaçsız damıtık su elde ediniz. Bunu bir kavanoza koyunuz. İçine kefir danelerini atınız.
Buzdolabında uzun süre saklayabilirsiniz. Çok çok uzun süre saklamak istiyorsanız, kefir danelerini kurutur, küçük bir kavanoza koyar saklarsınız.Maya güçsüz ise, süt miktarı çok ise, kefirin oluşması zaman alabilir. Hemen "pes etmeyiniz"...
Ben kefirin hazırlanmasını anlattım. Kefir iyi bir şey mi, kötü bir şey mi? Sağlığa yararlı mı, zararlı mı? Size bir yararı olacak mı, olmayacak mı? Bunlar size kalmış.

Yorum (1) Yorum yaz!

Kefir

Kefir Kafkas Türkleri tarafından keşfedilen, kültüre edilmiş, birçok sağlık unsuru içeren ayran benzeri bir içecektir. Kefir ekşi ve ferahlatıcı tadı ile ayrana yoğurtta bulunan maya ve bakterilerin bağırsak sisteminde tutunma özelliği olan probiyotik yapıları ile de yoğurda benzemektedir.

Kefirde doğal olarak yer alan bakteriler ve mayaların simbiotik etkileşimi sonucu oluşan yapılar bu içeceğin düzenli tüketilmesi durumunda sağlık açısından faydalar içermektedir. Değerli vitamin ve mineraller ile yüklenmiştir. Kolay sindirilebilir proteinler ve doğal antibiyotik özellikler içermektedir. Kefirde yer alan çok miktardaki yararlı maya ve bakteriler, kültüre edilme işleminden sonra ortamda bulunan laktozun tamamına yakınını yapılarında bulunan laktaz enzimi ile tüketirler. Böylece laktozu tolere edemeyen kişiler bu şekilde kefiri rahatça tüketebilirler.

Kefir inek, keçi, koyun, Hindistan cevizi, pirinç ya da soya sütleri ile yapılabilir.Yapısal olan mukoz benzeri özelliği sindirim sisteminde yararlı bakterilerin kolonizasyonunu kolaylaştırır.

Kefir, tanecik (grain) adı verilen jelatinimsi, beyaz ya da sarı partiküllerden oluşmaktadır. Bu tanecikli yapı kefiri diğer süt ürünlerinden ayırmaktadır. Bu tanecikler bakteri/maya karışımı kazein (süt proteini) ve kompleks şekerler ile küme halini almaktadır. Bazı taneciklerin fermantasyon işlemleri sonucunda el avucuna sığabilecek büyüklüklere ulaştığı bilinmektedir.

Neden kefir tüketmeliyiz?

 

Kullanımı ve hazmı çok kolay olan kefir;

 

Bağırsaklardaki maddelerin küreselleşmesini önler


Beyine enerji verir ve zihinsel gelişimi sağlar


Kansere karşı koruyucu ve kanseri geciktirici etkisi vardır


Yüksek tansiyonu giderir


Kolesterolü düşürür


Damar sertliğini giderir


Kemik erimesini önler


Bronşit ve astım nöbetlerini azaltır


Kansızlığı ve kan bozukluğunu giderir


Mikrobik enfeksiyonlara karşı direnci arttırır


Egzama ve alerjilerde faydalıdır


İdrar yolu iltihaplarını tedavi eder


İdrarı sulandırır


Karaciğer bozukluğunu tedavi eder


Mide ve bağırsak salgılarını arttırıp hazmı kolaylaştırır


Bağırsak hareketlerini hızlandırır


Mide ve bağırsak rahatsızlıklarına iyi gelir


Kefir ve yoğurt

 

Her ikiside kültüre edilmiş süt ürünü olmakla beraber, farklı türde faydalı bakteriler içermektedirler. Yoğurdun içermiş olduğu bakteriler sindirim sistemini temiz tutarak burada konakçı olan diğer faydalı organizmalar için besin sağlamaktadır. Kefir ise bu özelliklere artı olarak yoğurdun sahip olmadığı sindirim sistemini kolonize etme özelliğine sahiptir. Kefir yoğurtta bulunmayan Lactobacillus caucasus, Leuconostoc, Acetobacter türleri ve Streptococcus türleri olan faydalı bakterileride içermektedir. Aynı zamanda vücut için yıkıcı patojen özellikte olan mayaların gelişimini kontrol altına alan ve elemine eden Saccharomyces kefir ve Torula gibi mayalarıda içermektedir. Sindirim sistemindeki zararlı bakteri mayaların bulunduğu ortamda mukoz asta yapı oluşturarak ortamı temizler.

Kefirde bulunan bakteri ve mayalar tam olarak parçalanmamış besinlerin sindirimine yardımcı olarak besin kaybını önlemekte, bu sayede kolonu temiz ve sağlıklı tutmaktadır. Kefirin yoğurda kıyasla daha ince tanecikli yapıda olması sindiriminin kolay olmasını sağlamakta bu sayede de gerek bebekler gerekse yaşlılar ve sindirim bozukluklarına sahip olan kişiler için kullanımını kolaylaştırmaktadır.

Besin değerleri

Kefir, vücudun temel fonksiyonlarında ve çeşitli faaliyetlerinde kullanılan mineraller ve esansiyel amino asitler bakımından zengindir. Kefirde bulunan proteinler kısmi sindirimi yapabilen ve bu nedenle vücut tarafından kolay değerlendirilebilir yapılardır. Kefirde bol miktarda bulunan ve esansiyel amino asitlerden bir tanesi olan triptofanın, mineral ve maddelerden kalsiyum ve magnezyumun sinir sistemi üzerinde rahatlatıcı etkisi olduğu bilinmektedir. Vücudumuzda en çok bulunan ikinci madde olan fosfor, hücre gelişimi ve enerji ihtiyacının karşılanması için karbonhidratların, yağların ve proteinlerin kullanımında kolaylık sağlamaktadır. Kefir B12, B1, K,D,E ve PP vitaminleri bakımından da zengindir.

İyi Bir Kefir;

Akıcı kıvamda,homojen ve parlak görünümde olmalıdır.
Kefir içildiği zaman hafif maya tadı vermeli ve aroması hissedilmelidir.
Serinletici bir etki göstermelidir.
Muhafaza sırasında kefirde asitlik, karbondioksit ve alkol miktarı artmalıdır.

Yorum (yok) Yorum yaz!