>
free counter

stres nedir;stresle başetme yolları

STRES NEDİR?

“İnsanları üzen eşya ve hadiseler değil, onlar hakkında sahip olduğu düşüncelerdir.”......................... Epiktetos



STRES NEDİR?

Son günlerde kendimizi daha sabırsız ve sinirli hissediyorsak,iyi uyku uyuyamıyorsak,stresin etkilerine maruz kalıyoruz demektir.

Yoga zihinle bedeni bütünleştirir. Yoga stresi kabul etmez ve savaşmaya çalışmaz.Stresin köklerini anlaması için kişinin içindeki farkındalığı geliştirmeyi amaçlar. Zihinde stresi yaratan sebepleri anlamaya odaklanır.Asanalar, pranayamalar, sadhanalar yaparak zihin ve beden stresli durumu bir toplu iğneden daha fazla görmeyerek güçlendirir.Yoganın vereceği en önemli mükafat bu farkındalıktır. Cevap stresli durumu önlemekte yatmıyor veya televizyon seyrederek,alkol tüketerek,çok yemek yiyerek stresle başa çıkmakta yatmıyor.

Cevap içsel güç ve farkındalığı geliştirmekte yatıyor.

Stres,gerçekte olan olaylarla değil,nasıl düşündüğümüzle ortaya çıkan bir durumdur.Stres bizim kişisel ve sosyal kontext ve psikolojik ve duygusal reaksiyonlarımızdan gelir. Şartlanmalara olan tepkidir.Strese neden olan durum değişmez ancak bizim reaksiyon veriş şeklimiz değişir.

Düşmanlık duyguları baskın kişiler,suçluluk payı çıkaranlar, aşırı duyarlı kişiler,egoist kişiler, çocuksu ve pasif kişilikler stresle başa çıkma konusunda başarısız olmaktadır.

STRESİN FİZYOLOJİSİ

Bilinçaltımız,korku ve endişe duyguları neticesinde,bedenle birlikte-gerçek veya değil- reaksiyon vererek stres hormonu salgılar.Endocorticosteroid hormonu beyinde salgılanır. Beyin stresin gerçek veya hayali olduğunu ayırt edemez.Bu demektir ki korku filmi seyrederken de sanki gerçek bir tehlike anında gibi reaksiyon verir.Bedende fazla epinefrin biyokimyasal oluşur.Kan akışında fazla salgılanan kimyasallar kullanılmayıp stres durumları devam ederse,o zaman zihinsel ve fiziksel hastalıklar ortaya çıkar.

Duygusal stres kan basıncını artırır ve beslenmeden bağımsız olarak kandaki kolesterol düzeyini artırır.Stres koroner damarların daha fazla kolesterol emmesine sebep olur.HDL seviyesini düşürür.Östrojen üretimi azalır.Düzensiz adetler başlar.

Stres, omurga, mide, sinir ve kardiovasküler sistemi, iç salgı bezlerini ve bağışıklığı etkiler. Bu da kalp atışı ve tansiyonu etkiler.Asit ve toksin salgısına neden olur. Gastrik asit salgısı artar. Vücudumuz stresle karşı karşıya kaldığında bedendeki vitamin ve mineralleri daha hızlı tüketmeye başlar.

Beyin ve kalp arasında sempatik sinir sistemi kalpteki alıcıları uyarır ve daha hızlı atmasında neden olur.Kan damarları tıkanır ve beyin yeterli oksijen alamaz.Stres beynin alt merkezini etkiler.Sonra Merkezi Sinir Sistemini etkiler.Stres temel olarak omuriliği etkiler.Omurgayı geren,büken ve güçlendiren hareketler stresi ortadan kaldırır.Yoga omurganın esneklik ve hareketliliğini geliştirir.Böylece stresin beynin üst merkezlerine ulaşmasını engeller.Stres kasları kasar ve katılaştırır.Yoga kaslardaki kasılmayı gevşetir.Beyin strese karşıt hormon salgılar. Stresi hafifleten hormonlar, serotonin, noradrenalin, dopamindir.

Serotonin iyi uyumamızı sağlar. Bedenin saat ve ısısını kontrol eder.Stresle savaşan ana hormon olan kortikozol hormon salgısını başlatır.

Noradrenalin bedene enerji verir. Eğer yeterli salgılanmazsa,tembel ve depresif oluruz.

Dopamin acı ve zevk hissinden sorumludur.Morfin ve eroin (endorfin) olarak bedende bulunur.Dopamin eksikliği,bedenin değişik yerlerinde kronik ağrılara sebep olur.

Bu kuryeler,bedeni gevşemiş ve rahat duruma getirir.

Kentucky Üniversitesi bilim adamları, böbreküstü bezlerinin stres anında salgıladığı kortizol stres hormonunun hafızayı ve hatırlama kapasitesini etkilediğini tespit etmiştir.Amerika’da ki Mayo Klinik doktorları,bedenin strese karşı bu reaksiyonunda ,genler ve tecrübenin etken olduğunu tespit etmiştir. Reaksiyonlar genetik olabilir.Bu şu demektir,stresli ailelerin çocukları da stresli olur.

STRES ALTINDAYKEN BEDENDE NELER OLUR?

Stres altındayken kaslar kasılır, endişe, hiperaktivite, sinirlilik gibi reaksiyonlar nefesin daha sığ ve çabuk olmasına neden olur.Nefesi tutmaya yöneliriz.Böylece daha az oksijen alırız ve kaslar katılaşır.Kasların katılığı kan dolaşımını kısıtlar,daha az oksijen bedene girer ve daha az toksin bedenden atılır.Hücrelerin sağlıklı yeniden oluşumunu etkiler.Oksijene aç kalan hücreler kanser ve bağışıklık eksikliği ve kalp hastalıklarının ana sebebidir.

Strese maruz kalan bedenin verdiği yanıtları gözden geçirelim:

· Kan basıncı artar, kalp daha hızlı çalışmaya başlar, kaslarda kasılmalar olur.

· Uyku problemleri, yorgun uyanma ve iyi uyuyamama

· Kronik yorgunluk, baş ağrısı ve hazımsızlık

· Hayata karşı ilgisizlik

· Sürekli alınganlık

· Sürekli hastalık korkusu

· Kendinden nefret etme ve kendini çirkin hissetme

· Bastırılmış öfke

· Diğer kişilerin düşmanlığının hedefi olduğunu hissetme

· İhmal edilmiş hissetme

· Gelecek korkusu,güvenecek kimse olmadığını hissetme

· Konsantre olamama

· Açık ve kapalı alan korkusu.

STRESLE BAŞA ÇIKMA TEKNİKLERİ NELERDİR?

1. Pranayama (Nefes Kontrolü)

Nefes sempatik ve parasempatik sinir sistemi arasında bir köprüdür.Stres durumunda uyarılan sempatik sinir sistemini dengeler.Nefes alma zihnimizi etkiler.Aynı şekilde yanlış duruşlar, obezite, akciğer problemleri,sigara düzensiz nefese neden olur.Bu da kalp hastalığına hazırlar.Nefes kontrolü tüm sistemleri içerir.Yanlış nefes alındığında tüm sistem zarar görür.Solunum sistemi iyi işlerse, dolaşım ve tüm sistemler iyi işler. Rahat ve gevşemiş nefes alma, solunum sinirlerinin daha az çaba harcamasını sağlar. Bu da istemli sinirleri etkileyerek istemsiz sinirlerin de etkilenmesini sağlamak demektir. Endişe anında mide kasılır ve bu karındaki en büyük kas olan diyaframı gerer ve nefes dışarı atılamaz. Ciğerlerin üst kısmı,bu durumu dengelemeye çalışmak için ,kısa ve hızlı nefes almaya başlar.Ciğerlerin geri kalan kısmı pis havayla dolmuştur.Daha fazla nefes almaya çalışmak panik yaratır. Beden savaş kaç moduna girer. Kalp daha hızlı atmaya başlar.

Nefes kontrolünde ilk adım, nefes vererek panik halini ve düzensiz solumayı durdurmaktır.

Burundan nefes alıp vermek sığ ve kısa kısa nefes almaya kesin çözümdür.Karından nefes alıp verme tüm bedeni sakinleştirici hap almış etkisi yapar. Karın nefesinin stresi azaltıcı etkisi vardır.Nefes verirken diyafram gevşer ve yukarı doğru hareket edip akciğeri sıkıştırır ve nefesi dışarı atar.Karın bölgesi,güneş sinirağı,stres ve etkilerinin en çok biriktiği bölgedir.Diyafram,pankreas,karaciğer,ve mideyi kontrol eder.Karın nefesi alarak o bölgelerdeki tüm organlara enerji akışınıda sağlamış oluruz. Göğüs,diyafram ve solunum kaslarının gevşemesi yüz kaslarını gevşetir.Yanlış nefes yüz kaslarını gerer.Artan oksijen kanı temizler,hücreler beslenir ve kaslar sağlıklı işlemeye başlar.Bilinçli nefes alma,zihni sakinleştirir.Korku ve endişeyi bertaraf eder.Daha çok oksijen alınıp,daha etkin toksin atılır.

2. Meditasyon

not=(budizm dininin tapınma durumu)ama tapmamız gerekmiyo bizim iççin iyi olanı alalım meditasyonu islamiyete göre yapabilirsiniz şart değil ya canım bunu budizme göre yapmaya 

3. Yoga

4. Akupunktur

5. Refleksoloji

6. Masaj

7. Aromaterapi

30 ADIMDA STRES

1. Düşünce tarzını değiştir. Pozitif düşünme ve pozitif bakış açısı elde etmek.Pozitif davranış tarzları benimsemek.
Yaşamınızdaki stres kaynağını belirleyin.En çok neler sizi endişeli ve asabi yapıyor?Yaşamınızı strese sokan alanları keşfettikten sonra değiştirip değiştiremeyeceğinize karar verin ve bu durumun oluşmasını önleyecek neler yapılabilir,sırayla not edin. Problemi belirlemek,tüm sorumlulukları önem sırasına göre koymak.Problemleri teker teker çözmek.Gerekirse birinden yardım istemek.
2. Davranış tarzını değiştirmek. Düşünce ve duygularınızı başkaları ile konuşup paylaşın.İnsanlara belli şeyleri yapamayacağınızı söylemeyi öğrenin.”Hayır” demek önemlidir.
Öfkenizi ve olumsuz duygularınızı, başkalarını incitmeden ifade etmeyi öğrenin. Sinirli olduğunuzda hemen şarkı mırıldanın, yürümek ve bir şeylerle uğraşmak iyidir.
3. Organize olmak, zaman idaresi yapmak.
4. Esprili olmak,olaylara espri ile bakmak. Eğlenmek için kendinize zaman ayırın.
5. İddiacı olmak, duygu ve düşünceleri bastırmak yerine belirlemek.
6. Kendine zaman ayırmak.
7. Hayat tarzını değiştirmek
8. Aile ile zaman geçirmeli. Aile,komşu ve arkadaş dayanışmasından faydalanmak
9. Alkol ve sigaradan uzak durmak
10. Nefes egzersizleri uygulamak..
11. Hayalde canlandırma yapılabilir.
12. Yeterli uyumak.
13. Egzersiz yapmak..
14. Rahatlatıcı hobiler edinmek.Veya evcil hayvan beslemek.
15. Empati kurmak
16. Sıcak ve soğuk duş yapmak.
17. Keseleme vücuttaki toksin atımına yardımcı olur.
18. Müzik terapisi uygulamak.Bol bol dinlendirici müzikler dinlemek.
19. Temiz havada bol bol yürümek.Doğa yürüyüşleri yapmak.
20. Gergin insanları gergin çeneleri olur. Dilinizi ön dişle damağın birleştiği noktaya üste kıvırarak dayayın. Kechari mudra sakinleştirir.
21. Sakin bir insan gibi davranın ve hissedin.
22. Yavaş hareket edin,ifade ve mimiklerinizi bilinçli olarak yavaşlatın.
23. İnsanı en çok strese sokan şey ayaklardır. Ayaklarınızı suda dinlendirin. Nemlendirici veya yağlarla masaj yapın.Ellerinizi ovun bu ısındırır ve sakinleştirir.
24. Beyaz giyin veya açık renkler,doğal doku olsun.Mavi,yeşil ve pembe sakinleştirir.
25. Parmak uçları birbirine bastırılsın, 60 sn. yavaş yavaş soluk al ver. Şakaklar en güçlü sakinleştirici akupresur noktası olduğu için bastırarak masaj yapın.
26. Ellerin arkası sakinliğe adımdır. Parmak uçlarıyla okşayın.
27. Lavanta ve papatya sakinleştirir. İster banyo suyuna isterse aromaterapi olarak kullanın.
28. Deniz, tuzlu su ve dalga sesleri sakinleştirir.
29. Sakinleşmek için bir yerle özdeşleşin. En sevdiğiniz sandalye veya koltuk gibi.
30. Beslenmeye dikkat etmek.

STRES VE BESLENME

Gıdalar beynin kimyasını etkiler. Yediklerimizin beyindeki kimyasal düzenlemede etkisi vardır. Dopamin mutlu olumlu beyin kimyası yaratır. Stresle mücadelede A, C, E, Çinko, Selenyum içeren gıdalar almalı.
• Karbonhidrat açısından zengin bir beslenme, triptofan adlı aminoasitin beyinde salgılanmasına neden olur. Karbonhidratlar sinir sistemi için önemli enerji kaynağıdır. Kaygıdan kurtulup, ruhsal gevşeme sağlar.
•Protein alımı azaltılmalı.
• Acılı ve baharatlı gıdalar endorfin salgısını hızlandırır.Doğal morfin ve ağrı kesicidir.
• Sarımsak serotonin salgısını artırır.Serotonin nörotransmitter bütün duygu ve düşünceleri yönetir.
• Glucidler -kepekli ekmek, pirinç, makarna – sinir sistemini sakinleştirir. Ayrıca balık, çikolata (özellikle acı çikolata glisemi endeksi düşüktür.), muz sinir sistemini sakinleştirici gıdalardır.
• Kalsiyum –süt, yumurta, tereyağ, muz, posalı yeşil sebzeler-doğal sakinleştiricidir. Ayrıca iyotça zengin gıdalar kullanılmalı.Ballı yoğurt yenilmelidir. Peynir, midye, istiridye, karides gibi kabuklu deniz ürünleri, soya fasulyesi, badem, kuru incir, küçük kılçıklı balıklar, kuru fasulye, brokoli, kalsiyum açısından zengin gıdalar. Ayrıca kalsiyum asit alkalin dengesini sağlar. Stres konusunda özellikle asit alkalin dengesi korunmalı.
• B vitamini;Strese karşı hormonların yapımında görevli; fasulye, bezelye, mercimek, kuruyemiş, tohumlar, tahıllar, süt ürünleri, pekmez, kabak, hurma, karaciğer, böbrek, yumurta, kereviz, domates, fıstık, ceviz, mantar, bakla. Ayrıca incir ve kuru erik sinir sistemini düzenler.
• A vitamini; böbrek, yumurta, mantar, baklagiller, fasulye, domates, kereviz, fıstık, ceviz, avokado.
• C vitamini: Strese karşı hormon üretir. Yeşil ve kırmızı biber, maydanoz, kiwi, yeşil yapraklı sebze, domates, portakal, greyfurt, kavun, brokoli, karnabahar, lahana, brüksel lahanası, çilek, limon, bezelye, soğan.
• Biotin:Sağlıklı cilt ve sinirler için gerekli; yumurta, süt, istiridye, bezelye, domates, marul, karnabahar, greyfurt, badem, mısır, karpuz, lahana
• Magnezyum: Tüm yeşil yapraklı sebzeler, patates kabuğu, kuru üzüm, ekmek, badem, bezelye, kuru fasulye, sarımsak, yengeç, elenmemiş undan yapılmış ekmek, kakao, badem, fıstık, susam, baklagiller, bulgur, esmer pirinç, kuru incir ve kayısı, patlıcan, havuç
• Çinko. Stresle savaşta önemli gıdalar; popcorn (patlamış mısır), müsli, yağsız et, istiridye, peynir, yumurta sarısı,zencefil kökü, buğday ürünleri, karaciğer, susam, fıstık, kakao, esmer pirinç, badem, bezelye, turp, elenmemiş undan yapılan ekmek.
• Selenyum.Deniz ürünleri, susam, mantar, lahana, tavuk, karaciğer,
• Et, çay, alkol, rafine gıdalar, beyaz un, beyaz şeker, yüksek yağ alımı, gazlı içeceklerden uzak durmalı. Stres anında salgılanan adrenalin hormon salgısını artırıyorlar (özellikle kola,çay, kahve içeren kafein). Bu gıdalar sinir sistemini etkiler, uykusuzluk ve kızgınlık gibi duygulara neden olur.
• Azar azar yemeli ve açken yemek yemeli.Çiğneyerek yemek yenmeli. Sindirim ve metabolizmanın iyi çalışması stres için altın kurallar arasındadır.
• Ginseng, yeşil çay, papatya ve melisa çayı sinir sistemini sakinleştirir.

AROMATERAPİ

Stresin bedenimize verdiği zararı tedavi edebilmek açısından yöntemlerden biri olarak ta aromaterapiyi ele aldım. Bir parfüm kokusunun içimizde uyandırdığı dirilme hissi veya limon kolonyasının verdiği ferahlatıcı etkiyi düşünürsek kokuların hayatımızdaki etkisini daha iyi anlayabiliriz. Kolaylıkla uygulanabilecek reçeteler olduğu gibi, belirli yan etkileri olabilecek yağlar bulunduğunu bildiğimden, öncelikle aromaterapi uygulamasının mutlaka bir uzman tarafından uygulanması gerektiğini hatırlatmakta fayda var diye düşünüyorum.

Aromaterapi, kokuları kullanarak tedavi anlamına geliyor. 6000 yıllık bir geçmişe sahip olmakla beraber, günümüzde yaygınlaşması son yıllarda hız kazanmıştır. Hastanelerde lohusalara ağrı dindirmek amaçlı, kanser hastalarına kemoterapinin yan etkilerini azaltmak amacıyla uygulanmaktadır. Binlerce yıl öncesinde Mısır Uygarlığı mumya yapımında bitkisel yağlardan faydalanmıştır. Sonrasında pek çok medeniyet tarafından banyo sonrası masaj yapılarak veya güzellik alanlarında kullanılmıştır.

Aromaterapi, yoga felsefesi gibi vücut ve ruhu bir bütün olarak ele alır. Bedenimizde meydana gelen bir rahatsızlık ruhumuzda da aynı olumsuz etkileri oluşturabilir. Yoga uygulaması esnasında nefes ve asanalar yardımıyla vücut ve zihnin birbirini desteklemesi sağlandığı gibi, koku tedavisi uygulaması da yağların kullanımı ile bedendeki dengeyi amaçlar.

Aromaterapi kişiye özel uygulanır. Hastalıkların her bireyde farklı aşamalar göstermesi bu ruh ve beden arasındaki ilişkiden kaynaklanır.

Koku, duyular içersinde en önemli olanıdır. Bazen bizi ferahlatır, bazen de mide bulandırır. Kokular ruhsal durumumuzu etkiler. Hafızamızı canlandırır ve içerikleri itibariyle hem psikolojik hem de fizyolojik anlamda sıkıntılarımıza etkili olurlar.

150 çeşit aromaterapi yağı vardır. En bilinenleri, gül, yasemin, lavanta bitkilerinden elde edilen yağlardır. Stres kaynaklı pek çok soruna iyi geldiği bilinmektedir.

Huzursuzluk, gerginlik, uykusuzluk
Deri döküntüleri, egzama
Baş ağrısı, migren
UYGULAMA

Masaj yoluyla
Banyo suyuna katarak
Odamızı kokulandırarak
Teneffüs (Buğu yaparak).yalnız astım ve benzeri rahatsızlığı olanlar solunum yoluyla uygulama yapmamalıdır.
Kompres yoluyla
Tuvalet kokusu-sifon suyuna birkaç damla karıştırılabilir.
Aromaterapi keseleri, mumları, sabunları, taşları kullanarak uygulanabilir.
DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN NOKTALAR:

Hamilelere, çocuklara ve alerjik bünyelilere uygulanmamalıdır.

Hiçbir şekilde gözlere uygulanmamalıdır.

Ağız yoluyla alınmamalıdır.

Yorum (2) Yorum yaz!

Eşimizin Sevgi Deposunu Nasıl Doldururuz?

Eşimizin Sevgi Deposunu Nasıl Doldururuz?



(Baylar bu tavsiyeler size... Eşiniz kuru ekmekle yaşayamaz, zaman zaman da yağ sürmek gerekir.)

 Eve geldiğinizde ona selam verip, dokunun.

 Ona günü hakkında, ne yaptığıyla ilgilendiğinizi gösteren belirli sorular sorun. (Doktorla randevun nasıl geçti? Gibi...)

 Kendinizi, dinlemeye ve soru sormaya alıştırın.

 Onun sorunlarını çözmeye çalışmak yerine anlayış gösterin.

 Eşinize yirmi dakika sürekli yoğun ilgi ve dikkat gösterin.(Bu süre içerisinde gazete okumayın, televizyon seyretmeyin.)

 Özel günlerin dışında da ara sıra çiçek götürün.

 Genelde yemek yapmak onun göreviyse ya da sıra ona gelmiş, ama yorgun ve meşgul görünüyorsa, yemeği kendiniz hazırlamayı teklif edin.

 Görünüşüne iltifat edin.

 Bir şeye canı sıkıldığında onu dinleyin ve hak verin.

 Yorgun olduğunda yardım etmeyi önerin.

 Yolculuklarda iki ayağını bir pabuca sokmamak için fazladan zaman ayırın.

 Geç kalacağınız zaman arayıp haber verin. (Her ne kadar Faruk Bey – benim değerli müdür arkadaşım- “ Ben öyle şeyler yapamam” dese de...)

 Yardım edip edemeyeceğinizi sorduğunda, onu buna pişman etmeden evet ya da hayır deyin.

 Eğer genelde bulaşığı o yıkıyorsa ara sıra , yorgun olduğu günlerde siz yıkamayı önerin. ( Ya da biraz paraya kıyıp bulaşık makinesi alın.)

 Dışarı çıkarken , herhangi bir şeyin lazım olup olmadığını sorun; ama sakın benim yaptığım gibi almayı unutmayın.

 İşten arayıp hal hatır sorun, heyecan verici bir olayı paylaşın ya da ona , onu sevdiğinizi ifade edin.

 Çöp kovası dolduğunda fak edip dökmeyi önerin. (Siz de hep öneriyorsunuz. Ne kadar uyanıksınız. Kardeşim, alın o çöp kovasını götürüp dökün.)

 Onunla çıkmadan önce kendi arabanızı temizleyip yıkayın.

 Duygularını paylaşırken sabır gösterin, saatinize bakmayın.

 Kalabalıkta sevginizi gösterin.

 Sizinle televizyon seyrederken kanalları değiştirip durmayın.

 Ona sevdiği şeyleri ikram edin. (Bunun için önce neyi sevdiğini öğrenin; ama bunu sakın çaktırmayın)

 Tiyatro , konser, sinema ya da sevdiği başka bir sanat türü ya da sosyal faaliyet için teklifte bulunun.

 Her ikinizin de resmi giyinebileceğiniz fırsatlar oluşturun.

 Geciktiğinde ya da üstünü değiştirirken anlayışlı olun.

 Kalabalıkta başkalarından çok ona ilgi gösterin.

 Eşinize çocuklarınızdan daha fazla önem verin. ( Ya da öyle olduğunu sanmasını sağlayın)

 Özel günlerde resimlerini çekin.

 Küçük, romantik kaçamaklar yapın.

 Tatillerde eğer yalnız(baş başa) kalabiliyorsanız, bol bol beraber gezip dolaşın ve sohbet edin.

 Bayramlarda, özel günlerde not yazın ve eşinizle duygu yoğunluğu yaşayın.

 Kendini nasıl hissettiğini fark edip bunu belirtin; “ Bu gün çok mutlu görünüyorsun” ya da “ Yorgun görünüyorsun” gibi. Sonra , “ Günün nasıl geçti?” gibi sorular sorun.

 Eşinizi bir yere götürürken, yolu bulma sorumluluğunu ona bırakmamak için gideceğiniz yolu iyice inceleyin.

 Eşinizi özel gezi ve ziyaret yerlerine götürüp farklılıklar yaşayın.

 Bir aşk mektubu ya da şiiriyle onu şaşırtın.( Dikkat!!! Mutlaka eşinize yazılmış olmalı. Aman yanlışlık yapmayın.)

 Eşinize ilişkinizin başında davrandığınız gibi davranın.

 Evde bir şeyler onarmayı önerin.” Biraz zamanım var, neler onarılacak?” diye sorun. Yapabileceğinizden fazlasını üstlenmeyin. ( Onarmak için, televizyon, radyo gibi elektronik eşyalar haricinde eşya seçin.)

 Ona arabanın kapılarını açın. (Bir erkek eşine arabanın kapısını açıyorsa iki nedeni vardır; ya eşi ya da arabası yenidir...)

 Marketten alınanları taşıyın.

 Ağır kutuları taşıyın.

 Yolculuklarda bagajlarla ilgilenin ve arabaya siz yerleştirin.

 Yemek pişirdiğinde iltifat edin.

 Onu dinlerken gözlerine bakın.

 Eşinizle konuşurken ara sıra ona dokunun.

 Gün içinde neler yaptığıyla, okuduğu kitaplarla ve görüştüğü insanlarla ilgilenin.

 Onu dinlerken ilgilendiğinizi belli eden sesler çıkarın.

 Kendini nasıl hissettiğini sorun.

 Hastayken hatırını sorun.

 Yorgunsa çay yapın

 Ayrılırken onu öpün ve hoşça kal deyin.

 Yaptığı esprilere gülün.(Zor da olsa mutlaka gülün)

 Sizin için bir şeyler yaptığında teşekkür edin.

 Baş başa kalmak için fırsat oluşturun.

 Özel anlarda ya da size içini dökerken telefona cevap vermeyin.

 Kısa da olsa birlikte çıkın ve gezin.

 Bir piknik düzenleyin.

 Onu çocuklar olmadan yürüyüşe çıkarın.

 Uzaktayken onu özlediğinizi söyleyin.

 Eve gelirken ararda sırada sevdiği pasta ya da tatlıyı çiçekle beraber getirin.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Mutlu Olmak Icin???

Mutlu Olmak Icin???


MUTLU OLMAK İÇİN KARŞINIZDAKİ KİŞİNİN KİŞİLİK YAPISINI ÖĞRENİN!(*)

“Ellinci evlilik yıldönümünü kutlayan bir çiftin hikayesi şöyledir: Erkek mutfağa giderek bir tost ve süt hazırlar. Yemeğin hazır olduğunu bildirmek üzere karısına seslenir. Kadın mutfağa girip içeri göz atar atmaz göz yaşlarına boğulur. Şaşkın koca büyük bir merak içerisinde karısını kucaklayıp ne olduğunu sorar. Kadın, gözlerinden hala yaş gelirken, hayatlarının en önemli gecesinde daha düşünceli davranıp kendisine ekmeğin köşesini vermesi gerektiğini söyler. Bir süre sessiz kalan erkek sonunda konuşur: “ Ama neden tatlım burası ekmeğin en sevdiğim yeri!”

İletişimde yapılan en büyük hatalardan biri insanlardaki farklı zeka ve farklı kişilik motiflerinin dikkate alınmaması ve herkesi kendimiz gibi görmemizdir. Bir düşünün, Kendinizi ne kadar tanıyorsunuz? Arkadaşlarınızı ne kadar tanıyorsunuz? Eşinizi ne kadar tanıyorsunuz? Çocuğunuzu ne kadar tanıyorsunuz? İş arkadaşlarınızı ne kadar tanıyorsunuz?
İnsanlar; kadın ya da erkek çok farklı kişilik özellikleriyle doğarlar. Bu kişilik özelliklerinin güçlü tarafları vardır, zayıf yanları vardır. Kişiler kendi kişilik özelliklerini bilirlerse sivri yönlerini törpüleyip, zayıf yanlarını güçlendirerek mükemmel insan olma yoluna gidebilirler.
Aşağıda erkek ve kadınlarının sahip olabilecekleri 9 ayrı kişilik yapısından kısa örnekler verilmiştir.

1-Mükemmeliyetçi: Aklı başında, objektif, mantıklı, ahlakçı, rasyonel, ihtiyatlı, mükemmeliyetçi, detaylara dikkat eden,

2-Yardımsever: Sıcak, sevgi dolu, düşünceli, ilgili, yardımcı, fedakar, sıcakkanlı, bakıcı, yönlendirici,

3-Başarı Merkezli: Göze çarpan, etkileyici, kendini adapte edebilen, hayranlık uyandıran, başarı merkezli, motivator,

4-Özgün ve Ferdi: Hassas, farklı, özel, kendinin farkında,sezgileri güçlü, derin ve sakin, kendisine karşı dürüst,

5-Araştırmacı-Gözlemci: Kavrayışlı, meraklı, özü kavrayabilen, derununa vakıf olabilen, objektif, zihni/şuuru sürekli alarmda, kendi dünyasına çekilmiş, gözlemci,

6-Sadık Sorgulayıcı: Güvenilir, bel bağlanılabilir, sadakat, komplo teorileri, tedbirli, dikkatli, sorgulayıcı,

7-Coşkun-Maceraperest: Aşklı şevkli, özgür ruhlu, spontane, şen şakrak, enerjik, iyimser, sabırsız,

8-Meydan Okuyan-Adil: Güçlü, adaletli, iddialı, hakkı/nı savunan, hareket insanı, bağımsız, dirençli,sıhhatli,

9-Barışçıl: Durağan, nazik/ince/nazenin, arkadaş canlısı, geçimi kolay, doğal, rahat, akıllı uslu.

En popüler olan ve hayatta sıkça karşılaştığımız kişilik yapılarından birkaç tanesini Abdullah Şahin, “Eşinize Yeniden Aşık Olmanın Yolları” adlı kitabında detaylı bir şekilde incelemiş.Sizlerle paylaşalım.


Lider Yapılı, Güçlü Kolerik Kişilik Tipi:

“Mesela , bazı erkek ve kadınlar “Lider Yapılı, Güçlü Kolerik” dediğimiz kişilik yapısına sahiptirler. Bu yapıdaki erkek ve kadınların:

İstekleri: Kontrol altına almaktır.

Duygusal İhtiyaçları : İtaat duygusu, başarısı için takdir görme ve yeteneklerine güven.

En Güçlü Yönleri: Her şeyin sorumluluğunu alabilir, çabuk ve doğru yargıda bulunma yeteneğine sahiptirler.

En Zayıf Özellikleri: Çok zorba ve tahakkümcü davranışları vardır. Duyarsız ve sabırsızdırlar.Görevleri devretmeye ve başkalarına güvenmeye isteksizdirler.

Bunalıma Girdiği Zaman : Yaşamı kontrolü altında tutamaz ve insanlar işleri onun gibi yapamazlar.

Korktuğu Şeyler: Herhangi bir şeyin kontrolünü kaybetmek, örneğin bir işi kaybetmek, terfi edilmemek, ciddi bir biçimde hasta olmak, asi bir çocuğa ya da kendisini desteklemeyen bir eşe sahip olmak.

Hoşlandığı İnsan Tipi: Destekleyici ve boyun eğen.Olayları kendi bakış açısıyla gören, hemen işbirliği yapan ve puanı başkalarının almasına izin veren.

Hoşlanmadığı İnsan Tipi: Tembel ve sürekli çalışmakla ilgilenmeyen, otoritesine karşı gelen, bağımsız davranan ya da sadık olmayan.

İşteki Değerli Yanları: Herkesten daha kısa zamanda daha çok şey başarabilir. Genellikle haklıdır, ama soruna yol açabilir.

Gelişme Ortamı: Başkalarının karar vermesine imkan tanır, otoriteyi dağıtır, daha sabırlı olur; ancak bütün bunlar herkesin kendisi gibi üretmesini beklemezse olur.

Lider Olarak: Sorumluluk alma duygusu vardır. Neyin iyi sonuç vereceğini hemen sezebilir. Başaracağına içtenlikle inanır, ama daha pasif insanları da bunaltabilir.

Eş Tercihi: Sessizce itaat eden, otoritesine karşı gelmeyen; ama asla yeterince başarılı olmayan ya da kendi projeleri için heyecan duymayan Barışçıl Soğukkanlılar.

Strese Tepkileri: Kontrolü sıkılaştırır, daha çok çalışır, uygulamaya yönelir ve suçluyu başından savar.

Bilinen Özellikleri: Tez canlı tutum, kontrolü çabuk yakalama, özgüven, hiç durmama ve gücünü kullanma.

Lider Yapılı , güçlü kolerik erkek ve kadınlar, zayıf yönlerini (Benim söylediğim olacak. Benim görüşüm doğrudur, siz bilmez ve beceremezsiniz. Görüşünüz kısa, hemen ve doğru yapmıyorsunuz vb.) ve zayıf özelliklerini törpülerlerse başarılı olurlar. Başkasının da görüşü, duyuşu olduğunu, herkesin kendisine ,görüş ve düşüncelerine değer verilmesini istediğini, önemli olanın ben anlayışı değil biz anlayışı olduğunu, insanlar istemediği müddetçe baskı ve zorlamanın işe yaramayacağını, ilişkilerde içten ve arkadaşça olunmadığı müddetçe başarılı olunamayacağını anlar ve bunları düzeltilerse, zayıf yanlarını güçlendirmiş olurlar. Herkes tarafından sevilen sayılan, kabul edilen bir lider kişiliğe sahip olurlar.




Barışçıl Soğukkanlı Tipler:

Bazı kadın ve erkekler de devamlı herkesle uyumlu olan Barışçıl Soğukkanlıdırlar. Bu yapıdaki kadın ve erkeklerin özellikleri ise:

İstekleri: Hiç çatışma yaşamamak, huzuru korumak için her fedakarlığa katlanmak.

Duygusal İhtiyaçları: Saygı duyusu, değer verildiğini hissetme, anlayış duygusal destek.

En Güçlü Yönleri: Dengeli, hatta düzenlidir. İnce bir espri duygusu vardır ve kişiliğinden genelde hoşlanır.

En Zayıf Yönleri: Kararsızdır, coşkusu ve enerjisi yetersizdir. Açıkça görünene kusurları yoktur. Gizli bir demirden iradeye sahiptir.

Bunalıma Girdiği Zaman: Hayat çelişkilerle dolu olur. Kişisel olarak göğüs germek zorunda kalıp kimseye yardım etmek istemez .

Korktuğu Şeyler : Büyük bir kişisel sorunla uğraşmak, sorumluluk taşımak, büyük değişiklikler yapmak zorunda kalmak.

Hoşlandığı İnsan Tipi: Onun için karar verecek, güçlü yönlerini kabul edecek, ihmal etmeyecek ve saygı gösterecek insanlar.

Hoşlanmadığı İnsan Tipi: Fazla hırslı, çok gürültücü ve ondan çok şey bekleyen insanlar.

İşteki Değerli Yanları: İş birliği yapar, sakinleştirici bir etkisi vardır. Huzuru sağlar, çekişen kişiler arasında arabuluculuk yapar ve sorunları objektif olarak çözer.

Gelişme Ortamı : Hedef belirleyip kendisini motive eder.Daha fazlasını yapmayı ve beklenenden çabuk davranmayı arzular. Başkalarının sorunlarını hallettiği gibi kendi sorunlarıyla da yüzleşebilir.

Lider Olarak: Sakin ve kendisine hakimdir. Ani karar vermez. Herkes tarafından sevilir ve zararsızdır. Sorun çıkarmaz fakat sık sık yeni parlak fikirlerle de ortaya çıkmaz.

Eş Tercihi: Güçlü yönlerine ve kararlılıklarına saygı duyduğu için Güçlü Koleriklere hayrandır; fakat, Barışçıl Soğukkanlı, daha sonra oraya buraya çekiştirilip küçük görülmekten yorgun düşer.

Strese Tepkileri: Kaçar, televizyon seyreder, yemek yer, yaşama uyum sağlayamaz.

Bilinen Özellikleri: Sakin yaklaşım, rahat duruş, mümkün olan her an oturma ya da uzanma.

Mükemmeliyetçi Melankolik Tipler :

Bazı kadın ve erkekler ise, her şeyi düzgün ve eksiksiz yapan, yapamadığı zaman bunalıma giren Mükemmeliyetçi Melankoliktirler. Bu yapıdaki kadın ve erkeklerin özellikleri ise:

İstekleri : Düzgün, eksiksiz, hemen başlayayım.

Arzusu : Düzgün yapmak.

Duygusal İhtiyaçları : Denge duyusu, mekan, sessizlik, duyarlılık ve destek.

En Güçlü Yönleri: Planlama yeteneği vardır. Uzun vadeli hedefler belirler. Yüksek standart ve ideallere sahiptir. İyi analiz yapar.

En Zayıf Yönleri: Kolaylıkla bunalıma girer, hazırlık için çok zaman harcar, ayrıntılara odaklanır. Olumsuzlukları hatırlar ve başkalarına şüpheyle yaklaşır.

Bunalıma Girdiği Zaman : Yaşam düzensizdir, standartlarını tutturamaz. Hiç kimse ona aldırış etmiyor olarak görür.

Korktuğu Şeyler : Gerçek duygularını kimsenin anlamamasından yakınmak, hatalar yapmak ve standartlarından ödün vermek zorunda kalmak.

Hoşlandığı İnsan Tipi : Ciddi, entelektüel, derin ve akıllıca sohbet edebilen.

Hoşlanmadığı İnsan Tipi: Zekası düşük, unutkan, geciken, düzensiz, yapay, kaçamak yanıt veren ve ne yapacağı sezilemeyen.

İşteki Değerli Yanları : Ayrıntı duygusu, analiz tutkusu, sabırlı olma, yüksek standartta performans, acı çekenlere karşı şefkat gösterme.

Gelişme Ortamı: Başkalarının mükemmeliyetçi olmasında ısrar etmezse hayatı çok ciddiye almaz.

Lider Olarak : İyi organizasyon yapar. İnsanların duygularına karşı duyarlıdır. Yaratıcılığı vardır. Kaliteli performans ister.

Eş Tercihi : Kişilikleri ve sosyal becerileri için popüler Optimistlere yakındır; ama kısa zamanda onları susturup bir programa bağlar ve bir karşılık alamadığı zaman bunalıma girer.

Strese Tepkileri : Kabuğuna çekilir, bir kitaba dalar , bunalıma girer, vazgeçer ve sorunlarını herkese anlatır.

Bilinen Özellikleri : Ciddi, duyarlı, terbiyeli tutum, kendisini küçümseyen yorumlar, titiz ve bakımlı görünüş. ( Hippi tipi entelektüeller, müzisyenler , şairler hariç olmak üzere tabii; bunlar elbiselere ve görünüşe dikkat etmenin dünyevi bir tavır olduğunu ve insanı içsel güçlerinden uzaklaştırdığını düşünürler.)

Popüler Optimist Tipler :

Bazı kadın ve erkekler ise çok hareketli, şakacı ve devamlı tebessüm etmeyi başarabilen Popüler Optimist Tiplerdir. Bunların kişilik özellikleri :

Arzusu : Eğlenmek, gününü gün edip, zor işleri başkalarına yaptırmaktır.

Duygusal İhtiyaçları : İlgi, şefkat, onay ve kabul görmek.

En Güçlü Yönleri : Bilgisi olsun olmasın, her yerde her zaman her şey hakkında konuşabilir. Coşkulu bir kişiliğe , iyimserliğe, espri duygusuna, öykü anlatma yeteneğine sahiptir. İnsanlardan hoşlanır.

En Zayıf Yönleri: Düzensizdir, ayrıntıları ya da isimleri hatırlayamaz, abartır, h,ç bir şey hakkında ciddi değildir. İşlerin yapılmasında başkalarına güvenir; kolay aldanır ve saftır.

Bunalıma Girdiği Zaman : Yaşam eğlenceli değildir ve hiç kimse onu sevmiyordur.

Korktuğu Şeyler : Sevilmemek, sıkılmak, saate bağlı olarak yaşamak ya da harcadığı paranın kaydını tutmak.

Hoşlandığı İnsan Tipi : Dinleyen, gülen, öven ve onaylayan.

Hoşlanmadığı İnsan Tipi : Eleştiren, esprilerine yanıt vermeyen, kendisinin şirin olduğunu düşünmeyen.

İşteki Değerli Yanları : Renkli yaratıcılığı, iyimserliği, rahatlatıcı olması, başkalarını neşelendirip eğlendirmesi.

Gelişme Ortamı : Düzenli olur, çok konuşmaz. Saate bakmayı öğrenirse gelişir.

Lider Olarak : Başkalarını heyecanlandırır, ikna eder. Esin kaynağı olur, cezbeder ve eğlendirir fakat unutkandır ve sabırlı olamaz.

Eş Tercihi : Duyarlı ve ciddi Mükemmeliyetçi Melankoliklere yakındır; ancak kendisine sürekli yetersiz ve aptal muamelesi yapılmasından çabuk sıkılır.

Strese Tepkileri : Sahneyi terk etme, alışverişe çıkma, eğlenceli bir grup bulma, bahaneler yaratma ve başkalarını suçlama.

Bilinen Özellikleri : Sürekli konuşma, yüksek ses, parlak gözler, hareketli eller, renkli ifadeler, coşku ve kolay kaynaşma yeteneği.

Tabi insanlar bu kişilik yapılarından sadece birisini taşımayabilirler. Birden fazla kişilik yapısını üzerlerinde bulundurabilirler. Bir tanesi diğerlerine biraz baskındır. Bir kadın ya da erkek Güçlü Kolerik- Barışçıl Soğukkanlı veya Güçlü Kolerik- Melankolik ya da Güçlü Kolerik- Optimist olabilir. İletişimde ya da ilişkilerde eşimizin kişilik yapısını bilmemiz, aile huzur ve mutluluğu adına büyük bir avantaj olacaktır. Kavga ve tartışmalar olmayacaktır.
Her eş, kendisinin ve eşinin kişilik yapısını bilmelidir. Zayıf ve güçlü yanlarını tespit etmeli, özellikle sevgi dilleriyle ilişkilerini düzenlerken, eşinin hangi desteğe, değişime ve gelişime ihtiyacı var tespit etmeli ve nasıl yardımcı olacağını öğrenmelidir. (1)

1- Abdullah Şahin- Eşinize Yeniden Aşık olmanın yolları , s.142
( * ) Mahmut AÇIL’ın “Sevgiye İhtiyacım Var” isimli kitabından derlenmiştir....

Yorum (yok) Yorum yaz!

Mutlu olmak

Mutlu olmak

Sıkıntıları, üzüntüleri bir kenara atmak oldukça zor.


Zor gözükse de, insan istedikten sonra hepsinden kurtulabilir. Artık mutlu olmak benim de hakkım diyorsanız bu önerileri dikkate almalısınız:



İnsan zihninin dinç kalabilmesi için geleceğe dönük hiçbir endişeli fikir taşımaması gerekir. İnsanın yaşanmış bitmiş olan geçmişteki kötü anı ve acı hatıraları, güncel olaylardan hareketle bugüne asla taşımaması gerekir.

Stresli ve gergin bir hayat beyinde geri dönüşümsüz hücre göçüne yol açmaktadır. Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Arif Verimli bu konuda önemli uyarılarda bulunuyor.

- Asla bir eleştiri, öneri ya da teklif karşısında yetersizlik duygusuna kapılmayın.

- Asla kusursuz bir insan olmaya çalışmayın.

- Başkalarına hoş görünmek için şirinlik ve fedakarlık yapmayın, yapmak zorunda olduğunuzu düşünmeyin.

- 24 saati 3'e bölün. 8 saat uyuyun, 8 saat çalışın ve kalan 8 saatte lütfen sizi mutlu edecek bir şeyi yapın. Hobiler edinin, spor yapın, sanatsal faaliyetleri izleyin, sergileri gezin.

- Size yapılan eleştirileri reddedilmişlik olarak algılamayın.

- Mükemmeli değil elinizden geleni yapın.

- Kimse için önyargı taşımayın ve herkese karşı içinizden geldiği gibi davranın.

- Başkalarınca beğenilmek ve takdir edilmek beklentisi taşımayın, hiç kimsenin sevgisine muhtaç olmayacak kadar kendinizi sevin.

- Sizin doğrularınızın başkalarının doğruları olmayabileceğini bilin.

- Çevrenizdeki insanların hareket ve davranışlarını denetlemeyin, hiç kimsenin beyninden geçenleri okumaya ve yorumlamaya kalkışmayın, kimsenin de dillendirmediğiniz müddetçe sizin beyninizi okumasını beklemeyin.

- Çok okuyun. Okumayı ertelemeyin, okumaya yaşınız ilerlese bile devam edin. Çünkü okumak zihinsel faaliyetleri çalıştırır.

- Çok gergin ve kaygılı olduğunuz zaman şu nefes egzersizini yapın; iyi bir nefes almak iyi bir nefes vermekle başlar. Ağır derin ve sessiz olun. Nefes egzersizine başlamadan önce, sağ elinizi göbeğinizin hemen altına koyun, sol elinizi göğsünüzün üzerine koyun ve gözlerinizi kapatın. Nefes almadan önce ciğerinizi iyice boşaltın. Yeni bir nefes almak için birkaç saniye bekleyin. Ard arda iki derin nefes aldıktan sonra kesinlikle 4-5 kez de normal nefes alın. Tüm bu işlemleri günde 40 kez yapın ve bunu alışkanlık haline getirin.

- Akraba, aile ve kök bağlarınızı koparmayın. En azından özel günlerde onlarla olun.

Yorum (2) Yorum yaz!

Ramazan'la alakalı her şey

Orucu Bozup Kaza ve Keffareti Gerektiren Şeyler

1. Oruçlu olduğunu bilerek yemek ve içmek (yenilip içilen şey ister gıda, ister ilâç olsun).

2. Oruçlu olduğunu bile bile cinsel ilişkide bulunmak.

Karı-kocadan biri ötekine zorla cinsel ilişkide bulunduğu takdirde zorla ilişkide bulunana kaza ve keffaret, kendisine zorla ilişkide bulunulan kişiye de kaza lâzım gelir.

3. Ağzına giren yağmur, kar ve doluyu kendi isteğiyle yutmak.

4. Sigara içmek, öd ağacı veya anber ile tütsülenip dumanını içeri çekmek.

5. Enfiye çekmek.

6. Buğday ve arpa tanesi yutmak.

7. Dışardan bir susam tanesi kadar bir şeyi alıp yutmak.

8. Yenmesi alışılmış olan çamur, kil ve kömür gibi şeyleri yemek. (Bazı kimseler bunları severek yerler.)

9. Az miktarda tuz yemek.

10. Karısının veya sevdiği bir kimsenin tükürüğünü yutmak. (Bundan zevk aldığı için kaza ve keffaret gerekir. Başkasının tükürüğünden iğrendiği için bundan keffaret gerekmez.)

11. Kan aldırdıktan veya sadece karısını öptükten sonra orucu bozulduğu kanaatiyle bile bile orucunu bozmak.

Ramazan ayında niyet ederek oruca başlayan kimse, saydığımız şeylerden birini bilerek ve özürsüz olarak yaparsa orucu bozulmuş olur. Bozulan bu orucu kaza etmesi ve kasten bozduğu için de keffaret tutması gerekir.

Keffareti Düşüren Şeyler

Keffareti gerektiren bir şeyi yaparak orucunu bozan kimse, aynı gün oruç tutamayacak derecede hastalanır veya kadın ayhali yahut da lohusa olursa keffaret düşer, yani keffaret orucu tutması gerekmez. Ancak hastalığın kendi isteği dışında olması şarttır. Kendisi kasten hastalığa sebep olursa keffaret düşmediği gibi sefer mesafesinde bir yolculuğa çıkması ile de düşmez.

Orucu Bozup Yalnız Kazayı Gerektiren Şeyler

1. Pamuk ve kağıt gibi yenmesi mutad olmayan bir şey yutmak,

2. Bir defada çok miktarda tuz yemek,

3. Yenmesi mutad olmayan zeytin çekirdeği yemek. Yenmesi alışılmış olan çekirdeği yemek ise keffareti gerektirir.

4. Taş, toprak, demir, altın ve gümüş gibi şeyleri yutmak.

5. İçi olmayan ceviz ve badem yutmak. (Bunların içi olanları yenildiği takdirde keffaret gerekir)

6. Burnuna ilaç çekmek.

Bu, Ebu Hanife'nin görüşüdür. Buna göre; tedavî maksadıyla iğne yaptırmak orucu bozar ve kazayı gerektirir. Çünkü iğne vasıtasıyla vücuda verilen ilâç iç kısımlara kadar ulaşmaktadır.

İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed'e göre; tabiî olan yollar dışında vücudun başka tarafından açılan bir yoldan içeri giden ilâç orucu bozmadığı için iğne yaptırmakla oruç bozulmaz. Çünkü vücuda verilen ilâç ağız gibi tabiî bir yoldan değil, deriden açılan başka bir yoldan verilmektedir.

Ancak, ibadetlerde ihtiyatlı hareket etmek esas olduğundan Ramazanda iğne yaptırmak zorunda olan kimse bunu mümkünse iftardan sonra yaptırmalıdır.

Bu mümkün olmaz da gündüz iğne yaptırmak zorunda kalırsa, İmam Ebu Yusuf ile İmam Muhammed'in görüşlerini esas alarak orucuna devam eder ve bu orucunu daha sonra kaza etmesi gerekmez.

7. Ağzına aldığı boyalı iplik gibi şeylerin boyası ile rengi değişen tükürüğü yutmak.

8. Boğazına kaçan kar veya yağmuru kendi isteği olmayarak yutmak. (Kendi isteği ile yutarsa keffaret gerekir.)

9. Zorlama ile oruç bozmak.

10. Dişleri arasında nohut tanesi kadar kalan yemek kırıntısını yutmak.

11. Abdest esnasında ağzına ve burnuna su alırken kendi elinde olmayarak boğazına su kaçmak.

12. Unutarak yeyip içtikten sonra orucunun bozulduğunu zannederek yeyip içmek.

13. Ağız dolusu kusmak. (Kendi isteği ile).

14. Ağız dolusu gelen veya kendi isteğiyle getirdiği kusuntuyu mideye geri çevirmek.

15. Kendi isteği ile içine veya genzine duman çekmek. Kendi isteği ile olmazsa oruç bozulmaz. (İçeri çekilen duman sigara dumanı olursa keffaret gerekir.)

16. Güneş batmadığı halde-battı zannederek-iftar etmek.

17. İmsak vakti geçtiği halde daha vakit vardır zannederek yemek.

18. Cinsel ilişki dışında kadına dokunmak veya öpmek sonucu boşalmak.

19. Ramazan orucundan başka bir orucu bozmak. (Ramazan orucundan başka bir orucu bozmak sadece kazayı gerektirir.)

20. Ramazan orucuna niyet etmiyerek yeyip içmek. (Keffaret, niyet edilerek başlanan orucu bilerek bozmaktan lâzım gelir. Oruca niyet edilmeyerek yeyip içtiği takdirde sadece o günün orucunu kaza eder.)

Ancak mazaretsiz olarak ramazan orucunu tutmamak büyük günahtır.

21. Misafir iken oruca başlayıp ikamete niyet ettikten sonra yemek.

22. Mukim iken oruca başlayıp sefer mesafesi yolculuğa niyet ederek bulunduğu yerin sınırlarını geçtikten sonra orucu bozmak.

Sayılan bu şeylerden birini yapan kimsenin orucu bozulur ve bozulan orucun gününe gün kaza edilmesi gerekir.

Bunlardan biri ile orucu bozulan kimse akşama kadar orucu bozacak bir şey yapmamalıdır.

Gündüz iyileşen hasta, yolculuğu sona eren misafir, ayhali veya lohusalıktan temizlenen kadın, erginlik çağına gelen çocuk ve müslüman olan gayr-i müslim, Ramazan ayına saygı için günün kalan kısmında oruçlu imiş gibi akşama kadar orucu bozacak şeylerden sakınmaları uygun olur.

Oruca niyetlenen kadın gündüz ayhali veya lohusa olursa, orucunu bozması lâzımdır.

Kadın, henüz ayhali olmadan adet günümdür diyerek orucunu bozmamalıdır.

Hasta ve yolcu olup da oruç tutmayan kimselerin yemeden, içmeden durmaları gerekmez. Ancak bunlar açıktan değil de gizli olarak yerler.

Yorum (yok) Yorum yaz!

RAMAZANINIZ MÜBAREK OLSUN

islamiSanat.net tarafından Ramazan münasebetiyle dizayn edilmiş bir e-kart resmi.   
         
 

Orucu Bozup Kaza ve Keffareti Gerektiren Şeyler

1. Oruçlu olduğunu bilerek yemek ve içmek (yenilip içilen şey ister gıda, ister ilâç olsun).

2. Oruçlu olduğunu bile bile cinsel ilişkide bulunmak.

Karı-kocadan biri ötekine zorla cinsel ilişkide bulunduğu takdirde zorla ilişkide bulunana kaza ve keffaret, kendisine zorla ilişkide bulunulan kişiye de kaza lâzım gelir.

3. Ağzına giren yağmur, kar ve doluyu kendi isteğiyle yutmak.

4. Sigara içmek, öd ağacı veya anber ile tütsülenip dumanını içeri çekmek.

5. Enfiye çekmek.

6. Buğday ve arpa tanesi yutmak.

7. Dışardan bir susam tanesi kadar bir şeyi alıp yutmak.

8. Yenmesi alışılmış olan çamur, kil ve kömür gibi şeyleri yemek. (Bazı kimseler bunları severek yerler.)

9. Az miktarda tuz yemek.

10. Karısının veya sevdiği bir kimsenin tükürüğünü yutmak. (Bundan zevk aldığı için kaza ve keffaret gerekir. Başkasının tükürüğünden iğrendiği için bundan keffaret gerekmez.)

11. Kan aldırdıktan veya sadece karısını öptükten sonra orucu bozulduğu kanaatiyle bile bile orucunu bozmak.

Ramazan ayında niyet ederek oruca başlayan kimse, saydığımız şeylerden birini bilerek ve özürsüz olarak yaparsa orucu bozulmuş olur. Bozulan bu orucu kaza etmesi ve kasten bozduğu için de keffaret tutması gerekir.

Keffareti Düşüren Şeyler

Keffareti gerektiren bir şeyi yaparak orucunu bozan kimse, aynı gün oruç tutamayacak derecede hastalanır veya kadın ayhali yahut da lohusa olursa keffaret düşer, yani keffaret orucu tutması gerekmez. Ancak hastalığın kendi isteği dışında olması şarttır. Kendisi kasten hastalığa sebep olursa keffaret düşmediği gibi sefer mesafesinde bir yolculuğa çıkması ile de düşmez.

Orucu Bozup Yalnız Kazayı Gerektiren Şeyler

1. Pamuk ve kağıt gibi yenmesi mutad olmayan bir şey yutmak,

2. Bir defada çok miktarda tuz yemek,

3. Yenmesi mutad olmayan zeytin çekirdeği yemek. Yenmesi alışılmış olan çekirdeği yemek ise keffareti gerektirir.

4. Taş, toprak, demir, altın ve gümüş gibi şeyleri yutmak.

5. İçi olmayan ceviz ve badem yutmak. (Bunların içi olanları yenildiği takdirde keffaret gerekir)

6. Burnuna ilaç çekmek.

Bu, Ebu Hanife'nin görüşüdür. Buna göre; tedavî maksadıyla iğne yaptırmak orucu bozar ve kazayı gerektirir. Çünkü iğne vasıtasıyla vücuda verilen ilâç iç kısımlara kadar ulaşmaktadır.

İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed'e göre; tabiî olan yollar dışında vücudun başka tarafından açılan bir yoldan içeri giden ilâç orucu bozmadığı için iğne yaptırmakla oruç bozulmaz. Çünkü vücuda verilen ilâç ağız gibi tabiî bir yoldan değil, deriden açılan başka bir yoldan verilmektedir.

Ancak, ibadetlerde ihtiyatlı hareket etmek esas olduğundan Ramazanda iğne yaptırmak zorunda olan kimse bunu mümkünse iftardan sonra yaptırmalıdır.

Bu mümkün olmaz da gündüz iğne yaptırmak zorunda kalırsa, İmam Ebu Yusuf ile İmam Muhammed'in görüşlerini esas alarak orucuna devam eder ve bu orucunu daha sonra kaza etmesi gerekmez.

7. Ağzına aldığı boyalı iplik gibi şeylerin boyası ile rengi değişen tükürüğü yutmak.

8. Boğazına kaçan kar veya yağmuru kendi isteği olmayarak yutmak. (Kendi isteği ile yutarsa keffaret gerekir.)

9. Zorlama ile oruç bozmak.

10. Dişleri arasında nohut tanesi kadar kalan yemek kırıntısını yutmak.

11. Abdest esnasında ağzına ve burnuna su alırken kendi elinde olmayarak boğazına su kaçmak.

12. Unutarak yeyip içtikten sonra orucunun bozulduğunu zannederek yeyip içmek.

13. Ağız dolusu kusmak. (Kendi isteği ile).

14. Ağız dolusu gelen veya kendi isteğiyle getirdiği kusuntuyu mideye geri çevirmek.

15. Kendi isteği ile içine veya genzine duman çekmek. Kendi isteği ile olmazsa oruç bozulmaz. (İçeri çekilen duman sigara dumanı olursa keffaret gerekir.)

16. Güneş batmadığı halde-battı zannederek-iftar etmek.

17. İmsak vakti geçtiği halde daha vakit vardır zannederek yemek.

18. Cinsel ilişki dışında kadına dokunmak veya öpmek sonucu boşalmak.

19. Ramazan orucundan başka bir orucu bozmak. (Ramazan orucundan başka bir orucu bozmak sadece kazayı gerektirir.)

20. Ramazan orucuna niyet etmiyerek yeyip içmek. (Keffaret, niyet edilerek başlanan orucu bilerek bozmaktan lâzım gelir. Oruca niyet edilmeyerek yeyip içtiği takdirde sadece o günün orucunu kaza eder.)

Ancak mazaretsiz olarak ramazan orucunu tutmamak büyük günahtır.

21. Misafir iken oruca başlayıp ikamete niyet ettikten sonra yemek.

22. Mukim iken oruca başlayıp sefer mesafesi yolculuğa niyet ederek bulunduğu yerin sınırlarını geçtikten sonra orucu bozmak.

Sayılan bu şeylerden birini yapan kimsenin orucu bozulur ve bozulan orucun gününe gün kaza edilmesi gerekir.

Bunlardan biri ile orucu bozulan kimse akşama kadar orucu bozacak bir şey yapmamalıdır.

Gündüz iyileşen hasta, yolculuğu sona eren misafir, ayhali veya lohusalıktan temizlenen kadın, erginlik çağına gelen çocuk ve müslüman olan gayr-i müslim, Ramazan ayına saygı için günün kalan kısmında oruçlu imiş gibi akşama kadar orucu bozacak şeylerden sakınmaları uygun olur.

Oruca niyetlenen kadın gündüz ayhali veya lohusa olursa, orucunu bozması lâzımdır.

Kadın, henüz ayhali olmadan adet günümdür diyerek orucunu bozmamalıdır.

Hasta ve yolcu olup da oruç tutmayan kimselerin yemeden, içmeden durmaları gerekmez. Ancak bunlar açıktan değil de gizli olaraktan yemelidir.

 

    

YARATILIŞIMIZIN   GAYESİ                       

Yüce Rabbimiz, yaratılışımızın hikmetini, dünyaya gelişimizin gayesini Kur'an-ı Kerim'de şöyle bildiriyor:

"Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım." 2

Bu ayetten açıkça anlaşılıyor ki, yaratılışımızın asıl gayesi, Allah'a ibadet etmektir. Bu gayeye uygun olarak ibadet görevini yerine getirdiğimiz taktirde, hem Allah'ın rızasını kazanmış, hem de âhirette sonsuz ve mutlu hayata kavuşmuş oluruz.

Dünyaya gelmekten maksat; yalnız yiyip-içmek, yatıp-uyumak ve geçici zevkleri tatmin etmek değildir. Bu özellikler diğer canlılarda da vardır. İnsan kısa bir zaman için var olan, sonra yok olup giden bir varlık değildir. İnsan dünyaya, daha yüksek ve sonsuz bir hayata hazırlanmak için gönderilmiştir.

Dünya, ebedî âleme giden yolun üzerinde bir istasyon gibidir. İnsan belirli bir süre burada kaldıktan sonra yoluna devam edecektir.

Ölmek, yok olmak değildir. Ölüm, geçici olan dünya hayatından sonsuz olan ahiret hayatına geçiştir. İnsan ebediyet âleminin yolcusudur.

Bazı duraklarda belirli süreler kaldıktan sonra asıl yurduna varacaktır.

Peygamber Efendimiz bu yolculuğu şöyle ifade etmiştir:

" Ben dünyada bir ağaç altında gölgelenip sonra bırakıp giden bir yolcu gibiyim." 3

Şiirleri, asırlardan beri dillerde yaşayan Yunus Emre de bu gerçeği şöyle dile getirmiştir:

Bu dünyaya gelen kişi

Âhir yine gitse gerek,

Misafirdir, vatanına

Bir gün sefer etse gerek.

İnsan, dünyada ne ekerse, ahirette onu biçecektir. Bu sebeple, kısa ve geçici olan dünya hayatını çok iyi değerlendirmemiz gerekir.

Bu konuda Sevgili Peygamberimiz bizleri uyarmak maksadıyla şöyle buyuruyor:

"Beş şey gelmeden önce (diğer) beş şeyin değerini bil:

1. Ölümünden önce hayatının,

2. Hastalığından önce sağlığının,

3. Meşguliyetinden önce boş zamanının,

4. İhtiyarlığından önce gençliğinin."

5. Fakirliğinden önce zenginliğinin."4

Derslerine iyi çalışan, ödevlerini zamanında yaparak imtihanda başarılı olan öğrenci gibi, ibadetleri emredildiği şekilde zamanında yapmalıyız. Çünkü, Allah'ın hoşnutluğunu kazanarak sonsuz ve mutlu hayata kavuşabilmemiz, yapmakla yükümlü olduğumuz dinî emirleri ve ibadet görevlerini yerine getirmemize bağlıdır.

Ramazan Ayının Özellikleri

İbadetler belirli vakitlerde yapılır. Farz olan orucun vakti Ramazan ayıdır. Ramazan ayının dinimizde büyük bir önemi ve diğer aylar arasında seçkin bir yeri vardır. Bu sebeple oruç konusuna geçmeden önce Ramazan ayının taşıdığı özellikler hakkında bilgi vermek yararlı olacaktır.

Bu özellikler kısaca şunlardır:

1- İnsanlığı karanlıklardan çıkarıp aydınlığa kavuşturan Rabbimizin son mesajı Yüce kitabımız Kur'an-ı Kerim, bu ayda yeryüzüne inmeye başlamış ve böylece insanlık için yepyeni ve mutlu bir dönem başlamıştır.

Bu gerçek, Kur'an-ı Kerim'de şöyle bildirilmiştir:

"Ramazan ayı ki onda Kur'an, insanlara yol gösterici ve doğruyu yanlıştan ayırıcı belgeler olarak indirildi."7

Kur'an-ı Kerim Ramazan ayında inmeye başladığı için bu ay, bir anlamda Kur'an ayıdır. Kur'an-ı Kerimi Peygamberimize getiren büyük melek Cebrail, her yıl Ramazan ayında Peygamberimize gelir ve o güne kadar nazil olan Kur'an ayetlerini karşılıklı olarak birbirlerine okurlardı. Peygamberimizin bu dünyadan göçtüğü yılın Ramazanında bu durum, son olarak ve iki defa gerçekleşmiştir.

Ramazan ayında camilerimizde ve evlerde okunan ve cemaatin büyük bir manevi zevk ve huşû içinde dinlediği mukabele ve Kur'an hatimleri Cebrail ile Peygamberimiz arasında yapılan mukabelenin devam ettirilmesidir.

Bu vesile ile Kur'an okumanın fazileti ve manasını anlamaya çalışmanın önemini belirtmekte fayda vardır.

Kur'an okumak ve okunan Kur'an'ı dinlemek sevabı çok olan bir ibadettir.

Peygamber Efendimiz:

"Kim Allah'ın kitabı Kur'an'dan bir harf okursa onun için bir sevap vardır. Her sevabın karşılığı da on kat verilecektir" 8 buyurarak Kur'an okuyanlara verilecek sevabın miktarını belirtmiş, ayrıca Kur'an-ı Kerim'in okuyucularına şefaat edeceği Peygamberimiz tarafından bildirilmiştir. Şöyle buyuruyor:

"Kıyamet günü oruç ve Kur'an kul'a şefaatçi olurlar. Oruç:

- Ya Rabbi, ben onu gündüzleri yemekten ve zevklerinden alıkoydum. Şimdi beni ona şefaatçi kıl, der. Kur'an:

- Ya Rabbi, ben onu gece uykusundan alıkoydum. Şimdi beni ona şefaatçı kıl, der.

Her ikisi de şefaat ederler."9

Kur'an-ı Kerim, insanlığın kurtuluşu için gönderilen son ilâhî mesajdır. Onu okumak ibadettir. Ancak sadece okumak yeterli değildir. Müslümanın asıl görevi, Kur'an'ı okuyup manasını anlamaya çalışmak ve onun gösterdiği nurlu yoldan yürümektir.

Kur'an-ı Kerim'in gönderilişindeki sebeb ve hikmeti, yine Kur'an'dan öğreniyoruz.

Yüce Allah şöyle buyuruyor:

"Ey Muhammed! Sana bu mübârek kitabı (Kur'an'ı) ayetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlar diye indirdik."10

2. Âlemlere rahmet olarak gönderilen, yaratılmışların en faziletlisi, Allah'ın en sevgili kulu, son peygamber, Hz. Muhammed Aleyhisselâm'a peygamberlik görevi bu ayda verilmiştir. Mekke yakınlarındaki Hira mağarasında "oku" emri ile başlayan ilk Kur'an ayetlerini Hz. Muhammed'e tebliğ eden büyük melek Cebrail (a.s.) daha sonra ona "Sen Allah'ın Rasûlüsün (Peygamberisin) ben de Cebrailim" diye hitap ederek onun insanlığın kurtuluşu için peygamber olarak görevlendirildiğini bildirdi. Hz. Muhammed (s.a.s.)'in bu kutsal göreve başlaması ile karanlıklar içinde bocalayan insanlık için nurlu bir ufuk açıldı. Onun kalplere yerleştirdiği iman ışığı sayesinde cehaletin yerini ilim, zulmün yerini hak ve adalet, kin ve düşmanlığın yerini insan sevgisi aldı ve gerçek anlamda huzur ve kardeşliğin temelleri atıldı.

3. Bin aydan daha hayırlı olduğu Kur'an-ı Kerim'de bildirilen ve mü'minlere Allah'ın en büyük lütuf ve ikramlarından biri olan "Kadir Gecesi" de bu ayın içindedir.

Bu gece, müslümanların iyi değerlendirmesi gereken büyük bir fırsattır.11

4. İslâm'ın beş şartından biri olan, insanı nefsinin aşırı arzularından ve maddî ihtiraslardan kurtarıp yücelten ve âdeta melekleştiren oruç ibadeti, bu aya tahsis edilmiştir.

Ramazan gecelerinde cemaatin büyük bir coşku ile kıldığı teravih namazı da bu aya mahsus bir ibadettir. Oruçlunun derin bir huzur ve manevî zevk duyduğu sahur ve iftar sofraları da bu aya ayrı bir anlam kazandıran özelliklerdir.

İşte böyle özellikler ve manevî güzelliklerle dolu mübârek Ramazan ayı, mü'minler için manevî değeri çok büyük bir rahmet mevsimidir. Bu ayı, Yüce Rabbimize ibadet ederek ve insanlara iyilik yaparak değerlendirdiğimiz takdirde kazancımız büyük olacak ve ebedî saadetin kapıları bize açılacaktır. Bu ayı, "Evveli rahmet, ortası mağfiret, (günahların bağışlanması) sonu da cehennemden kurtuluş" 12 olarak nitelendiren Peygamberimiz, ayrıca mü'minlere şu müjdeyi veriyor:

"Ramazan ayı gelince; cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar kösteklenir." 13

Bu hadis-i şerifin ifade ettiği bir mânâ da şudur:

Ramazanda kendisini cennete götürecek iyi işler yapan mü'mine cennetin kapıları açılmış, cehenneme götürecek kötülüklerden sakındığı için de cehennem kapıları ona kapanmış demektir. Oruç sayesinde nefsine hakim olup şeytana uymadığı için de şeytanı etkisiz hale getirmiş olur. 14

Esasen Ramazan kelimesinin sözlük anlamı da, oruçlunun günahlardan arınacağını ifade etmektedir.

Şöyle ki:

Ramazan; yaz aylarının sonunda ve güz mevsiminin başında yağan ve yerdeki tozları temizliyen yağmur anlamındadır. Bu yağmur, nasıl yeryüzünü yıkayıp tozlardan temizliyorsa, Ramazan ayı da mü'minleri günahlardan öylece temizler.

Diğer bir anlamı da yanmaktır. Buna göre Ramazan ayı oruçlunun günahlarını yakarak yok eder demektir.

Her iki mânânın birleştiği nokta; oruçlunun bu ayda günâhlardan arınacak olmasıdır.

Müjde mü'minler size ihsân-ı rahmandır gelen

Şânına ta'zim için bu mâh-ı gufrandır gelen

Ondadır feyz-i hidâyet ondadır afv ü kerem

Kadrini bil mevsîm-i inzâl-ı Kur'an'dır gelen

Iyd-ı ekber her günü kadr-i mübârek her gece

Ehl-i imâna ne mutlu lutf-ı sübhandır gelen

Zulmet ü kasvetten âzâd etmeye sâimleri

Nûr-ı İslâm nûr-ı îmân nûr-ı irfandır gelen

Hâne-i kalbi temizle hoşça istikbâl için

Ni'meti mebzûl bir mihmân-ı zî-şandır gelen

El-hazer senden şikâyet etmesin yarın aman

Rûz-ı mahşer şâfi-i ashâb-ı isyandır gelen

Rahmet ü gufran hedâyâsıyla cennet bahşeder

Derde derman vasl-ı cânan ıtk-ı nîrândır gelen

Mâsivâdan sâim ol Remzî dilersen vasl-ı Hak

Râh-ı aşkı kullara ta'lîm-i Yezdan'dır gelen *

ORUÇ NİMETLERİN KIYMETİNİ  ÖĞRETİR

Nimet elde iken değeri gereği gibi bilinemez. İnsan sahip olduğu nimetlerin değerini ancak bunlar elden çıktıktan sonra anlayabilir. Fakat iş işten geçtiği için artık bunun yararı olmaz.

Oruç tutmakla bir süre nimetlerden uzak kalan kimse bunların değerini daha iyi anlar. Sahip olduğu nimetlerden bir süre uzak kalmak insana, onları daha iyi korumasını, israf etmemesini ve nimetleri kendisine veren Allah'a daha çok şükretmesini öğretir. Nimetlere şükür ise onların çoğalmasına vesile olur.

Allah Tealâ şöyle buyuruyor:

"Andolsun, şükrederseniz elbette (nimetimi) artırırım." 32

Oruçlu Sabırlı Olmayı Öğrenir

Sabır, başarıya ulaşmanın en önemli şartlarından biridir. Sahip olduğu helâl şeylere oruçlu olduğu için el sürmeyen kimse; iradesine hakim olmuş, nefsini zorluklara alıştırarak terbiye etmiş ve üstün bir meziyet kazanmış olur.

Böyle bir insan hayatta karşısına çıkabilecek sıkıntılar karşısında sarsılmaz, bunlara kolaylıkla sabreder ve güçlükleri yenerek başarıya ulaşır. Acılı ve üzüntülü durumlar karşısında sabır ve tahammül göstererek soğukkanlılığını korur.

Orucun askerlik ve yurt savunması bakımından da ayrı bir önemi vardır. Savaş zamanlarında cephedeki asker, yiyecek ve içecek bulamadığı zaman açlığa ve susuzluğa katlanmak zorunda kalabilir. oruç tutmaya alışmış olanlar, böyle zorluklara daha kolay dayanırlar.

 

Oruç, belirli bir süre basit bir aç kalma olayı değildir. Onu sadece bu yönüyle değerlendirmek son derece yanlış olur. Oruç, köklü bir irade terbiyesi, insanı kötü alışkanlıklardan temizleyen, çirkin davranışlardan uzaklaştıran ve iyi huylar kazandıran bir ahlâk eğitimidir.

Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyuruyor: "Her kim yalan söylemeyi ve yalanla iş görmeyi bırakmazsa Allah onun yemesini, içmesini bırakmasına değer vermez." 25

Bu hadis-i şerifte orucun yüksek hedefi açıkça gösterilmiş, oruç tuttuğu halde kötü huyları terketmeyenlerin oruçlarına Cenab-ı Hakk'ın değer vermeyeceği bildirilmiştir.

Konunun önemi hakkında peygamberimiz diğer bir hadis-i şerifinde biraz daha açıklık getirerek buyuruyor ki:

"Çok oruç tutanlar var ki onlara tuttukları oruçlardan sadece açlık ve susuzluk kalır. Çok gece ibadet edenler vardır ki onlara da bundan kalan sadece uykusuzluktur." 26

Bu kimseler, helâl olan şeylerden uzaklaştıkları halde, esas uzaklaşmaları gereken haramlardan uzaklaşmadıkları için ibadetlerinden bekledikleri karşılığı bulamayacaklardır.

Görülüyor ki orucun asıl gayesi, insanı kötülüklerden uzaklaştırarak olgunlaştırmak, ahlâk ve fazilet sahibi olmasını sağlamaktır.

İslâm bilginleri orucun üç mertebesi olduğunu bildirmişlerdir:

Birincisi; imsaktan akşama kadar yemekten, içmekten ve cinsel arzulardan sakınmak suretiyle tutulan oruçtur. Bu oruç, şartları yerine getirildiği için sahihtir. Ancak bunun gayesine ulaşması için oruçlunun ikinci basamağa yükselmesi lâzımdır.

İkincisi; birinci maddedekilerle birlikte, kulak, göz, dil, el, ayak ve diğer organları günahlardan uzaklaştırmak suretiyle tutulan oruçtur. Makbul olan oruç budur. Çünkü bu, organlar üzerinde olumlu etkisini gösteren ve sahibine ahlâkî faziletler kazandırarak gayesine ulaşan oruçtur.

Üçüncüsü; birinci ve ikinci maddedekilerle beraber gönlünde Allah'tan başkasına yer vermemek, kalbini Allah'tan başka şeylerle meşgul etmemek suretiyle tutulan oruçtur. Oruçta ulaşılan en yüksek derece budur. Peygamberlerin ve Allah'ın veli kullarının tuttuğu oruç budur.

Oruçlu, önce helâl olan yiyecek içecek ve cinsel arzularından geçici bir süre uzak kalarak iradesine hakim olmayı öğrenir. Bu irade terbiyesi ile organlarının her türlü kötülükten uzaklaşmasını sağlayan mü'min, nihayet kalbini de kötü duygulardan arındırarak âdeta melekleşir. Maddî bağlardan, fani ihtiraslardan uzaklaştıkça kulluğun zirvesine ulaşır ve Allah'a yaklaşır.

 

    ORUCU KİMLER TUTAR

Bir kimseye orucun farz olması için kendisinde şu üç şartın bulunması gerekir:

1. Müslüman olmak.

2. Akıllı olmak.

3. Erginlik çağına gelmiş bulunmak.

Bu şartları taşımayanlara oruç tutmak farz değildir. Ancak erginlik çağına gelmeyen çocukları, bün

Bir kimseye orucun farz olması için kendisinde şu üç şartın bulunması gerekir:

1. Müslüman olmak.

2. Akıllı olmak.

3. Erginlik çağına gelmiş bulunmak.

Bu şartları taşımayanlara oruç tutmak farz değildir. Ancak erginlik çağına gelmeyen çocukları, bünyelerine zarar vermeyecek şekilde oruç tutmaya alıştırmak uygun olur.

yelerine zarar vermeyecek şekilde oruç tutmaya alıştırmak uygun olur.

Yorum (2) Yorum yaz!

KOLA

 

 

KOLA VE SAĞLIK İLİŞKİSİ

Bir litre kolalı içecek yaklaşık 4

 

 

00 kalori eşdeğeri şeker, 0,15 gram kafein, değişik miktarlarda renk veren maddeler, orijinal tadı sağlayan kola özü ve esas önemlisi gazlı içecek olmasını sağlayan fosforik asit içeriyor.

 Yakın zamanda yayımlanan bütün araştırmalar başta çocukluk çağı olmak üzere büyük yaş gruplarında şişmanlık ile kola tüketimi arasında önemli bir bağlantı olduğunun üzerinde duruyor.

Kolalı içecekler bir taraftan kan şekerini hızlı bir şekilde yükselten, dolayısıyla insülin hormonunu arttırarak vücudun yağ depolamaya yönelmesine yol açan yüksek miktarda şeker içermesi nedeniyle, diğer taraftan süt ve süt ürünleri gibi sağlıklı beslenmenin temeli olan içeceklerin yerine geçtiği için şişmanlık riskini oluşturuyor.

Bunların dışında kola içme alışkanlığının fast food beslenmeye eşlik ettiğini ve kola ile birlikte daha fazla yemek yendiğini biliyoruz.

Bu nedenle çocukluk çağı şişmanlığı ve buna bağlı şeker hastalığının önemli bir sotun haline geldiği ABD’deki çocuk sağlığı otoriteleri çocukların kolalı içeceklerden uzak tutulmasını öneriyor.

Kola ve kemikler

Kolalı içeceklerin esas zararlı etkisi ise kemikler üzerinde oluyor.

Bundan 3 yıl önce Amerikan Tabipler Birliği’nin Çocuk Sağlığı Dergisi’nde kolalı içecek alışkanlığının lise öğrencisi kızlarda kemik kırıkları sıklığını 3 kat arttırdığını gösteren bir araştırma yayımlandı.

 Daha önce benzer yazılar yayımlayan bu araştırmacı, kolalı içecekler içindeki yüksek miktardaki fosforun kan fosforunu yükselterek kemiklerden kalsiyum kemiren paratiroid hormonu düzeyini arttırdığını ve bir süre sonra kalsiyumu azalan kemiklerin sağlamlıklarını yitirdiklerini öne sürdü.

Tıp literatüründe bu gözlemi destekleyen başka insan çalışmalarının yanı sıra benzer etkinin farelerde olduğunu gösteren araştırmalar da yayımlandı.

 Daha önce belirttiğimiz gibi kola içme alışkanlığı en önemli kalsiyum kaynağı olan süt ve süt ürünlerinin tüketimini azaltıyor ve ergenlik döneminde günde 800-1200 mg. olan kalsiyum ihtiyacının karşılanmasını önleyerek de kemik sağlığını olumsuz yönde etkiliyor.

Bunların dışında kolalı içeceklerin böbreklerden kalsiyum atılımını arttırdıkları, mide mukoza hücre döngüsünü bozduğu, diş çürüklerini belirgin bir şekilde arttırdığı, aşırı içilmesinin kas hastalığına (hipokalemik miyopati) neden olduğunu gösteren raporlar yayımlandı.

Şimdiye kadar kolalı içeceklerin insanlar için yararlı olduğunu gösteren bir araştırma yayımlanmadı.

Hiç kuşkusuz kolalı içecekler sigara gibi insan sağlığını doğrudan ve tehlikeli bir şekilde etkilemiyorlar ama bu onların masum olduğu anlamına gelmiyor.


Prof.Dr.Şükrü HATUN
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları
Anabilim Dalı

 

 

 

 

 

                                    ARKADAŞLIK

 


Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin,1 dizlerini bükerek oturduğunu gördüm. Oturuşunda onu öyle saygılı bir durumda görünce korkudan titremeye başladım.

Kayle radıyallahu anha. Ebû Dâvud.

 

 

2. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem oturduğunda biz de etrafına otururduk. Geri gelmek niyetiyle kalkmış ise, bir eşyasını orada bırakırdı. Sahabiler de onu anlar, yerlerinden kımıldamaz, dönüşünü beklerlerdi.

Ebû Derda radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

 

 

3. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Diğer bir kişi katılmaksızın, iki kişi aralarında fısıldaşmasın!"

İbn Ömer radıyallahu anh. Buhârî.

4. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Biriniz, kendisinin oturması için, kimseyi yerinden kaldırmasın! Lâkin meclisi genişletip, gelene yer açın ki, Allah da sizin yerinizi genişletsin!"

İbn Ömer radıyallahu anh. Buhârî.

 

5. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Biriniz yerinden kalkıp tekrar geri dönerse, oraya oturmakta herkesten daha fazla hak sahibidir."

Ebû Hureyre radıyallahu anh. Müslim.

 

 

6. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Oturulan yerlerin hayırlısı, en geniş olanıdır."

Ebû Saîd radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

 

 

7. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"İzinleri olmadan iki kişi arasında oturma!"

İbn Şuayb radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

 

 

8. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, beni karnım üzerinde yatarken gördü, "Bu yatış, Allahın nefret ettiği bir yatıştır," buyurdu.

Yaîş radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

 

 

9. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin yatağı, insanın kabrine konduğu şekildeydi. Mescid ise başı tarafındaydı.

Ümmü Seleme ailesinden bir ravi. Ebû Dâvud.
 

 

 

 

 

 

 

 

 

          

 

 

 

 

 

 

 

 

           

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                            EFENDİMİZ(S.A.V)

                           

                 CEBRAİL    (A.S.)'A      SORUYOR

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 Ya Cebrail   

             

 

 

 

Gelirimi,Kazancımı nasıl artırabilirim? Ne yapmalıyım?

                                                                                      Her Zaman Abdestli ol.             

 

 

 

Ya Cebrail

             Öldükten sonra Kabrimin dar gelmemesi için ne yapmalıyım?

                                                                         Devamlı TEBAREKE Suresini oku.

 

 

Ya Cebrail

             Zengin olmanın yolu nedir?

                                                     MÜZZEMMİL Suresini  her akşam oku.

 

 

YaCebrail 

            Namazlarda ALLAH 'ın  huzurunda gibi olmak için ne yapmalıyım.

                                                                   ABDEST almaya titizlik göster ve dikkatli abdest al.

 

 

Ya Cebrail

 

           Ben insanların en akıllısı olmak istiyorum?Ne yapmalıyım?

                                                                   ALLAH'tan kork.

 

 

Ya Cebrail

 

           Her zaman HAKKIN yolunda olmak istiyorum.Ne  yapmalıyım?

                                                                    ALLAH rızası için iyilik yap.

 

 

Ya Cebrail

 

           ALLAH'ın yanındaen sadık kul olmak istiyorum.Ne yapmalıyım?

                                                                      Gece- gündüz KUR'an oku.

 

 

Ya Cebrail

 

           Halkın gözünde küçülmemek için ne yapmalıyım.?

                                                                      NEFSİNE hakim ol.

 

 

Ya Cebrail

 

           Ömrümün uzun olması için ne yapmalıyım?

                                                                          Allah'a HAMD et.

 

 

Ya CEBRAİL

 

           Cehennemin ateşinden nasıl korununa bilirim?Ne yapmalıyım?

                                                                     Diline ,Gözüne,Eline, Beline hakim ol.

 

 

Ya Cebrail

 

            Günahlarımdan nasıl arınabilirim,ne yapayım?

                                                                   Allah yolunda tevbe et ve AĞLA.

 

 

Ya Cebrail

 

             Ağır bir insan olmak için ne yapayım?

                                                                  Kimseden HİÇ BİR şey isteme.

 

 

 

Ya Cebrail

 

             İffet perdemin yırtılmaması için ne yapmalıyım?

                                                                      Kimsenin ayıbını ortaya koyma.

 

 

Ya Cebrail

 

           Kıyamet korkusunu nasıl atlatayım?

                                                        Yemekten ve uykudan önce ALLAH'I zikret. 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

        

              

                TÜRK   EKONMİSİ    NEREYE  GİDİYOR

 

Dışarıdan Türkiye 'ye giren yabancı paralar uretim yatırımları olmayıp tüketime yönelik olup Türk insanını  üreten toplum olmaktan uzaklaştırmakta .

 Örneğin insanlarımıza yabancı bankaların kredi kullanmalarındaki

  çarpıklık dan anlaya bilirsiniz   özellikle   kullanılan kredi araba ,ev, çeşitli tüketim

malları için krediler verilmekte olup özellikle yabancı bankalar verdikleri kredileri  hemen geri dönecek şekilde insanlarımızı  ipotek altına almaktadırlar

 

                AYDIN   da  yabancı  bankalara yolum düştü... Bir arkadaşımın   taksitini yatırmak için

gitmiştim  yüzlerce insanların  banka vezneleri önünde kredi taksitleri yatırdıgna rasladım hiç bir

kişinin de para çektiğini görmedim  o anda yüreğimin parça parça olduğunu hissettim,düşünün

adamlar kaşıkla veriyor,kepçe ile topluyorladı.  Aynı gün TC.ziraat bankasına  gittim ecnebi baka   para   toplarken ziraat bankası para ,ödemesi yapıyor.

 

Ülkemizdeki yabancı bankalar topladıları mevuatları  Türk iyede  yatırım  yapmayıp  kendi ülklerine  türk insanının emegini  alıpgötürüyorlar ,   Diğer taraftan    yapılanlüks harcamaları yüzünden borçlanan insanımız ıngelirleri giderlerini karşılamadığıiçin.Geleceklri yabancı  bankalar tarafından ipotek  altına alınmktadır.

 

Bu  nedenle Türk insanının  uyanık olması vegelirine göre harcama yapmaları  vegerekli olan ihtiyaç malları alınmalıdır.

 

                                                                                                    

                                                                                                      Metehan                                     

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorum (yok) Yorum yaz!

Zamanı doğru geçirme yolları

            Kaliteli zaman

 

Öncelikle isterseniz kaliteli zaman ne demek onu açıklayalım. Kaliteli zaman; insanların vakitlerini en verimli, en güzel şekilde değerlendirdikleri zaman dilimidir. Peki biz bu kısacık ve değerli hayatımızda ne kadar kaliteli zaman geçiriyoruz? Başta kendimiz olmak üzere, ailemize, eşimize, dostumuza ne kadar vakit ayırıyoruz? İnsanlara böyle bir soru yönelttiğiniz zaman genellikle "işten güçten, hayattaki bir takım problemlerden vakit buldukça ilgilenmeye çalışıyorum" şeklinde bir yanıt almanız muhtemel... Fakat şöyle bir düşünecek olursak hayatta bizler için en önemli varlıklar olan ailemiz, eşimiz, dostumuzdur.

 Peki neden bizim için en önemli olan varlıkların önüne, rutin hayatımızdaki bir takım problemler veya iş güç gibi şeyler geçsin ki? Ben bunun yanlış olduğu kanaatindeyim. Çünkü her ne olursa olsun bu gibi şeyler bizim kendimize ve sevdiklerimize vakit ayıramayacağımız anlamına gelmez.

 

Bir tarafta işten güçten ve bazı problemlerden dolayı kendisine, yakın çevresindeki insanlara zaman ayıramayanlar varken diğer tarafta ise kesinlikle vakit ayırdığını söyleyenler de var. Peki acaba ayırdıklarını zannettikleri o zamanı inceleyecek olursak ne gibi şeyler çıkıyor karşımıza? Dilerseniz bu konuyu örneklerle inceleyelim;

İki kişilik bir aile düşünün, eşlerin ikisi de çalışıyor. Günlerinin çoğu iş yerinde çalışarak geçiyor. Eve geldiklerinde ise yorgunluktan kimsenin ağzını bıçak açmıyor. Çiftlerin her ikisi de kendi halinde uyku saatine kadar bir şekilde vakit geçiriyor. Zorunlu kalmadıkça konuşmuyorlar. Bu şekilde günler haftaları, haftalar ayları kovalıyor. Bir bakıyorsunuz ki normal olarak eşler birbirine birer yabancı olmuşlar. Paylaşımlar azalmış, olması gereken şeyler olması gerektiği için oluyor. Ama onlara soracak olursanız aynı evi paylaştıkları için ve dolayısıyla her akşam birbirlerini gördükleri için birlikte zaman geçirdiklerini ve aralarında geçen zorunlu diyalogları ise iletişim olarak kabul ettiklerini görürsünüz. Bunun sonucu ise hani şu hiç bir zaman kabullenemediğimiz aldatmalara kadar gidiyor.

 

Bir diğer örnek ise annemiz ve babamız... Onlarla ne sıklıkla görüşüyoruz? Zamanımızın ne kadarını onlara ayırıyoruz? Bayramdan bayrama mı, yoksa 15 günde bir yaptığımız kısa telefon görüşmeleriyle mi? Bizi büyüten, her türlü sıkıntımızı çeken, hayatta her zaman en iyi olmamız için uğraşan insanlara ayırdığımız vakit ne kadar? Şunu unutmamak lazım ki bir gün bunun için çok geç olabilir.

Son olarak çocuklarımız... Dünyaya getirmek için bin bir zorluk çektiğimiz, bizden başka tutunacak kimseleri olmayan minicik yürekler... Çok yakın bir zamanda bir olaya şahit oldum. Yakın bir tanıdığımıza misafirliğe gitmiştik, ilköğretim 2. sınıfa giden bir erkek çocukları var.

 Okulda yazılı sınav olmuşlar, 100 üzerinden 95 almış. Bu sevincini babası ve annesiyle paylaşmak istedi fakat onlar geçiştirerek "sonra konuşuruz oğlum" dediler. O heyecan ve mutlulukla bakan gözlerin yerini birden hüzün ve hayal kırıklığı aldı. Sonrası mı? Çocuklarınızla ilgilenmemeniz, onlarla vakit geçirmemeniz, daha doğrusu kaliteli vakit geçirmemeniz, bir gün karşınıza çok farklı şekillerde çıkabilir. İlgisizlik, sevgisizlik, paylaşımların az olması onları ileride farklı ilgilere, farklı sevgilere itebilir. Nasıl mı? İstatistiklere baktığınız zaman suç işleyenlerin çoğunun sosyal hayattan izole olmuş, çocukluğunda ilgisiz, sevgisiz ve ailesiyle kopuk ilişkilerle büyümüş, ailesiyle birlikte kaliteli zaman geçirememiş insanlar olduğu dikkatinizi çeker.

 

Üzerinde bu kadar durduğum bu konu, bazıları için çok basit gibi görünebilir. Ama inanın ki göründüğü kadar basit ve sıradan değil. Biraz düşünülecek olursa sanırım bana ve benim gibi düşünenlere hak vereceksiniz. Haftada en azından 2-3 gün ailemizle ve sevdiklerimizle kaliteli, yani baştan savma değil gerçekten onlara özel ayrılmış, sevildiklerini, ilgilenildiklerini hissettikleri birkaç saat geçirirseniz emin olun siz de onlar da hayatta daha mutlu ve başarılı olacaksınızdır. Ne dersiniz? Bu akşam bir değişiklik yapın, herkes odasından çıksın, elindeki işini bir süreliğine bıraksın, televizyon kapatılsın ve salonda toplanarak ortak, kaliteli zaman geçirin.

Yorum (yok) Yorum yaz!