stres nedir;stresle başetme yolları
bu hikaye çok güzelmiş dayanamadım papatyadiyarı...ından aldım
Ve hayatların kesiştiği noktadan “son”a !
Yollar vardır, dümdüz, alabildiğine ufuk çizgisine uzanan, engelsiz, kolay! Yollar vardır, virajlı, değil ufku, dönünce ne çıkar karşınıza bilemezsiniz... Hep endişe vardır, bilinmezliğe duyulan korku! Ve yollar vardır, kesişen, hiç ummadığınız zamanda ve hiç tahmin etmediğiniz yaşamlarla... Belki de birbirinden çok farklı ama benzer hissedişlerle... Yaşam sizindir sizin olmasına da, bir güç vardır çizen, kararları kendiniz verdiniz sanırsınız, aslında kalbinize ilham edilene uyarsınız yalnızca...
Hepimiz elimizde bir sonra ki nefes için verilmemiş senaryolarımız, kendi filmimizin başrolünü oynarız. oynarkende nâcizane minik senaryolar yazarız,
düşsel öyküler, işte onlardan biri!... :))
..yüreği yaşadığı herşeye rağmen coşkuyla çarpan bir papatya varmış, herşeye ve herkese rağmen yüreği hep umut dolu, neşe dolu, sadece gözleri ile yüreğini konuşturan, dili ile de hep mutluluk, hep hoşluk, hep sevgi aşılamak isteyen gönüllere... başarırmış da çoğu zaman, damla damla elmas dökülürken bile gözlerinden, gülümsermiş...
Hep “ben çok mutluyum!” dermiş. Espiriler yapar, muziplikler yapar, “en azından başka gönüller meftûn olsun” dermiş... Yüreğinin acıyan bölümüne düş bulutları serpiştirmiş, en çok orada zaman geçirirmiş! Bulutları hiç aralamazmış, çünkü araladığı anda simsiyah gökyüzü, gökgürültüsü ile çakan şimşekler, rahmet olgusundan uzak şiddetli yağmur, yıkılmış harabeye dönmüş bir yürek kentinin üzerine yağar görür ve korkarmış papatya... O yüzden hiç aralamazmış bulutları... “Almadan vermektir SEVGİyi aslolan” der ve öyle yaparmış... “Sevgiyi karşılıksız verdiğiniz de misli artarak döner zaten kişiye, ER yada GEÇ” dermiş... “Lüzumsuz bir inançla koparsalar da benim yapraklarımı, yine de kalan son yaprağım ‘seviyor’ diyerek umut olsun gönüllere, bu yeter bana! Gerçek sevgiyi umut besler, bilirim!” der, gülümsermiş... :)
Gülün gururuna, menekşenin güzelliğine, manolyanın cazibesine ve orkidenin asilliğine rağmen ben daha güçlüyüm dermiş, çünkü benim kocaman SEVGİ dolu bir yüreğim ve baktığımda ‘yürekleri gören’ gözlerim var!...
Gün gelmiş papatyanın sıradan yaşamı çetin yürek savaşları vermiş, gün gelmiş elmaslardan okyanuslar oluşturmuş da tek yıldızlar şahit olmuş, gün gelmiş “ne kadar mutlusun” diyen gözlere gülümseyerek bakmış da, anlatamamış!...
Oysa ki denizlerin durgunluğu ve gecenin yakamoz güzelliğinin ardında, derinlerde ne batık gemiler, ne fırtınalar ve nede yosun tutmuş inciler vardır da bilinmez!...
“..Sevmektir oysa yaşamak, yaşama anlam katmaktır sevmek!...”
Papatya yaşıyomudur bilinmez ama nefes alıp veriyordur, belki de almıyordur da yalnızca veriyordur!... (kimbilir!)
Bir amacı vardır en azından, insanları gülümsetiyordur. onlar gülümsedikçe kendiside gülümsüyordur ve gülümsedikçe de düş bulutlarının altında ki yıkık kenti daha az anımsıyordur...
Papatya bir anda yıllar öncesine döner, o yaşam nehrinin şiddetli akıntısına bırakılmadan öncesine! ve yine yüreği ile bir olup gülümser dudakları...
“keşke” der, “keşke ‘sihirlideğnek masalım’ gerçek olsa!”
“Kendi yaşamım aynı kalması pahasına güzelleştirebileceğim diğer yaşamlar adına!”
“Zirâ çok güzel anlar yaşadım geçmişte, öyle güzel, öyle doyumsuz anlardı ki, ‘bir ömre bedel’ olanlardan...”
Birkaç dakika da papatya tüm yaşadığı anları yeniden yaşadı ve aynı mutluluğu, aynı coşkuyu, kalıbına dar gelen yürek çırpıntılarını yeniden hisetti... Ve iki damla elmas az bile bu hissedişe diye düşündü!...
(..güzeldi be papatyam, çok güzeldi!...)
..Buğulu bakışlarla döner papatya anılardan-anlardan...
Yaşamın acımasız nehrinde kendini akıntının yönüne bırakmış, en azından çevresinde ki güzellikleri izleyerek ‘son’a sürüklenirmiş... Aslında kendini akıntının yönüne bırakmadan evvel tutunmuş, kurtulmak ve kurtarmak için! çok denemiş, çok çabalamış, çok savaşmış ama başaramamış... Yanlışmı oynamış, yanlışmı oynanmış kendide bilmiyormuş... Artık bildiği tek şey çok yorulduğuymuş... Bırakıvermiş kendini yaşam nehrinin acımasız akıntısına...
Bir süre sonra papatya ‘öz’ünün artık hiç konuşmadığını fark etmiş, derin bir sessizliğin içinde kaybolduğunu düşünmüş, o artık bir papatya değil, hep başkalarının sevdiği çiçeklerin kalıbına giren bir RUH olmuş!... Yüreğinde ölüm sessizliği, gözlerinde yabancı bakışlar, dudaklarında başka cümleler varmış...
Durdurmuş bir anda yaşamını, akan nehri ve hatta dünyayı!... Durmuş ve düşünmüş,
“bu nasıl olur, bu ben değilim, ben bir papatyayım, bir kırçiçeği! özgür ruhumu başka çiçeklerin kalıbına koymaya kimsenin hakkı yok! bu hakkı nasıl onlara ben verdiysem (başkalarının mutluluğu adına!) almayada ancak ben sahibim!...” der...
“Yeniden dönmeye başlayan dünya da ve akan nehir de sürüklenmeye devam edecek olsam bile, en azından kendim olarak, papatya olarak ve kendi yüreğim ile, kendi bakışlarım ve kendi ifadelerim ile devam edeceğim...”
“ÖZLEMlerimi başka yürekler de yaşatacağım, almayı beklemeden ve hatta düşünmeden sevgi-umut vereceğim, insanları gülümseteceğim ve sadece kendi kararlarına kendilerinin hâkim olması doğrultusunda tohum ekeceğim yüreklerine, bu benim yaşam amacım olacak...” der ve nehrin hızlı akıntısın da sürüklenmeye devam eder... Eder etmesine de artık daha bir farklı bakıyodur etrefına, bu akıntıda ve yüreğinde ki yıkık kente rağmen daha bir güzel görüyordur gökyüzünü, ağaçları, çiçekleri, özgür ruhu gibi süzülen kuşları, gökkuşağını ve tüm renkleri... “İşte” der, “sanırım benim aradığım bu, yaşam her renk ve tonda, bunu kabullenerek devam etmeliyim...”
“Ve amacıma ulaşmak için nasıl bir yol izlemeliyim!” diye de düşünüyordur bir yandan da... Çok geçmez akıntıda bir dal belirir, uzun zaman uzaktan bakar bu dala...(!) pek cazip gelmez vakit geçirmek için oyunlar oynar önce o dal ile, öyle ki rekorlarını kimse kıramaz... :))
Sonra başka yönlerini keşfeder, ilgisini çeker, “amacıma araç olabilir” diye düşünür,
(bu dal gerçekten var mı? yoksa benim hayal gücüm mü?)
(gerçek olmayandan gerçek hissedişler olabilir mi?) “zaman” der yine, her zaman ki gibi, “zaman!” ..ki herşeye en iyi ilaç değil mi!?
*(bülbül gül dalında eyliyor figân
güllerde vuslatın gözyaşları var
bitsede ayrılık, dinede hicran
her anın başka bir ızdırabı var...)
*..ne alâkâ, içimden geldi işte :)))
Zaman herşeye en iyi ilaçtır da yine de iyileşen yaralar da (ki derin ve hâlâ açık bir yara) “iz” kalır maalesef... Zaman yaraları iyileştirir ama unutturamaz! belki önceliğini yitirir... İşte o dalda birşeyleri unutturamadı ama öncelik sırasını değiştirdi şüphesiz...
Yada öyle inanmak istedi papatya! Dalı inceledikçe yeni şeyler keşfetti, onunla ilgilendikçe unutuyordu yıkık kenti!... Ve bir gün dalın aslında tek bir parçadan değil, yüzlerce-binlerce ve hatta milyonlarca hücre(!)den oluştuğunu fark etti... Her biri bir ‘alem’ olan hücreler! Ve şimşekler çaktı bu defa gülümseten, işte ‘son’a giden bu nehirde o hücreler ile ilgilenebilir ve zamanı da böylece daha farklı kullanabilirdi... Arasında mesafe vardı dal ile ama yine de uzaktan bile olsa deneyebilirdi... Dalı oluşturan hücrelerin! en azından minik bir bölümüne, yüreklerine şifa olabilirdi, papatyayadı o, umut veren, gülümseten, özgür ruhu ile özlemlerini yaşatacağı gönüller bulabilirdi... Buldu da!...
Her hücre bir alemdi ya! neler vardı, neler! yaramazlar, saflar, yalancılar, akıllı geçinenler, başka hücreler ile acımasızca oynayanlar, fazla meraklılar, bilgililer, yardım severler ve güzel yüreklerde vardı... (..ki papatyaya göre hepsi şüphesiz güzel yürekti ya, yaşam kimbilir nasıl o güzel kalpleri karakutulara kapattırdı!...)
Papatya gönül gözü ile hemen tanırdı ve ona göre bir yol izler, ona göre yapabileceği şeyleri yapmaya çalışırdı... Ama bir yandan da artık içinde ki ses ona, ‘yardım etmek, gülümsetmek hoş da, burada tam anlamı ile gönlü gönlüne denk biri yok!’ diyordu... Duymazdan geliyordu papatya iç sesini... Çünkü burada bulunma amacı kendisine ‘gönül dostu’ bulmak değil, yeni tanıdığı bu alemde ihtiyacı olduğunu düşündüğü gönüllere bir parça şifa olabilmekti... (ve kendi yüreğinde ki yıkık kenti unutmak!) Süre gitti bir zaman bu... Ama artık hücrelerde (+) & (-) olarak ayrılıyordu...
Ve bir gün (+) hücrelerden biri farklılaşmaya başladı, önceleri hikayesi ilginç geldiği için ve diğer muhâtabını da tanıdığı için farklı ilgilendi onunla, daha sonra farkını fark ettirdi, gerçekten özeldi o!... O da kendisi gibi bir çiçek ruhu taşıyordu, Yasemen çiçeğinin ruhunu! “Yüreği yüreğime denk” diye düşündü papatya... Sedr-e şifa gibi! Ama yüreği acıyordu çiçek ruhunun, çaresizce ruh eşi olduğunu düşündüğü Çınar ağacının ruhunu arıyordu... İlk zamanlar Yasemen çiçeğinin ruhu, papatyayı, Çınar ağacının kılık değiştirmiş ruhu sandı... İlginç diyaloglar yaşandı, nice sonra inandı çiçek ruhu! İşte o inançtan sonra çok şey değişti aralarında papatya & çiçek ruhunun... Çok iyi dost ve sırdaş oldular, tek yanlı bir sırdaşlık belki!... Çiçek ruhu ona herşeyini anlatır, temiz yüreğinde ki tüm hissedişlerini, coşarlar bazen birlikte, öylesin eğlenirler ki “ömre bedel anlar” yaşar papatya... Ve bazen elmaslar döker çiçek ruhu, ezilir papatya tüm gökyüzü yüreğine çöktü sanır, bu güzel yürek karşısında kendisini çok kirli hisseder... Oysa ki daldan gözünü çevirdiği anda dal ile ilgili hiçbir şeyi yaşamına taşımayacaktır, söz vermiştir kendine... Dala baktığında tüm yüreği ile onun için çalışacak ama bittiği anda kendi yaşamına dönecektir... Çiçek ruhundan önce de hep böyle yapmıştır, ama artık olmuyordur, onu aklından çıkaramıyor, “onun için ne yapabilirim” diye durmadan düşünüyordur ve araştırıyordur... Zaten o güzel gönül dostunun karşısın da doğru olmayan yaşamı ile eziliyordur, “en azından onun için doğru birşeyler yapayım” diye düşünür... İlk zaman Çınar ruhunun doğru bir seçim olup olmadığını sorgulaması yönünde düşünce oluşturmaya çalışır & çeşitli düşünce oyunları oynar papatya, ama başaramaz, çiçek ruhu hislerinden kesin emindir... İşte orada eli kolu bağlanmıştır papatyanın, atacağı her adımı dikkatli atması gerekiyordur, zira söyleyeceği her kelime yada davranışı, gerçek bir aşkın bitmesine neden olabilirdi... Ama bir de madalyonun diğer yüzü vardı, ya “gerçek aşk”, “gerçek” ve de “aşk” değilse!?
Bir sabah papatya gönül dostu ile açık ve net bir konuşma yapmaya hazırlanır... O gün erkenden uyanır, önce sabah serinliğinde nehrin serin sularının şırıltısı ve nehrin kenarında ki ağaçların yaprak hışırtısı ile eşsiz melodiler oluşturan kuşları dinler, uzun süre gökyüzünü izler, ve “vakit” der! “konuşmalı ve çiçek ruhumu artı-eksileri ile bildiğim ve bu zamana kadar ki deneyimlerim ile herşeye hazırlamalıyım” muhteşem bir güne “merhaba”nın ardından tam birşeyler söylemeye başlayacaktır ki çiçek ruhu o gece gördüğü ilginç rüyadan bahseder, donar kalır papatya, “yaşamın sırlarından biri mi tecelli ediyor acaba” der ve susar...
eylül cankar
Kış bizede geldi
Sabahleyin bir kalktık hava buz gibi
daha iki gün önce yaprak dökümü bitmemişti
havalarda çok güzel gidiyordu.
Bir gün geleceği belliydi kara kışın
hazırlıksız yakalanmaya gör
bir de çetin geçerse sen o zaman gör
mart demez yaktırır kazmayı küreği
siz siz olun hazırlığınızı tam
yapın
sakın kışa bırakmayın
mağdur olur çoluk çocuğunuz
ana ana baba yüreği bu dayanmaz
çocuklarımız üşür diye kıyamaz


![]() |
|
| ||
|
![]() |

Yeryüzünden ilginç resimler
AVUSTRALYA
Bu koalalar çok şirin
Antarktika' dan ilginç görüntüler
Kemikler için; Kalsiyum
Kalsiyum, kemiklerimizin oluşumu ve sağlamlığı için gerekli minerallerden biridir. Vücut dengelemesi için de oldukça önemlidir...
Kalsiyumun yüzde 98'i kemiklerde, yüzde 1'i dişlerimizde, yüzde 1'i ise kan dolaşımı ve yumuşak dokularda bulunmakta ve hayatımız için önemli rol oynamaktadır.
Kalsiyumun vücudumuzda dengelenmesi çok önemlidir. Bu düzey diyetle dışarıdan alınarak veya kemikteki kalsiyum kullanılarak vücut tarafından dengelenmeye çalışılır. Diyetle yeterince kalsiyum alınmaması durumunda vücut otomatik olarak kemiklerde depolanan kalsiyumu kullanmaya başlar ve bu uzun süre devam eder. Eksilen kalsiyum yerine koyulmazsa kemikler güçsüzleşir ve kolay kırılır bir hal alır. Bu osteoporoz (kemik erimesi) hastalığının habercisidir.
Yaşlanmaya karşı kemiklerin güçlenmesi, kanın pıhtılaşması, kasların gevşeyip kasılması, sağlıklı dişler, düzgün bir sinir iletimi, yüksek kan basıncına yardım için ve erken menopoz sendromunun kolaylaşması açısından kalsiyum önem arz etmektedir.
Kalsiyum bakımından zengin besinleri şöyle sıralayabiliriz:
Vücut yaşınız kaç?
Vücut yaşı, sağlık göstergeleriyle de hesaplanabilir.
İşte size biyolojik yaşınızı hesaplama testi.
Cilt elastikiyeti
Cilt yaşlandıkça, kolajen ve elastin maddeleri azalır ve elastikiyetini kaybeder. Elinizin üzerindeki deriyi çimdikler gibi tutarak çekin ve bir dakika bu şekilde tutun. Deriyi bıraktığınızda tekrar normal, düz hale gelmesi ne kadar zaman alıyor?
1 - 2 saniye: 30’lu yaşlar
3 - 4 saniye: 40’lı yaşlar
5 - 10 saniye: 50’li yaşlar
11 - 30 saniye: 60’lı yaşlar
31 - 45 saniye: 70’li yaşlar
45 saniyenin üzerinde: 80’li yaşlardasınız
Tepki testi
Tepki verme hızı yaşlandıkça azalır. Bunu ölçmek için, yazı yazarken kullandığınız elinizi açın ve bir arkadaşınızdan elinizin üzerinde 45 cm’lik bir cetvel tutmasını isteyin. Cetveli bıraktığında yakalayın. Tuttuğunuz yer, ne kadar hızlı tepki verebildiğinizi gösterir. Cetveli yakaladığınız yer:
14 cm’ye kadarsa: 20’li yaşlar
15 - 24 cm: 30’lu yaşlar
25 - 29 cm: 40’lı yaşlar
30 - 35 cm: 50’li yaşlar
40 cm ve üzeri: 60’lı yaşlardasınız.
Zihinsel zindelik
100’den geriye doğru 0’a kadar 7’şer 7’şer sayın. Ne kadar sürede sayabiliyorsunuz? 25 saniyeden uzun sürmesi zihinsel yaşlanma göstergesidir.
20 saniyeden kısa: 40 yaşın altındasınız
25 saniye: 40 - 60 yaşlarındasınız
Emin olmak için bir test daha yapın. Bir dakika içinde aklınıza kaç tane meyve ve sebze ismi geliyor? 60 yaşın altındakiler, en az 15 tane bulabilir.
Denge
Sağ ayağınızı 45 derece eğik halde tutarak sol ayağınızın üzerinde durun, ellerinizi de kalçanızın üzerine koyun ve gözlerinizi kapatın. Dengenizi kaybedip sağ ayağınızı yere koymadan ne kadar durabileceğinizi ölçün. Bu hareketi birkaç dakika arayla 3 kez tekrarlayın ve bu şekilde ortalama ne kadar durabildiğinizi hesaplayın.
70 saniyeden fazla: 20’li yaşlar
60 - 69 saniye: 30’lu yaşlar
50 - 59 saniye: 40’lı yaşlar
40 - 49 saniye: 50’li yaşlar
30 - 39 saniye: 60’lı yaşlar
20 - 29 saniye: 70’li yaşlar
19 saniyeden az: 80’li yaşlardasınız.
Gözbebeği boyu
Gözbebekleri yaşlandıkça küçülür. Ancak ışık da gözbebeğinin küçülmesine yol açtığı için bu testi normal gün ışığında yapmalısınız.
Gözbebeğinizin çapı 4 mm ise biyolojik yaşınız 30; 2 mm ise 60’tır.
Kornea testi
Aynada göz yuvarlağınıza bakın. Korneanızın çevresinde yay şeklinde bir beyaz çizgi var mı? Beyaz çizginin uzun olması kolesterolünüz de yüksek olduğuna işaret ediyor olabilir. 80’li yaşlara geldiğinizde kornea çevresindeki beyazlık tam bir daire şeklini alır.
Kaynak : e-koley
En doğru seçim, tahriş etmeyen ve alerjik olmayan yağsız nemlendiriciler kullanmak ve doğal yöntemlerle cildi beslemektir. Beslenmekten, dinlenmeye, temizlikten göz jimnastiğine ve evde hazırlanan doğal kremlere kadar pek çok konuda bazı temel kurallara uymak gerekiyor.
Beslenme
Dengeli beslenmek sağlık kadar güzellik için de yararlı. Vücudumuz için gereken her türlü besini her gün düzenli olarak yemek gerekiyor. Bunun yanı sıra gözlerin dostu olan A vitamini deposu yiyeceklere günlük öğünlerde mutlaka yer verin. Özellikle havuç, balkabağı, ıspanak, pazı, kereviz, maydanoz, dereotu, roka, kayısı, şeftali, kavun, et, balık ve yumurta gibi A vitamini kaynağı besinleri sofranızdan eksik etmeyin.
Dinlenme
Uykunun azı da fazlası da zararlı. Her gün 8 saatlik düzenli uyku göz sağlığı için çok yararlı. Her akşam aynı saatlerde uyumak yorgun gözleri dinlendiriyor. Özellikle yoğun tempoda çalışanların düzenli uyku uyumaları ve mümkünse öğle yemeğinden sonra gözlerini 5-10 dakika dinlendirmeleri gerekiyor.
Temizlik
Göz makyajı her akşam yatmadan önce mutlaka temizlenmeli. Ancak temizleme işlemini göz çevresini tahriş etmeden yumuşak hareketlerle yapın. Rimel ya da far kalıntıları veya uygun olmayan temizleme ürünleri gece boyunca cilde zarar verebiliyor hatta kirpiklerin dökülmesine neden olabiliyor.
Yorgun ve şiş gözler
Çok az ya da çok fazla uyku, bir gece önce alınan alkol, aşırı kafein tüketimi, stres ile yapay ışıklar bilgisayar ve televizyon gibi olumsuz etkenlere uzun süre maruz kalmak sabahları şiş gözlerle uyanmanın başlıca nedenidir. Ertesi sabah aynada hoş olmayan görüntülerle karşılaşmak istemiyorsanız bir gece önceden almanız gereken birkaç basit önlem var.
Ne yapmalı?
Zambak, papatya, ıhlamur ve lavanta çaylarıyla yapılan güzellik kürleri gözlerdeki yorgunluk ve şişlikleri gideriyor. Bunun için örneğin bir tutam ıhlamuru 1 çay fincanı kaynar suya ilave edip 10 dakika bekletin. Süzüp soğumaya bırakın. 2 makyaj pamuğunu çaya batırıp göz kapaklarınıza uygulayın. 10 dakika bekleyip, yıkayın. 2 dilim çiğ patatesi göz kapaklarınıza yerleştirip 15 dakika bekleyin. Yıkayıp kurulayın. Gözaltı şişliklerine antioksidan özellikli göz kremleri de sürebilirsiniz.
Göz torbaları
Gözaltı torbaları ya dengesiz bir yaşam stili ve kötü alışkanlıklar sonucunda oluşuyor ya da genetik yapıdan kaynaklanıyor. Bazen az uyku ya da adet dönemlerinde de ortaya çıkabiliyor.
Ne yapmalı?
Günlük öğünlerinizi C, PP ile E vitaminli ve bioflavonoidli besinleri içeren gıdalarla ve orman ürünleriyle zenginleştirin. Yağlı yemeklerden ve stresli ortamlardan uzak durun. Günde en az 8 saat uyuyun. Gözaltı torbalarını hafif makyaj hileleriyle kapatın. Bunun için uygun kapatıcılar kullanabilirsiniz.
Kaz ayakları
Genelde ilerleyen yaşla artan bu kırışıklıkların bir nedeni gülüş şeklidir. Gözlerini iyice kısarak gülmek kaz ayaklarının erken yaşlarda ortaya çıkmasına neden oluyor.
Ne yapmalı?
Retinol çeşitlerini içeren göz kremlerini kullanabilirsiniz. Güneş ışınlarına karşı özel kremler kullanın. Göz çevresini sürekli nemlendiren doğal kremler hazırlayın. Göz egzersizlerini her gün düzenli olarak yapın. Göz Çevresini canlandırmak için 2 salatalık dilimini göz kapaklarınıza yerleştirip 15 dakika bekletin. Göz çevresine ayda bir veya iki kez bademyağı içeren doğal kremler kullanın.
DOĞAL REÇETELER
Yorgun gözler için:
2 poşet çayı yarım çay fincanı kaynar suda 15 dakika demlendirip soğutun. 2 parça pamuğu çaya batırıp elinizle sıkın. Göz kapaklarınızın üzerine yerleştirip 10 dakika bekletin ve yıkayın.
Gözaltı torbaları için:
2 çay fincanı kaynar suya 2 çorba kaşığı fındık yaprağı ekleyip 15 dakika bekletin. Süzüp buzdolabında soğutun. 2 parça pamuğu çaya batırıp elinizle sıkın ve göz kapaklarınızın üzerine yerleştirin. 10 dakika bekletip yüzünüzü yıkayın.
Gözaltı morlukları için:
Papatya çayı ya da lavanta çayını soğutun. 2 parça pamuğu çaya batırıp elinizle sıkın. Göz kapaklarınıza uygulayın.
Göz çevresi kırışıklıkları için:
1 kahve fincanı soya yağı, 1 kahve fincanı bademyağı ve yarım kahve fincanı avokado yağını bir kapta karıştırın. Parmak uçlarınızı bu karışıma batırıp göz çevresine masaj yaparak sürün. Bu uygulamayı akşamları yatmadan evvel yapın. Sabahları yüzünüzü yıkayıp kurulayın.
Kirpikleri uzatmak için:
1 bardak suyu kaynatın. 1 çay kaşığı hint yağı ve 12 gr kakao yağı ekleyip karıştırın. Kabı sıcak su dolu bir başka kabın içine yerleştirip krem kıvamına gelene kadar ısıtın. Karışımı soğutup 15 gün boyunca yatmadan önce gözlerinize kaçırmamaya dikkat ederek kirpiklerinize sürün. Sürme işlemini kirpik kökünden uca doğru uygulayın.
Kirpikleri gürleştirmek için:
Eşit ölçüde hint yağı ve badem yağını bir şişede karıştırıp 15 gün boyunca akşamları yatmadan önce gözlerinize kaçırmamaya dikkat ederek kirpiklerinize dipten uca doğru sürün. |
Bana gelen e-maillerden birini paylaşmak istedim sizlerle.
Başlık aynen şudur:
PATLICAN SENİ YARATAN ALLAH'A KURBAN OLAYIM
Başlığı okuyunca kafayı üşüttüğümü sanacaksınız. Eğer siz de benim gibi 36 yıldır hemoroid (basur) hastası olsanız, ilaçla tedaviniz yok dense... Fistülünüzü ya lastikle boğarak çürütüp koparacağız veya lazerle kesip yarayı yakacağız deseler ve bunu içinde 1 milyar 300 milyon isteselerdi... Hem parası çok, hem ızdırabı çok bir işten, Patlıcan'ın sayesinde, sapları kaynatıp suyunu içerek, 5 günda parası yok, ızdırabı yok bir şekilde kurtulsaydınız, bu başlığa az bile derdiniz.
36 yıldır devamlı sanki tuvalet ihtiyacı var gibi bir hisle yaşamanın, üstelik ağrı ve kanamanın olmasının ne demek olduğunu ancak bu derdi çeken bilir.
Gazetede anlatıldığı gibi, 10 adet kemer patlıcanın yeşil sap kısmını 10 bardak su ile kaynatıp, bu sudan sabah akşam bir bardak içtim. Beşinci gün sonunda basur diye bir derdim kalmadı. Sevincimden sokaklarda bağırıp bu derdi hala çeken kardeşlerine duyurmak istiyorum ve ilaçla tedavisi yok denilen bu hastalığın çaresini patlıcanın sapına yerleştiren Rabbime sonsuz şükürler olsun diyorum."
AĞRILARA KARŞI EGZERSİZ
Ağrılar hayatımızın bir parçası hâline geldi. Kimimiz bel, boyun, kimimiz baş ağrılarından şikâyet ediyoruz. Kimimiz de diyabet, şeker, böbrek yetmezliği gibi başka hastalıklardan kaynaklanan dinmek bilmeyen ağrılar yaşıyor. Ağrı, oluşturduğu psikolojik etkiler nedeniyle hayat standardını bir anda düşüren ve adeta ıstıraba dönüştüren bir durum. Peki ağrılardan kurtulmak için en iyi çarenin doğru egzersiz olduğunu biliyor musunuz?... Anadolu Sağlık Merkezi’nden Prof. Dr.Ayşen Yücel ağrı ile başetme yöntemlerini anlattı:
AĞRILARI YOK EDEN EGSERSİZ
- En rahat olduğunuz şekli alın, oturun veya sırt üstü yatın. Başlangıçta bu çalışmayı sırt üstü yatar durumda yapmanız sizin için daha kolay olacaktır. Yatar durumdayken kollarınızın iki yanda olmasına dikkat edin. Bacak bacak üstüne atmayın. Gözlerinizi kapatın. Daha önce öğrendiğiniz gibi derin bir nefes alın, nefesinizi tutun ve verin. İki yumruğunuzu da sıkın. İyice sıkın. Yumruklarınızın ve ellerinizin gerginliğini hissedin. Şimdi gevşetin. Bu gerginliğin yavaş yavaş ortadan kalktığını hissedin. Ellerinizin ne kadar gevşediğini hissedin. Yavaşça derin bir nefes alın. Nefesinizi tutun ve bırakın.
- Sıra kollarınızı ve yumruklarınızı birlikte sıkmaya geldi. Başlayın ve iyice sıkın. Ellerinizdeki ve kollarınızdaki gerginliği hissedin. Şimdi serbest bırakın. Tamamen gevşek bırakın. Ne kadar gevşediğinizi hissedin. Yavaşça derin bir nefes alın, nefesinizi tutun ve bırakın.
- Sağ omzunuzu kulağınıza doğru kaldırmaya çalışın, iyice kaldırın. Şimdi gerginliği hissedeceksiniz. Yavaş yavaş serbest bırakın. Tamamen gevşemesini sağlayın. Omzunuzdaki gevşemeyi hissedin. Şimdi sol omzunuza aynı şeyi yapacaksınız. Sol omzunuzu kulağınıza doğru kaldırmaya çalışın. İyice kaldırın gerginliği hissedin. Yavaş yavaş serbest bırakın, gevşemesini sağlayın. Omzunuzdaki gevşemeyi hissedin. Yavaşça derin bir nefes alın, nefesinizi tutun ve bırakın.
- Sağ ayağınızdaki kasları germeye çalışın, ayak parmaklarınızı iyice kıvırın ve bu gerginliği hissedin. İyice hissedin. Yavaş yavaş bırakın. Tamamen gevşeyin. Bütün gerginliğin akıp gitmesini sağlayın. Sol ayağınızdaki kasları germeye çalışın. Sol ayağınızın parmaklarını iyice kıvırın ve bu gerginliği hissedin. İyice gerin. Yavaş yavaş bırakın, tamamen gevşemesini sağlayın. Yavaşça derin bir nefes alın, nefesinizi tutun ve bırakın.
- Aynı şeyi kalçalar ve bacaklarla yapacaksınız. Sol bacağınızı ve kalçanızı gerin.. İyice gerin.. Bu gerginliği hissedin. Şimdi bırakın. Yavaşça gevşetin ve gevşemeyi hissedin. Bütün gerginlik vücudunuzda akıp gidiyor. Yavaşça derin bir nefes alın, nefesinizi tutun ve bırakın.
- Şimdi yumruklarınızı, kollarınızı, omuzlarınızı, ayaklarınızı ve bacaklarınızı hep birlikte ve aynı anda gereceksiniz. Yumruklarınızı sıkın. Kollarınızı omuzlarınızı gerin. Ayak parmaklarınızı, bacaklarınızı iyice gerin. Daha kuvvetli gerin. Öylece tutun. Şimdi bırakın. Tamamen bırakın. İyice gevşetin. Tüm vücudunuzu tatlı bir gevşeme kaplasın. Şimdi karın kaslarınızı kasın, iyice kasın, karnınızdaki gerginliği iyice hissedin. Serbest bırakın, tamamen gevşetin. Karın kaslarınızın tamamen gevşediğini hissedin. Karnınızın giderek yumuşadığını hissedin.
- Yavaşça derin bir nefes alın. Nefesinizi tutun ve bırakın. Başınızı çeneniz göğsünüze değecek şekilde öne doğru bükün. Boynunuzdaki gerilimi hissedin. Yavaşça serbest bırakın. Gevşemeyi hissedin.
DİKKAT EDİLECEK ŞEYLER
- Ağızdan değil, burundan nefes alın.
- En önemlisi nefes egzersizlerini arka arkaya tekrar etmeyin. Her nefes alışın arasına 5-6 kere de normal nefes alış verişi koymak gerekiyor. Bu yapılmadığı taktirde kandaki oksijen miktarı artacağından, baş dönmesi gelişebilir.
NEFES ALMAYI ÖĞRENİN
Ağrılardan kurtulmanın ilk adımı nefes almayı, vermeyi ve tutmayı bir düzen içinde öğrenmek. Çünkü, vücudun tamamen gevşemesi, ancak düzenli bir nefes pratiğinden sonra mümkün olur. Derin nefes önce akciğerin alt kısmının havayla dolmasıyla başlıyor. Mide ve kaburgaların alt kısmı genişliyor, sonra orta kısım havayla doluyor. Yani göğüsler genişliyor ve en son olarak da omuzlar hafifçe kalkıyor. Nefes egzersizlerinden sonra kasların gevşetilmesine geçiliyor. Bu çalışma vücudunuzdaki kas gruplarının gerilmesini, sonra da gevşetilmesini içeriyor. Gevşeme en iyi loş ışıklı, sakin bir odada sırt üstü yatılarak yapılabilir. Elleriniz ve ayaklarınız iki yana hafifçe açık olsun. Uygulama sırasında bedeninizi sıkan kemer, ayakkabı ve dar elbiseleri çıkarın. Bu tür giysiler nefes alışı, kasların gevşemesini olumsuz yönde etkiler. Egzersizleri sırayla yapın. Egzersizi yapmadan bir sonraki egzersize geçmeyin, acele etmeyin. Günde en az bir kez, mümkünse iki kez yapılması, pratik kazanmanızı sağlar.
NASIL YAPILIYOR?
Gözlerinizi yavaşça kapayın. Sağ elinizi göbeğinizin üzerine, sol elinizi de göğsünüzün üzerine koyun. Nefes alıp verirken sol eliniz göğsünüzün inip kalktığını hissetsin. Bu, ciğerlerinizin üst kısmı ile nefes alıyorsunuz demektir. Şimdi ciğerlerinizin alt kısmını hava ile doldurmaya, karnınızdan solunum yapmaya çalışın. Midenizin üzerindeki sağ eliniz inip kalkmaya başladıysa bunu başarıyorsunuz demektir. Düşüncelerinizi tamamen nefes alıp vermeniz üzerinde odaklaştırın. Burnunuzdan havanın girip çıktığını hissedin. Yavaşça derin bir nefes alın, nefesinizi tutun ve verin. Kendinizi zorlamadan, gerilim duymadan oldukça rahat bir şekilde nefes alın. Tüm vücudunuz gevşiyor. Sakin, rahat ve huzur dolusunuz...
HANGİ HASTALIĞA HANGİ YİYECEKLER
Doğa bir eczane gibidir! Tahıl, sebze ya da meyvelerde bulunan çeşitli maddeler, vitaminler;depresyondan tansiyona birçok hastalığa iyi gelir. Urfa'nın acı pul biberinin cilde yararlı, teni güzelleştiren maddeler içerdiğini, İlaçta aspirin neyse, yiyecekler içinde elmanın da o, olduğunu söyleyen Londra Üniversitesi uzmanlarının hazırladığı doğal savaş programında hangi hastalığa karşı neler yemeniz gerektiği anlatılıyor.
GRİP
Satsuma: (Küçük portakal) İçerdiği folik asit ve C vitamini sayesinde öksürüğü ve kanlı tükürükleri keser. Ayrıca kan pıhtılaşmasına karşı en etkin doğal yiyecek olduğu için ileri yaşlarda felç ya da kalp krizi riskini de azaltır.
Tarçın: Yemeklere girmiş olabilecek E-coli bakterisinin vücutta yayılmasını engeller. Mideyi düzene sokar. Kusmayı engeller. Hatta bal ya da limon suyuyla birlikte alındığında boğazdaki yanmaları keser.
Hardal: İçindeki singrin maddesi, midenin gaz çıkarmasına yardımcı olur. Sindirim sistemini düzenler, mide ağrılarını giderir. En fazla bir çay kaşığı alınmalıdır.
Nane: İçerdiği mentol, midenin normalleşmesine neden olur. Vücuda giren grip mikrobuna karşı savaştığı gibi, ileri yaşlarda ülsere yakalanma riskini de azaltır. Nane çayı, baş ağrısı, grip, stres gibi hastalıkların yanı sıra mide yanmasına da bire birdir.
DEPRESYON
Avokado: Sindirimi çok rahat olan bu meyvayı özellikle yeni doğmuş bebeklerin ilk maması olarak tavsiye ederiz. İçerdiği E vitamini kalbe iyi gelir, yüksek potasyum da dinç tutar ve insanı depresyona sokan uyuşukluluk ve rahatlığı üzerinden atar. Vücudun kolesterol oranını ayarlar. Teninizin sürekli hücre yenilemesine neden olur. (Zayıflamak isteyenler dikkat: Yağ oranı bir çikolata kadar yüksek olan avokadoyu yememenizi öneririz.)
Çikolata: Sütlü çikolataları tercih edin. Çünkü içerdiği kakao yağı, magnezyum, E vitamini beynin kendisini yenilemesine ve psikolojik rahatlık sağlamasına yardımcı olur. Migreni olanlar çikolatadan uzak durmalıdır.
İstiridye: İçindeki demir, sperm sayısını ve insanın seks gücünü artırır. A, B12 ve C vitaminleri içerir. Beyin için en faydalı yiyecek olan istiridye, enerji verir. (Dikkat: Kolesterol oranı birçok balığın iki katıdır.)
Patates: Orta boy bir patates,bir insanın bir gün içinde alması gereken C vitaminini içerir. Beyindeki serotonin adlı kimyasal maddenin kendisini yenilemesini sağlar.
İDRAR YOLLARI
Nane: İdrar söktürücü özelliğe sahiptir. İçerdiği mentol, midenin normal işlevini görmesine neden olur. Vücuda giren grip mikrobunakarşı savaştığı gibi, ileri yaşlarda ülsere yakalanma riskini de azaltır. Sabahları mide bulantısını keser. Nane çayı, baş ağrısı, stres gibi hastalıkların yanı sıra mide yanmasına da bire birdir. Ancak nane çayını aç karnına değil, tok karnına içiniz.
Elma: İçindeki C vitamini ve pektin oldukça faydalıdır. Kolesterolü düşürür, sindirim sistemini düzenler ve idrar ve hacet yollarındaki sorunları giderir.
Kepekli ekmek: B3 vitamini, demir, potasyum ve folik asit içerir. Çok fazlası idrar yollarına zarar verirken, günde 2 dilim yemek iyi gelir.
ALERJİ
Kayısı: İçindeki betakarotene adlı madde hücrelere saldıran molekülleri kontrol altına alarak,kanseri önler. Bir kayısı ne kadar parlaksa, içindeki betakarotene oranı o kadar yüksektir. İçerdiği kalsiyum ve magnezyum, gırtlak yanmalarını engeller. Kuru kayısıya rengi bozulmasın diye eklenen sülfür dioksit, astım gibi alerjilere iyi gelir.
HEMOROİD (BASUR)
Hindistan cevizi: İçerdiği myristin adlı madde kusmayı engeller, basur tedavisinde birebirdir. (Dikkat! Ancak fazlası basur için tehlikelidir.)
KARIN AĞRISI
Papatya çayı: Bağırsak yollarında toplanan gazı çıkartır, sindirim sistemini düzenler, mide ağrısını keser.
KARACİĞER
Enginar: Cynarine adlı madde sayesinde en sert yiyecekleri dahi sindirimine yardımcı olur.Karaciğer hastalarının yanı sıra romatizma, artirit ve gut hastalığına yakalananlarla, hamilelere şiddetle tavsiye ederiz.
Meyan kökü: Dünya üzerinde birçok kabile yüzyıllardır ülser, artirit, bronşit ve karaciğer rahatsızlıklarına karşı meyan kökünü "doğal ilaç" olarak kullanır. Adrenalini yükseltir, insanın strese girmesini engeller, kan basıncını düşürür.
Zerdeçal: Karaciğer rahatsızlıklarının yanı sıra sindirime de yardımcı olur.
DİŞ
Ekmek: Şekerli yiyecek yenildiğinde içindeki asitler dişlere her 20 dakikada bir saldırır. Ekmek,dişleri korur. Gün boyunca 6 ila 11 dilim ekmek yiyin.
Meyve: (Her çeşit) Günde 2 ila 4 öğün meyve tüketin.
Sebze: (Her çeşit) Günde 3 ila 5 öğün tüketin.
Yoğurt veya beyaz peynir: Eğer yemekler arası atıştırırken diş sağlığınızı düşünüyorsanız, kalsiyum deposu olan bu iki yiyeceği tercih edin.
Muz: Yüksek miktarda karbonhidrat içerir. Zengin bir potasyum kaynağıdır. Bu mineral, kalbin düzenli olarak çalışmasını ve tansiyonun düzenli olmasını sağlar.
TANSİYON
Rezene: İçerdiği potasyum sayesinde tansiyonu düzenler. Sağlıklı kan hücreleri için gerekli olan folik asidi de bol miktarda bulundurur. Rezene çayı sindirim için iyidir.
Tahıl: Kan damarlarını gevşeten ve rahatlatan bir tür fotosentez kimyasal maddesi içeriyor. Bu sayede kanın damarlardan daha rahat geçmesini sağlıyor. Tahıl yemek sebzelere oranla vücutta daha fazla kalori yakılmasını sağlar. Kalorinin azalması tansiyonu düzenler.
Un: Yapıldığı tahılın besin değerlerini içerir. B vitaminleri, E vitamini, demir ve magnezyum açısından oldukça zengindir.
Karaciğer: Sağlıklı bir bağışıklık sistemi, cilt ve keskin gözler için gerekli olan A vitamini açısından zengindir. Küçük bir porsiyonu günlük A vitamini ve demir ile aylık B12 vitamini ihtiyacını giderir.
ALLAHIM BU VATANI BİZE BAĞIŞLA
ONCA ŞEHİTLERİMİZİN KANINI YERDE KOYMA
BİZE DÜŞMANLIK DÜŞÜNENLERE FIRSAT VERME
AMİN
iSTiKLAL MARŞI
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak!
O benimdir, o benim milletimindir ancak!
Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül... ne bu şiddet, bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal.
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklal.
Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım;
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.
Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar.
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
'Medeniyyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?
Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın;
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın,
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.
Bastığın yerleri 'toprak!' diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı.
Verme, dünyâları alsan da bu cennet vatanı.
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.
Rûhumun senden ilahî, şudur ancak emeli:
Değmesin ma' bedimin göğsüne na-mahrem eli!
Bu ezanlar-ki şehâdetleri dinin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.
O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım.
Her cerîhamdan, İlâhi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır rûh-ı mücerred gibi yerden na'şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım!
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl;
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet,
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklâl!
Mehmet Akif Ersoy
ATATÜRK'ün GENÇLİĞE HİTABESİ Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyet'ini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetln imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerait, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dagıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hiyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir. Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda, mevcuttur! K. ATATÜRK 20 Ekim 1927. İSTİKLAL SAVAŞI Mondros Mütarekesinden sonra, anlaşmayı imzalamış olan ülkeler anlaşmanın İşte bu tarih, Türk İstiklal Savaşının başlangıcıdır. Mustafa Kemal bu tarihi daha sonra kendi doğum tarihi olarak da seçmiştir. Böylece, Anadolu'da bir ulusal direniş dalgası oluşmuş, Doğu’da Erzurum'da da bir hareketlilik başlamıştır. Mustafa Kemal hızlı bir biçimde hareket ederek tüm organizasyonun başına 9 Eylül 1922 tarihinde Atatürk’ün “ORDULAR! İLK HEDEFİNİZ AKDENİZDİR, İLERİ!...” emriyle, kendilerini kovalayan ordularımızdan kaçmakta olan düşman kuvvetleri İzmir yakınlarında denize dökülmüşlerdir. Olağanüstü askeri bir yeteneğe sahip olan Mustafa Kemal komutasındaki Türk kuvvetleri yurdu ATATÜRK'ÜN BAZI ÖZDEYİŞLERİ
öngördüğü koşullara uymamışlardır. Çeşitli bahaneler öne süren İtilaf Devletlerinin ( Fransa,
İngiltere ve İtalya ) Donanmaları İstanbul'a gelmiş, Adana vilayeti Fransızlar tarafından,
Urfa ile Maraş vilayetleri ise, İngilizler tarafından işgal edilmiştir. Antalya ve Konya'da
İtalyan askerleri, Merzifon ve Samsunda ise İngiliz askerleri, hemen her yerde yabancı subaylar, yetkililer ve ajanlar vardır. Yine İtilaf Devletlerinin onayıyla Yunan Ordusu'nun 15 Mayıs 1919'da
İzmir'e çıkması üzerine, Mustafa Kemal Anadolu'ya gitmeye karar vermiş ve 16 Mayıs 1919'da, "Bandırma" isimli küçük bir tekne ile İstanbul'dan ayrılmıştır. Mustafa Kemal, Anadolu'ya yapacağı bu yolculuğu esnasında düşmanlarının bu gemiyi batırmayı planladıkları konusunda uyarılmıştır. Ama o bundan korkmamış ve 19 Mayıs 1919 Pazartesi tarihinde Samsuna ulaşarak Anadolu toprağına ayak basmıştır.
geçmiştir. 1919 yılının yazında yapılan Erzurum ve Sivas kongrelerinde ulusal bir sözleşme ile ulusal hedefler ilan edilmiştir.
İstanbul'un, İşgal kuvvetlerince işgal edilmesi üzerine, Mustafa Kemal, 23
Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisini açarak merkezi Ankara olan yeni ve
geçici bir hükümet kurmuştur. Mustafa Kemal aynı gün Meclis Başkanlığına getirilmiştir.
Bu sırada Yunan Ordusu da, Çerkez Ethem'in ayaklanmasından yararlanarak ve onunla işbirliği
içerisinde Bursa ve Eskişehir yönünde harekete geçmiştir. Ancak 10 Ocak 1921
tarihinde, düşman kuvvetleri Batı Cephesi Kumandanı Albay İsmet İnönü ve orduları tarafından
çok ağır bir yenilgiye uğratılmıştır. 10 Temmuz 1921 tarihinde ise, Yunan Ordusu beş tümen ile Sakarya'ya bir cephe saldırısı başlatmıştır. 23 Ağustos tarihinden 13 Eylül tarihine kadar aralıksız olarak
süren büyük Sakarya Savaşı sonrasında, Yunan Ordusu yenilmiş ve çekilmeye zorlanmıştır.
Bu savaş sonrasında, Büyük Millet Meclisi Mustafa Kemal'e Gazi ve Mareşal unvanlarını vermiştir. Düşmanlarını ülkesinden kovmaya kararlı olan Mustafa Kemal, 26 Ağustos 1922 sabahında, ordularına saldırıyı başlatma emrini vermiştir. 30 Ağustos 1922 tarihinde, tüm düşman kuvvetleri Dumlupınar'da ya öldürülmüş ya da esir edilmiş, düşman ordularının Kumandanı General Trikupis esir alınmıştır.
işgal etmiş olan Müttefik kuvvetlere karşı bir İstiklal mücadelesi vermişler ve sonunda bütün cephelerde zaferler kazanmışlardır. 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan Antlaşmasının imzalanmasıyla, hem bu zafer hem de bu zaferin ürünü olan yeni Türk devleti tüm dünyaca tanınmıştır. Mustafa Kemal, yeni, sağlam ve dinç bir devlet kurmuştur. 29 Ekim 1923 tarihinde, yeni Türk Devletinin idare şeklinin Cumhuriyet olduğunu ilan etmiştir. Ve Mustafa Kemal, Türkiye Cumhuriyetinin ilk Cumhurbaşkanı olarak seçilmiştir.
- Ne mutlu "Türküm" diyene.
- Geldikleri gibi giderler.
- Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak
Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.
- Bu millete çok şey öğretebildim ama onlara uşak olmayı
bir türlü öğretemedim.
- Yurtta sulh, cihanda sulh.
- Sizlere saldırmanızı değil, ölmenizi emrediyorum.
- Memleketin efendisi hakiki müstahsil olan köylüdür.
- Doğruyu söylemekten korkmayınız.
- Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir.
Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve
hissediyorsanız bu yeterlidir.
- Türkiye Cumhuriyeti mutlu, zengin ve muzaffer olacaktır.
- Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur.
- Ordular, ilk hedefiniz Akdenizdir. İleri !
- Büyük hedefimiz, milletimizi en yüksek medeniyet seviyesine
ve refaha ulaştırmaktır.
- Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür.
- Süngülerle, silahlarla ve kanla kazandığımız askeri zaferlerden
sonra, kültür, bilim, fen ve ekonomi alanlarında da zaferler
kazanmaya devam edeceğiz.
- Zafer, "Zafer benimdir" diyebilenindir. Başarı ise,
"Başaracağım" diye başlayarak sonunda "Başardım"
diyebilenindir.
- Egemenlik verilmez, alınır.
- Egemenlik, kayıtsız şartsız ulusundur.
- Milleti kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir.
- Öğretmenler: Yeni nesiller sizlerin eseri olacaktır.
- Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.
- Türk Milleti bağımsız yaşamış ve bağımsızlığı varolmalarının
yegane koşulu olarak kabul etmiş cesur insanların torunlarıdır.
Bu millet hiçbir zaman hür olmadan yaşamamıştır, yaşayamaz
ve yaşamayacaktır.
- Biz Türkler tarih boyunca hürriyet ve istiklale timsal olmuş bir milletiz.
- Milletimiz davranışlarında ve gayretlerinde sarsılmaz bir
bütünlük gösterdiği için başarılı olmuştur.
ŞEKER AHMET PAŞA
Osmanlı'nın bürokratik bir toplum olmasının doğal bir sonucu olarak, 19. yüzyılda asker kökenli ressamlar ağırlıkta olmuş; Batı anlayışındaki yeni resmin güçlü temsilcileri ise Paris'e gönderilenler olmuştur. Avrupa'ya sanatsal bir etkinliğe katılmak üzere giden ilk Türk padişahı olan ve birçok Avrupalı sanatçıyı sarayına davet ederek saray koleksiyonu için tablolarını alan Abdülaziz [4] döneminde (1861-1876) Paris'e gönderilen Ahmet Ali Paşa (Şeker Ahmet) ve Süleyman Seyyid, Fransa'da, İzlenimcilik öncesi akademik anlayıştan etkilenmiş; natürmortlar ve diğer asker
Manzara, 1870’ler
Tual / Yağlıboya
43 x 61 cm.
Özel Koleksiyon
Osmanlı’da, Batılılaşma döneminde askeri okullara konulan perspektif dersleri, resim sanatını başlatan etkenlerden biridir. Eğitimleri sırasında, padişahın mal varlığını belgelemek amacıyla fotoğraftan resim yapan bu öğrenciler-ki Türk Primitifleri olarak anılırlar-resimlerine düşsel bir atmosfer eklemişlerdir. Bu resimlerdeki şiirsel, manevi güzellik anlayışı, doğada var olan her şeyin aynı ölçüde güzel olduğunu öne süren tasavvuf düşüncesiyle de ilişkilendirilebilir, şüphesiz.
ressamlardan farklı tutulması gereken bir anlayışta manzaralar yapmışlardır. Her ikisi de, akademik bir eğitim almalarına rağmen figür ressamı olmamış; Türk resminde etik boyutu da içeren figürlü anlatımın ve portreciliğin öncülüğünü yapan kişi, aslında Paris'e hukuk eğitimi için gönderilen Osman Hamdi Bey olmuştur.
Osman Hamdi Bey'in asıl önemi, artık "estetik amaçlı" eğitimin verildiği bir kuruma ihtiyaç duyulduğunu anlayarak, 2 Mart 1883 tarihinde Sanayi-i Nefise-i Mektebî Âlisi'ni hayata geçirmesidir. Osman Hamdi Bey öncesinde de böylesi bir girişim yok değildir. 1874 yılında P.D. Guillemet, Abdülaziz'in izniyle Pera'da, Kalyoncu Kulluğu mevkiinde bir resim okulu açmıştır. Daha çok azınlıkların devam ettiği bu okulu, Osman Hamdi Bey'in girişimleriyle kurulan Sanayi-i Nefise-i Mektebî Âlisi izlemiştir. Bu kurumun ilk müdürü olan Hamdi Bey, her ne kadar yıllar sonra Ali Sami (Boyar), "…Ressamlar da az acınacak halde değillerdi. İstanbul san'at âlemine mekteple beraber doğan, mekteple beraber ihtiyarlıyan M.Valeri tamamen alaydan yetişme bir ressamdı (…) Merhum Hamdi Bey bilmem onun nesini beğenmiş te mektebe hoca almıştı…" [5] eleştirisinde bulunsa da, çağdaşlarının figürü tercih etmemeleri ve figür çiziminin yapılmadığı bir akademinin "akademi" olarak nitelenemeyecek olması nedeniyle, kadroda azınlık hocalara görev vermiştir.

Tual / Yağlıboya
136,5 x 101 cm.
Özel Koleksiyon
Bildiğimiz gibi, Şeker Ahmet de Harbiye çıkışlıdır. Paris’e gittiğinde Gérôme ve Boulanger’nin akademik eğitiminden geçmiştir geçmesine ama o daha ziyade o yılların Paris’inde akademik anlayışın dışında kalan, Barbizon Okulu’nun etkisinde kalmış; Barbizon okulunun romantik tabir edilebilecek manzara anlayışı doğrultusunda resimler yapmıştır. Barbizon Okulu’nun etkilerini en çok yansıtan resimleri “Orman” konulu resimleridir. Teknik açıdan “dört dörtlük” resimler değildir elbette bunlar; ama Şeker Ahmet Paşa’nın resimlerini deyiş yerindeyse “gizemli kılan” da bu “yetersizliği” olmuştur.
Kuşkusuz, bu dönemde sanat ortamının şekillenmesinde katkıda bulunan bir diğer unsur, sergilerdir. Amacı her ne olursa olsun, askeri okulların programlarına alınan resim dersleri, 1832 yılında İstanbul'da yayınlanmaya başlayan ilk Türkçe gazete olan Takvim-i Vekayi ve sonrasında yayınlanan gazetelerde sanat konularına yer verilmiş olması, toplumun ilgisini çekme amaçlı sergilerin düzenlenmesine yol açmıştır [6]. 28 Aralık 1845'te Orecker adlı bir manzara ressamı sarayda bir sergi düzenlemiş; [7] 1863 yılındaki Sergi-i Osmanî'de resim için de bir köşe ayrılmış; 27 Nisan 1873'te ve 1 Temmuz 1875'te Şeker Ahmet Paşa tarafından düzenlenen sergilerle de [8] sanat piyasasının olmasa bile, sanat ortamının temelleri oluşturulmuştur. Bundan sonra, 1876'da Guillemet'nin akademisinde öğrenci çalışmaları sergilenmiş; 1880-1'de azınlıkların kulübü Club de l'ABC (Elifba Kulübü) iki sergi düzenlemiş; [9] bunları 1882-3'te Cormona adlı ressamın sergisi ve İtalyanların balmumu heykel sergisi izlemiştir. [10] 1883 sonrasında her yıl, Sanayi-i Nefise Mektebi'nde yıl sonu sergisi açılmış; Abdullah Biraderlerin fotoğraf atölyelerindeki sergiler, Beyoğlu Passage Orientale sergileri, 1901-03 arasında düzenlenen Salon sergileri, bu zincirin halkalarını oluşturmuştur.
Yirminci yüzyılın başına gelindiğinde, sanat ortamının bir nebze de olsa renklendiği ve henüz İstanbul dışına çıkılamasa da saray dışına çıkılabildiği gözlemlenmektedir. Bunda II. Meşrutiyet'in (1908) getirmiş olduğu ortamın yadsınamaz katkıları olmuştur. Bu dönem, romanların da konu edindiği yanlış Batılılaşma hareketlerine sahne olmuşsa da, yanlış ya da doğru Batılılaşma, sarayın tekelciliğine son vermiş ve buradan akımlaşmalara varılarak bir Türk Resim Sanatı Tarihi oluşturulmuştur.
II. Meşrutiyet ile ivme kazanan çıkışlar, 1909 yılında, Halife Abdülmecid'in manevi koruyuculuğunu yapmış olduğu, [11] Osmanlı Ressamlar Cemiyeti'nin kurulmasını sağlamıştır. 20 Kanunusani (Ocak) 1911 ile Temmuz 1914 arasında yayınlanan ve on sekiz sayıdan oluşan Osmanlı Ressamlar Cemiyeti Gazetesi, cemiyetin yayın organı olmuş; "amaçları, Osmanlı ülkesinde ressamlığın ilerlemesi ve ressamların geleceklerini garanti altına alacak koşulların sağlanması" [12] olan bu cemiyet farklı adlarla günümüze kadar gelmiştir. "Cemiyetin düzenlediği ilk ve tek büyük sergi, 1916 yılında açılan Galatasaray Sergisi'dir. Cemiyetin yazlık Galatasaray sergileri daha küçük boyutlardadır ve 1919 yılından sonra düzenlenmiş olan beş sergi, Türk Ressamlar Cemiyeti tarafından düzenlenmiştir." [13]
Hüseyin Zekai Paşa'nın yaşadığı 19. yüzyıl ortalarından 20. yüzyıl başında 1914 Kuşağı (Çallı Kuşağı) dönemine dek sanat alanındaki gelişmeler yukarıdaki gibi özetlenebilir. Görüldüğü gibi, 1850 sonrasında, imparatorluğun tek sanat merkezi durumundaki İstanbul'da, sanatla ilgilenen farklı kesimlerin ve mesenlerin, sanatçı atölyelerinin varlığı, basının ve eğitim kurumlarının rolü, askeri ve sivil okullardaki sanat eğitimi, sanatçıların yurtdışında almış oldukları sanat eğitimi, sanatçıların kişisel eğilimleri, Pera'da yerleşmiş Levantenler'in, Türkiye'ye gelen ve burada çalışan yabancı sanatçıların katkısı ile oluşan sanat çevresinde oldukça karmaşık bir alt yapı, Germaner'in deyişiyle "bir kaos" izlenmektedir. [14] Yukarıda da değinildiği gibi, bu dönemde Avrupa'da eğitim gören sanatçıların yapıtlarında, aldıkları akademik eğitimin de etkisiyle figür ön plana çıkmaktadır. Gerek Paris'te Jean Leon Gérôme atölyesinde eğitim gören Osman Hamdi Bey, gerek Gérôme ile Courtois atölyelerinde çalışan Halil Paşa portrelere ve figürlü kompozisyonlara yer verirken; Alexandre Cabanel atölyesinde çalışan Süleyman Seyyid Bey ve Gustave Boulanger ile Gérôme atölyelerinde eğitim gören Şeker Ahmet Paşa, figürü ikinci plana itmeyi ve daha ziyade manzaralar ve natürmortlar ortaya koymuştur.
Osmanlı'nın bürokratik bir toplum olmasının doğal bir sonucu olarak, 19. yüzyılda asker kökenli ressamlar ağırlıkta olmuş; Batı anlayışındaki yeni resmin güçlü temsilcileri ise Paris'e gönderilenler olmuştur. Avrupa'ya sanatsal bir etkinliğe katılmak üzere giden ilk Türk padişahı olan ve birçok Avrupalı sanatçıyı sarayına davet ederek saray koleksiyonu için tablolarını alan Abdülaziz [4] döneminde (1861-1876) Paris'e gönderilen Ahmet Ali Paşa (Şeker Ahmet) ve Süleyman Seyyid, Fransa'da, İzlenimcilik öncesi akademik anlayıştan etkilenmiş; natürmortlar ve diğer asker ressamlardan farklı tutulması gereken bir anlayışta manzaralar yapmışlardır. Her ikisi de, akademik bir eğitim almalarına rağmen figür ressamı olmamış; Türk resminde etik boyutu da içeren figürlü anlatımın ve portreciliğin öncülüğünü yapan kişi, aslında Paris'e hukuk eğitimi için gönderilen Osman Hamdi Bey olmuştur
.
|
Ormanda Karaca, 1886-87 Tual / Yağlıboya 136,5 x 101 cm. Özel Koleksiyon Bildiğimiz gibi, Şeker Ahmet de Harbiye çıkışlıdır. Paris’e gittiğinde Gérôme ve Boulanger’nin akademik eğitiminden geçmiştir geçmesine ama o daha ziyade o yılların Paris’inde akademik anlayışın dışında kalan, Barbizon Okulu’nun etkisinde kalmış; Barbizon okulunun romantik tabir edilebilecek manzara anlayışı doğrultusunda resimler yapmıştır. Barbizon Okulu’nun etkilerini en çok yansıtan resimleri “Orman” konulu resimleridir. Teknik açıdan “dört dörtlük” resimler değildir elbette bunlar; ama Şeker Ahmet Paşa’nın resimlerini deyiş yerindeyse “gizemli kılan” da bu “yetersizliği” olmuştur. |

|
Ormanda Yol, 1906 Tual / Yağlıboya 130 x 88,5 cm. MSGSÜ İRHM |
|
Ormanda Yol, 1906 Tual / Yağlıboya 130 x 88,5 cm. MSGSÜ İRHM |
Orman (Detay)
Tual / Yağlıboya
140 x 181 cm.
MSGSÜ İRHM
Berger, resmi inceler; Avrupa’ya döner ama halen sorularının yanıtını bulabilmiş değildir. Taa ki, Heidegger’in, Düşünme Üstüne Söylev kitabının “Bir Dağ Yolunda Düşünmeyle İlgili Konuşma” bölümünü okuyana dek. Burada şöyle bir diyalog geçer: “…ufuğu ufuk yapan şeyle henüz karşılaşılmamıştır. Ufka baktığımızı söyleriz. Bu yüzden bakış alanı açık bir şeydir, ama bu açıklığın bizim bakışımızla bir ilgisi yoktur.” (John Berger, “Şeker Ahmet Paşa ve Orman”,Çev. Cevat Çapan, P Dünya Sanatı Dergisi, S.34, Yaz 2004, s.128.) Bu Heidegger okumasından Şeker Ahmet Paşa’nın resminin uzaklığın yakınına gelmekle ilgili olduğu sonucuna varır John Berger. Doğrudur da, Şeker Ahmet’in resmi, bizi Heidegger’in zaman kavramına götürür düpedüz. Heidegger’e göre, şimdiki zaman ölçülebilen bir zaman birimi değil, var olmanın, var olanın kendisini etkin olarak ortaya koymasının bir sonucudur. Orman ve ormandaki oduncu da böyle değerlendirilebilir nitekim. Oduncu ve katırı bu devasa ormanın içinde ilerlemektedirler ama bu ilerleme hissedilmez pek; daha ziyade zamanın durduğudur hissedilen…
Orman
Tual / Yağlıboya
140 x 181 cm.
MSGSÜ İRHM
John Berger’ın kafasını kurcalayan, üzerine yazı yazmasına neden olan resimdir “Ormanda Oduncu”. Şöyle diyor John Berger, yazısında: “…Daha bakar bakmaz beni ilgilendirmeye ve aklımı kurcalamaya başladı bu resim. Aslında bilmediğim bir ressamı tanımama yol açması değil, resmin kendisiydi bu ilginin kaynağı.” (John Berger, “Şeker Ahmet Paşa ve Orman”,Çev. Cevat Çapan, P Dünya Sanatı Dergisi, S.34, Yaz 2004, s.124.) Berger, yazısında resmin neden bu kadar inandırıcı olduğu ve Şeker Ahmet Paşa’nın bu resmi nasıl olup da böyle yapabildiği sorularından yola çıkıyor. Şeker Ahmet’in resmindeki renklerin, boya dokusunun, ton değişikliklerinin bir Rousseau’yu, bir Courbet’yi, bir Diaz’ı anımsattığını söylüyor ve ilk bakışta, İzlenimcilik öncesi döneme ait, tipik bir Avrupa resmi olarak görüyor. Ancak resimde bir ağırbaşlılığın olduğunu ve bu ağırbaşlılığın giderek bir özelliğe dönüştüğünü de ekliyor. Bu resmin perspektifini sorgulamaya başlıyor Berger. Şöyle ki: “Resmin perspektifinde, oduncu ve katırıyla resmin sağ üst köşesindeki ormanın sınır çizgisi arasında var olan ilişkide kendini hissettiren oldukça belirgin ve ince bir özellik bu. Sınır çizgisinin hem ormanın en uzak köşesi olduğunu, hem de uzaktaki ağacın (bir kayın ağacı belki) resimde bize en yakın görünen nesne olduğunu görüyorsunuz. Aynı zamanda bizden uzaklaşan ve bize yaklaşan bir ağaç bu.”
Kışın nasıl beslenmeliyiz?
Mevsim değişimlerinde bağışıklık sistemi zayıflıyor.
Hastalıklara yakalanmamak ve kilo almamak için özel bir beslenme programı uygulanması öneriliyor.
Beslenme ve Diyet Uzmanı Özlem Sert Aydın, kış mevsiminde nasıl bir beslenme programı izlemek gerektiğini anlattı.
Nasıl daha dirençli olabiliriz?
"Beslenme yaşam boyu önem verilmesi gereken bir konu ama bunun önemini hastalıklar ortaya çıkınca anlıyoruz. Kış mevsiminin kendini hissettirmesiyle soğukalgınlığı, nezle, grip sıklıkla görülüyor.
Yaz mevsiminden kışa geçişte bağışıklık sistemimiz yani vücudu dış etkenlere karşı koruyan yapı zayıflıyor. Bu nedenle kış aylarına girerken bağışıklık sistemimizin korunması, hastalıklara yakalanmamak ve vücudumuzun sağlıklı bir şekilde fonksiyonlarını sürdürmesi için kışa özel bir beslenme programı uygulamalıyız."
Neler tüketilmeli?
"Enfeksiyonlara yakalanmamak için vitamin ve minerallerden zengin beslenmeliyiz.
Özellikle A, C, B6, E vitamini ve çinko, selenyum minerallerinden zengin olan kış sebzelerinden brokoli, lahana, brüksel lahanası, kırmızı lahana, karnabahar, havuç, marul, yeşil biber, roka, sarımsak, soğan ve meyvelerden portakal, mandalina, greyfurt, kivi, elmadan bir veya birkaçı günlük beslenmemizde yer almalı."
Özel tüketilmesi gerekenler var mı?
"Kış gecelerinde televizyon karşısında geçen zamanın da artmasıyla kişi daha fazla yeme isteği duyar. Yağlı, şekerli, hamurlu yiyecekler yerine taze sebze ve meyve tercih edilmeli.
Güneş ışığını daha az almamız nedeniyle daha mutsuz oluruz, bu nedenle de kışa doğru depresyon vakaları artar. Sinir sistemimizin güçlenmesi için haftada en az iki kez balık tüketilmeli, günde 10-15 adet fındık veya badem gibi kuruyemişler yenilmeli.
Daha çok çocuklar ve kadınlarda görülen, üşüme, halsizlik, baş dönmesiyle kendini gösteren demir eksikliği de kışın artıyor. Günlük beslenmelerinde et, kurufasulye, yeşil mercimek, barbunya, nohut, yeşil yapraklı sebzelerden destek alınmalı ve beraberinde demirin emilimini hızlandırmak için limon suyu içeren salata tüketilmeli.
Bitki çayları da kışın hem içimizi ısıtacak hem de içeriğindeki yararlı maddeler bizleri hastalıklara karşı koruyacak. Kuşburnu, ıhlamur, adaçayı, rezene, nane-limondan günde 1-2 fincan içmekte fayda var."
Kilo almamak için önerileriniz?
"Yemekleri pişirirken margarin ve tereyağından kaçınılmalı, sıvı yağlarla yemek yapılmalı. Etli yemeklerde de yağsız et kullanılmalı. Kızartma yerine ızgara veya buğulama veya fırında pişirme tercih edilmeli.
Yağışlı ve soğuk havalar fiziksel aktivitemizi de engelliyor, daha az hareket, daha yağlı beslenme kilo artışını da hızlandırıyor. Spor salonuna gidecek zamanımız yoksa en azından evde yapılan yarım saatlik yürüyüşün dahi etkisi olacak."
Kiloyu kontrol altında tutmak için ne yemeli?
“Kilo kontrolünü sağlamak için ana öğünler arasında ara öğünler tüketilmeli, bol lifli yiyecekler yenilmeli, yağlı-tatlı-hamurlu yiyeceklerden uzak durulmalı.
Kahvaltı yapılmalı ama poğaça, kek türü yiyecekler değil, ekmek, peynir, zeytin, domates, salatalık ve haftada 1-2 kez yumurta yenilmeli.
Öğle ve akşam çorba, salata, yoğurt yanına ızgara et veya etli sebze yemeği veya kurubaklagiller tüketilmeli. Tatlı olarak sütlü tatlılar tercih edilmeli, günde en az 1.5 litre su içilmeli."
Kaynak : CNNTURK
Osman Hamdi Bey - Dönemi ve Oryantalizmi Üzerine Notlar
Osman Hamdi Bey ve dönemi üzerine yapılmış olan araştırmalar, kuşkusuz Batılılaşma Dönemi'nde Osmanlı İmparatorluğu'nun durumu, Osmanlı İmparatorluğu'nun Fransa ile olan ilişkileri, sanata bakışı ve en nihayetinde de "Oryantalizm" üzerine odaklanmış durumdadır. O halde, bu metinde de öncelikle Batılılaşma Dönemi'nde Osmanlı'da kültür ve sanat ortamının nasıl şekillendiğine bakmakta fayda bulunmakta.
Bilindiği gibi, on sekizinci yüzyılda Osmanlılar, on yedinci yüzyılın toprak kayıpları sonrasında, gerileme döneminde olduklarını kabul etmiş ve imparatorluğu tekrar güçlendirme çalışmalarına girişmişlerdir. Bu bağlamda tek çözümün Batı'ya açılmak olduğunu düşünen Osmanlı [1], bu dönemde Batı'nın bilgi ve teknolojisinden yararlanmak istemiş; yöneticilerin kurumsal Batılılaşmaya verdikleri öncelik, yeni bir sanat anlayışının yerleşmesine dolaylı da olsa katkıda bulunmuştur. [2]
Bu yüzyılda, matbaanın kullanıma geçirilmesiyle kitap ressamlığına da gerek kalmamış ve böylelikle artık tasvir edilenin malzemesi değişmiş ve boyutları büyümüştür. Yurtdışına elçilerin gönderilmesi sonrasında mimari bezeme programları değişmiş ve duvar resimleri, Batı'nın kaprislerinin özelliklerini de barındırarak bu yeni bezeme içerisindeki yerlerini almışlardır. Aynı dönemde İstanbul'a gelen "Boğaziçi Ressamları" [3] kentte atölye sahibi olmuş ve azınlıklar da bu sanatçılarla ilişkiye geçmişlerdir.
Başlangıçta Pera'da açılan elçiliklerde karşımıza çıkan resim sanatı, kente gelen Oryantalist ressamlarla birlikte ressam-sultan ilişkisini doğurmuş ve bu dönemde resim sanatı sadece sarayla sınırlı kalmayarak Pera ve civarındaki azınlıkların faaliyetleriyle de yayılmaya başlamıştır. Bu dönemde İstanbul'a gelen yabancı ressamlar padişahın portresini yaparak Saray'a sunmuş; II. Mahmud da kendi portresini devlet dairelerine astırarak Fatih Dönemi'nde başlayan ve Nigari ile de farklı bir tekniğe uygulanan geleneği canlandırmış ve taşınabilir resmin yaygınlaşması konusunda önemli bir adım atmıştır.
Sanat eğitimi de, bu dönemde, Batılılaşmanın teknolojik boyutu ile ilişkili olarak başlamıştır. Yeni açılan askeri okulların ve Darüşşafaka'nın müfredatlarında, tamamen estetik dışı bir amaca yönelik olarak resim dersleri yer almıştır. Önce Mühendishane-i Bahri-i Hümayun'un gemi inşaiye sınıfında, ardından Mühendishane-i Berri-i Hümayun'da ve Harbiye Mektebi'nde verilen fenn-i menazır (perspektif) dersleriyle yetişen öğrenciler tuval resminin öncüleri olmuşlardır. Daha sonra kurulan sanayi ve mülkiye mektepleri, idadiler ve Darüşşafaka Lisesi gibi kurumlarda okutulan dersler de yine askeri okullardaki gibi teknik amaca hizmet etmiştir. Ancak ilginç olan, II. Mahmud dönemi reformlarıyla, Enderun Mektebi'nin programında da, askeri okulların bir uzantısı olarak resim derslerinin bulunması ve bu okullarda yapılan resimlerin, İstanbul'a gelen yabancı ressamların çizimleriyle ve çağdaşı Batı'nın kaprisleriyle ilişkili olup, bunların içinde yer alan mimari öğelerin de Osmanlı saray ve köşkleri olmasıdır.
kahve ocağı,1879
Tuval / Yağlıboya
50 x 38 cm.
Leon Grünberg Koleksiyonu
Osman Hamdi Bey’in resimleri ikonografik açıdan çözümlendiğinde karşımıza çıkan ve artık bir sorun teşkil eden yegane nokta, onun Oryantalizm’i ve bu Oryantalizm’i farklı bir zemine oturtma, handiyse meşru kılma çabalarıdır. İşte Osman Hamdi Bey’in “Kahve Ocağı” adlı tablosu da bu bağlamda değerlendirildiği takdirde, bu çabaların en azından Osman Hamdi’nin her tablosu için geçerli olmadığı görülebilecektir.
![]() |
![]()
|
Kuran Okuyan Kız, 1880 Tuval / Yağlıboya Özel Koleksiyon Osman Hamdi Bey’in “Haremden” adlı tablosuyla aynı tarihli olan “Kuran Okuyan Kız” tablosuna baktığımızda da, durumun pek farklı olmadığını, diğer bir deyişle Osman Hamdi Bey’i diğer Oryantalistlerden ille de farklı kılmak gibi bir tutum içine girmemizin gereksiz olduğunu anlamamız mümkün. Zira, bana kalırsa Osman Hamdi Bey’in burada işlediği konu, kadının kendisi olup, bu kadını muhakkak diğer Oryantalistlerin kadınlarıyla karşılaştırmamız gerekmemekte. |
|
|
Sultanahmed Camii Girişinde Kadınlar Tuval / Yağlıboya Özel Koleksiyon “Gezintide Kadınlar” için söylediklerimiz, Osman Hamdi Bey’in muhtemelen aynı tarihlerde gerçekleştirdiği “Sultanahmed Camii Girişinde Kadınlar” adlı resmi için de geçerlidir. Osman Hamdi Bey’in bu kez, önlerindeki güvercinlerle ilgilenen ve yine farklı pozlar sergilediği beş kadın figürü, yine davetkar fakat bir o kadar da kontrollü bakışlara sahiptirler. Arka planda, üçlü ve ikili kadın figürlerini ayırırcasına konumlandırılmış olan dilenci figürü ise, Batı’nın görmek istediği Doğu’dan enstantane sunmaktadır. Dolayısıyla Osman Hamdi Bey’in kadınları, en azından “Gezintide Kadınlar” ve “Sultanahmed Camii Girişinde Kadınlar” adlı resimlerine odaklandığımızda, Batılılaşma döneminin ev içinden dış dünyaya yönelen elit kadınından farklıdır. Evet, bu kadınlar dışarıdadır ama “öteki” tarafından görülmek üzere oradırlar. Belki de, Vasıf Kortun’un sözünü ettiği “entelektüel şizofreni” işte tam da burada devreye girmektedir. (Vasıf Kortun, “Osman Hamdi Üzerine Yeni Notlar”, Tarih ve Toplum, S.41, Mayıs 1987, s.281-282.) |
Silah Taciri II, 1908 (Detay)
Hastalığını söyle kişiliğini öğren!
Başbakan'ın hastalığı Shapiro'ya göre bakın kimlerin hastalığı?
Hastalıkların aslında kişilerin duygu ve düşüncelerinin etkisiyle ortaya çıktığını savunan ABD'li sağlık terapisti Debbie Shapiro'ya göre, hastalıklar ruhun aynası.
Başbakan'ın hastalığı Shapiro'ya göre bakın kimlerin hastalığı?ABD'de satışa sunulduğu günden bu yana büyük ilgi gören Debbie Shapiro'nun "Bedeninizi Dinleyin" isimli kitabı Türkiye'de Yakamoz Yayınları tarafından yayımlandı. Hastalıkların aslında kişilerin duygu ve düşüncelerinin etkisiyle ortaya çıktığını savunan Shapiro'ya göre, hastalıklar ruhun aynası. Shapiro'nun iddiasına göre bazı hastalıklar ve nedenleri şöyle:
KALP KRİZİ: Hiçbir şey hissetmemek amacıyla kalbini bir kafese kapatan, geçmişteki acılara, sıkıntılara takılıp kalan, affetmeyi reddedenlerde görülür. Ayrıca, yaşamını askeri bir disiplin içinde programlayan, tamamen işe odaklanarak duygusal yönünü zayıflatan ve duygularını bastırmaya çalışanlar risk altındadır.
YÜKSEK TANSİYON: Yüksek tansiyonlu kişiler, genellikle kendileriyle yüzleşmemek için, sürekli bir şeylerle uğraşan aşırı aktif insanlardır. Öfke, baskı, panik ve korku durumları etkili olur.
DÜŞÜK TANSİYON: Yaşama korkusuz bir şekilde katılmaya direnmenin göstergesidir. Kişi hayatla yüzleşmeyi beceremez ve pes eder.
KEPEK: Kişinin kendisini yeterince zeki ya da güvenilir bulmaması kepeğe yol açabilir.
SAFRAKESESİ: Safra taşı, başkalarını mutlu etmeye çalışırken, kişinin kendisini ihmal etmesinden ve ihmal edilmiş hissetmesinden kaynaklanır. Başkalarına "Hayır" diyememe etkilidir.
MİGREN: Kişinin yaşam gücünün azalması, hayata katılmaktan kaçınması, kabuğuna çekilmek istemesi anlamına gelir. Migren genellikle korkularla, hayal kırıklıklarıyla ve karşılanamayan psiko-duygusal beklentilerle bağlantılıdır.
FELÇ: Beyne kan gitmemesi sonucu oluşan felç, stresin sinir sistemi üzerine bindirdiği yükten kaynaklanır.
FITIK: Mükemmeliyetçi, bir şeyleri takıntı haline getiren, altına girdiği yükler altında ezilen kişilerde görülür.
OSTEOPOROZ: Boş vermişlik, umutsuzluk ve çaresizlik, amaçsızlık, eşinden yeterince ilgi görememe etkili olur.
MİYOP: Geleceğin güvensiz olduğunu düşünen, içe dönük, yalnız, utangaç kişilerdir.
HİPERMETROP: Dışa dönük kişilerdir. Sürekli olarak başkalarının yaşamlarını ilgilendiren işlerle meşgul olurlar, kendilerine bakmaya zaman ayırmazlar.
SİNÜZİT: Kendini kısıtlanmış, engellenmiş hissedenlerde, eski alışkanlıklarından kurtulamayanlarda, ilgiyi reddedenlerde görülür.
UÇUK: Duygusal stres dönemlerinde ve ilişkilerde çatışmalar yaşandığında ortaya çıkar. Cinsel sorunlar da uçuğa neden olabilir.
ZONA: Uzun zaman boyunca biriken içsel acının ve gerilimin göstergesidir.
BÖBREK TAŞI: Geçmişteki üzücü deneyimleri dile getirmeyip içinde biriktirenlerde görülür; çözülmemiş meseleler neden olur.
NASIR: Başkalarıyla olan ilişkilerinde set çekip duygularını engelleyen kişilerde olur.
KULAK ÇINLAMASI: Dikkatin dağıldığı, başkalarına ve özellikle kişinin kendisine dikkatini vermediği dönemlerde ortaya çıkar.
ZATÜRRE: Hayatla baş etme güçlüğü çekildiği, durup dinlenme isteği ve yardıma gereksinim duyulduğu dönemlerde ortaya çıkar.
DAMAR HASTALIKLARI: Duygusal açıdan bağlanmaktan kaçınan, sürekli çabalarken kendisini ihmal eden, her şeyi kendi başına halledebileceğini düşünen, katı tavırlı kişilerdir.
'Hipoglisemi' hastaları kendilerini ihmal ediyor
Kitaba göre şeker hastalığı, birisini kaybetmek ya da yalnızlık hissinin etkili olduğu durumlarda oluşuyor. İlerleyen yaşlarda ortaya çıkarsa, kişiye gösterilen sevgi ve ilginin reddedildiğinin işareti. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın yakalandığı "hipoglisemi" ise kan şekerinin düşmesi olarak tarif ediliyor. Hipoglisemi, başkalarına vakit harcarken kendini ihmal edenlerin rahatsızlığı. Bu hastalık, sevilme, ilgi görme gereksinimini belirtiyor.
Kaynak : Milliyet
Bayram hazırlıkları başladı umarım bu tatlılar yol gösterici olmuşturAfiyet olsun Bülbül Yuvası | ||||||||||||||
| Malzemeler | ||||||||||||||
3 Adet yumurta 1 Çay bardağı süt 1 Çay bardağı sıvıyağ 1 Tutm tuz 3 Çorba kaşığı yoğurt 1 Kase nişasta İçine : Yarım kilo ceviz Üzerine : 1 Paket margarin Şerbeti için : 7 Su bardağı tozşeker 8 Su bardağı su Yarım limon
| ||||||||||||||
Hazırlanışı | ||||||||||||||
| ||||||||||||||
Revani | ||||||||||
| Malzemeler | ||||||||||
15 Çorba kaşığı tozşeker 15 Çorba kaşığı irmik 15 Çora kaşığı süt 15 Çorba kaşığı un 3 Paket kabartma tozu Yarım rendelenmiş portakal kabuğu Şerbeti için :
| ||||||||||
Hazırlanışı | ||||||||||
| ||||||||||
Gül Baklava | ||||||||||
| Malzemeler | ||||||||||
2 Çorba kaşığı yoğurt 1 Adet yumurtanın sarısı 1 Çay kaşığı karbonat 1 Su bardağı nişasta 125 gr tereyağı Alabildiğince un Malzemesi :Dövülmüş ceviz Şerbeti için : 3 Su bardağı tozşeker 3 Su bardağı su Yarım limonun suyu | ||||||||||
Hazırlanışı | ||||||||||
| ||||||||||
Tulumba Tatlısı | ||||||||||
| Malzemeler | ||||||||||
5 Kahve fincanı su 5 Kahve fincanı un 4 Adet yumurta 1 Tutam tuz Kızartmak için sıvıyağ Şerbeti için : 2 Su bardağı su 500 gr tozşeker 1 Çorba kaşığı limon suyu | ||||||||||
Hazırlanışı | ||||||||||
| ||||||||||
Meyvalı Tart | ||||||||||
| Malzemeler | ||||||||||
1/2 Paket Margarin 1 Yumurta 1 Paket hamur kabartma tozu 2.5 fincan pudra şekeri 1 Portakal kabuğu rendesi 1 Fincan iri dövülmüş fındık Kreması İçin: 1/2 Paket margarin 1 Su bardağı pudra şekeri 2 Çorba kaşığı süt 1 Paket vanilya 1 Portakal | ||||||||||
Hazırlanışı | ||||||||||
| ||||||||||
Malzeme : 1/2 kg. un
1/2 kg. tereyağı
1/2 kg. şeker
5 adet yumurta
1 limonun suyu
Bir buçuk süt fincanı su
Tereyağı porselen bir kaseye konup, tahta kaşıkla döverek iyice ağartılır. Un azar azar dökülerek tereyağına yedirilir. Dört yumurtanın sarısı ile bir tam yumurta çırpıldıktan sonra yağlı hamura katılarak iyice yoğrulur.
Hamur, kıvamını bulunca, ceviz iriliğinde parçalara bölünür. Hamur parçaları avuç içinde yuvarlanır, hafifçe bastırılarak yassılaştırılır. Sonra fırın tepsisine aralıklı bir biçimde yerleştirilir. Her yassı yuvarlağın ortasına kavrulmuş bir iç fındık veya badem konur.
Tepsi kızgın fırına konur (250 C) ve orta ısıda (180 C) yarım saat kadar pişirilen şekerpare hamuru pembeleşince fırından çıkarılır.
Şekerpareler pişerken tencereye tozşeker ve üstünü örtüp iki parmak aşacak kadar su konur. Bir limonun suyu da eklenerek tencere kaynamaya konulur. Şurup kıvamını bulunca ateşten indirilip soğutulur. Şekerpare fırından çıkarılır çıkarılmaz üzerine soğutulmuş şurup dökülür. (Her zaman biri soğuk diğeri sıcak olmalı).
Şekerpareler şurubunu iyice çekip soğuduktan sonra servis yapılır.
Malzeme : 1 bardak süt
1/2 kg. şeker
250 gr. eritilmiş tereyağı veya margarin
4 yumurta
Bir tatlı kaşığı karbonat
1 kg. un
Süt ile şeker karıştırılır. Buna eritilmiş tereyağını ilave ediyoruz. Tereyağı çok sıcak değilse içine teker teker yumurtaları kırıyoruz. Una karbonat karıştırılıyor ve önceden yapılan karışımla karıştırıp hamur haline getirilir. Hamur yoğrulduktan sonra, iki elle yuvarlanarak uzatılır ve bir baston durumuna getirilir. Bu hamurdan ceviz iriliğinde parçalar kesilip her parça iki avuç arasında yuvarlanır ve çok hafif bir biçimde yassılaştırıldıktan sonra yağlanmış, unlanmış tepsiye ikişer parmak arayla dizilir. Kurabiyenin tepe noktaları bıçakla artı işareti şeklinde bir santim uzunluğunda kesilir.
Fırın orta derecede ısıtıldıktan sonra tepsi içine konur ve fırının derecesi yarı yarıya azaltılır. Yarım saat kadar pişirildikten sonra tepsi fırından çıkarılır ve kurabiyeler bir tabağa aktarılır. Soğuduktan sonra servis yapılır.
Malzeme : 250 gr. tereyağı (veya margarin)
1 l. süt
250 gr. irmik veya margarin
5 çorba kaşığı un
4 yumurta
(1 paket kabartma tozu)
1 kg. toz şeker
1 ½ su bardağı su
1 limonun suyu
Tereyağı ile süt bir tencerede kaynamaya bırakılır. Su kaynayınca, 5 kaşık un ile irmik ilave edilir ve hafif ateşte karıştırılarak hamur haline getirilir.Tahta kaşıkla hızlı hızlı çevrilerek 10 dakika kadar pişirilir. Ateşten alınır ve soğumaya bırakılır. Ilımış hamura, kabartma tozu ve yumurtalar tek tek kırılarak yedirilir. Hamurdan iri ceviz büyüklüğünde parçalar koparılıp şekerpareye benzer biçimler verilip tepsiye dizilir. Isıtılmış fırına verip kızarıncaya kadar pişirilir.
Hamurlar pişerken, bir tencerede 1 kg. toz şeker, 1 ½ bardak su ve 1 limonun suyu ateşte kaynatılır.
Sıcak kızarmış hamurların üzerine sıcak şerbet dökülür.Kısa bir süre için üstü örtülebilir.
GRİP
Grip deyip geçmeyin ;bu bılaşıcı hastalık bizi en çok mevsim değişimlerinde yakalar onuniçindir ki özellikle bu günlerde çok dikkatli olmalıyız
Uzmanlar, gripten korunmanın yolunu hastalığı iyi tanımaktan geçtiğini belirterek şu uyarılarda bulunuyorlar:
Yaşlılar (65 yaş ve üzeri), çocuklar (6-23 ay), kronik kalp ve damar hastaları, astım ve kronik bronşit olanlar, kronik böbrek hastalığı olanlar, şeker hastaları, kronik kan hastalığı olanlar, kanser hastaları, bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaç alanlar ve gebeler riskli grup olarak tanımlanmaktadır. Özellikle bu grupta grip çok daha ağır seyretmekte ve ölüme kadar varabilen ciddi sonuçlara yol açmaktadır.
Grip virüsü çok kolay ve hızlı bulaşıyor. Öksürük ve hapşırık, hasta kişilerin eşyalarına veya hasta kişilere temas gribin başlıca bulaşma yolları.
Grip hastalık belirtileri başlamadan 1 gün önce ve belirtiler başladıktan sonra 5 güne kadar bulaştırılır. Çocuklarda ise belirtiler başladıktan sonra 1 hafta veya daha uzun süre bulaştırıcılık devam eder.
Yüksek ateş, şiddetli kas ağrıları ve aşırı halsizlik nedeniyle 3-7 gün gibi bir süre yatak istirahatı gerekmektedir. Yaklaşık bir hafta içinde belirtiler kaybolmakta, ancak birkaç hafta halsizlik ve öksürük devam edebilmektedir.
Dengeli beslenin: Vücudun ihtiyacı olan protein, karbonhidrat, yağ ve vitaminler yeterli olarak alınmazsa, vücut direnci düşer ve solunum organları mukozası da bu durumdan etkilenir.
Yeterli miktarda su için: Solunum yollarının nemli olması, virüs taşıyan damlacıkların etkisine karşı direnci sağlar. Bu bakımdan özellikle su içme ihtiyacının azaldığı kış mevsimi de dahil olmak üzere, her dönemde günde 8-10 bardak su içilmesi oldukça işe yarar.
Düzenli spor yapın: Sağlıklı yaşamın bir parçası olan spor, gripten korunmak için de çok önemli. Yetişkin bir kişinin haftada 3 gün, günde 1 saat olmak üzere spor yapmasında fayda var.
Stresten uzak durmaya çalışın: Stres, vücut direncini azaltarak hastalıklara davetiye çıkaran en önemli etkenlerden biri. Bu nedenle, çeşitli yollarla stresten uzaklaşmak, sağlıklı kalmayı da beraberinde getirir.
Kalabalık yerlerde kendinizi korumaya çalışın: Toplu taşıtlar, sinema, tiyatro gibi kalabalık yerlerde grip olan bir kişinin aksırması ile virüsler büyük bir hızla (160 km/saat) hareket ederek 3-4 metre uzağa yayılabilir. Bu tür yerlerde havalandırmanın iyi olmasına ve temizliğe dikkat etmek gibi basit tedbirlerle gripten korunabilirsiniz.
Düzenli uyuyun: Bir gece uykusuz kalındığında, virüslere karşı savaşan vücut hücreleri yarı yarıya azalır. Mümkün olduğunca düzenli uyuyun, bu düzen bozulursa mutlaka telafi ederek vücudun uyku ihtiyacını karşılayın.
Gribe yakalanmış kişiler ile yakın temastan, ortak eşya kullanmaktan kaçının.
En iyi tedavi: Dinlenmek
Grip tedavisinde antibiyotik kesinlikle kullanılmamalı ancak belirtileri giderici ilaçlar kullanılmalı, yatak istirahatı yapılmalı ve bol sulu gıdalar tüketilmeli.

işilik |
2 |
4 adet alabalık (200 gr.lık ayıklanmış)
1 çay bardağı Yağı
1 çay bardağı badem filesi
½ limonun suyu
2 çorba kaşığı Un
1 çorba kaşığı soya sosu
Tuz
Karabiber
• Tavada Ayçiçek Yağı'nı kızdırın.
• Balıkları tuzlayıp, üzerine karabiber serpiştirin. Un'a bulayıp, alt üst çevirerek kızartın. Servise vereceğiniz tabağa yerleştirin.
• Diğer bir tavaya bademleri koyup, yağda biraz renk aldırın.
• Soya sosu ve limon suyunu ilave edip, kaynatın.
• Bu karışımı balıkların üzerine kaşıkla gezdirerek dökün.
• Yeşilliklerle arzunuza göre süsleyip, servis yapın.
not :dilerseniz balığın kabuklarını kaynayan suya atıp çıkararak soyabilirsiniz lütfen fazla bekletmeyiniz
![]() |
2 |
2 adet uskumru
1 çay bardağı fındık içi (Kıyılmış, kavrulmuş)
2 çorba kaşığı Un
1 çay bardağı Ayçiçek Yağı
4 çorba kaşığı Margarin
4 demet taze soğan (İnce kıyılmış)
2 diş sarımsak (İnce kıyılmış)
1 adet domates (Kabuğu soyulmuş, ince kıyılmış)
½ bağ maydanoz (İnce kıyılmış)
1 tatlı kaşığı bal
1 tatlı kaşığı sirke
Tuz
Karabiber
• Tavada Ayçiçek Yağı'nı kızdırın.
• Balıklara tuzu ve karabiberi serpiştirip, Un'a bulayın.
• Daha sonra balıkları kızgın yağın içine yatırın. Alt üst çevirerek kızartın. Servis tabağına dizin.
• Diğer tavaya Margarin'i, soğanı, sarımsağı koyup, ağaç kaşıkla karıştırın.
• Domatesleri ve fındık içini ilave edip, 2 dakika daha karıştırın.
• Balı ve sirkeyi de ekledikten sonra lezzetini kontrol edin.
• Bu karışımı kaşıkla balıkların üzerine yayın. Arzuya göre süsleyerek servis yapın.
![]() |
![]() |
2 |
2 adet levrek balığı filetosu
2 adet orta boy soğan
1 adet sivri biber
1 adet kırmızı biber
1 adet domates
1 çay kaşığı sarımsaklı çeşni
2 yemek kaşığı
Margarin
2 adet taze soğan
1 paket mantar sos
Su
Taze soğanların yeşil kısmı suda haşlanarak ip olarak kullanılmaya hazır hale getirilir.
Soğan, domates ve biberler jülyen şeklinde doğrandıktan sonra margarin ile güzelce sotelenir. Daha sonra sarımsaklı çeşni ile tatlandırılıp, temizlenmiş levrek balıkların filetolarının içerisine konulur. Rulo yapılıp, taze soğan ile bağlanır ve suda poşe yapılır.
Mantar sos, su ile karıştırılarak pişirilip, margarin ile kıvamı arttırılır.
Bir tabağın ortasına mantar sos, üzerine de levrek balığı rulosu konularak servis edilir.
2 |
400 gr. kalkan balığı (4 dilim sırt)
1 çay bardağı Ayçiçek Yağı
2 çorba kaşığı Un
Tuz
Karabiber
½ limonun suyu
Tartar sos için:
4 çorba kaşığı Mayonez
2 adet kornişon turşu (İnce kıyılmış)
1 tatlı kaşığı maydanoz (İnce kıyılmış)
1 tatlı kaşığı kaperi çiçeği (İnce kıyılmış)
1 tatlı kaşığı soğan (İnce kıyılmış)
1 tatlı kaşığı dereotu (İnce kıyılmış)
½ limonun suyu
Tuz
• Tavada yağı kızdırın.
• Bir tabak içinde balıklara limon suyunu damlatın ve tuz ile karabiberi her tarafına yedirin.
• Daha sonra balıkları tek tek una bulayıp, tavaya yatırın. Alt üst ederek kızartın ve servis tabağına alın.
• Mayonez'i çukur bir kabın içine koyun. Tüm malzemeyi içine ilave ederek karıştırın.
2 |
1 kg. hamsi balığı (İri boy, kafası koparılıp, kılçığı çıkarılmış)
1 adet soğan (İnce kıyılmış)
2 adet domates (Kabuğu soyulmuş, ince kıyılmış)
½ bağ maydanoz (İnce kıyılmış)
2,5 su bardağı Ayçiçek Yağı
Tuz
Karabiber
3 adet yumurta (Çukur kaba konulup, çırpılmış)
1 su bardağı Un
• Bir kap içinde soğanı, domatesi, maydanozu iyice karıştırın.
• Avuç içine 3 balığı alın. Derileri içe gelecek şekilde açın.
• Hazırladığınız malzemeden ceviz büyüklüğünde parçaları balıkların üzerlerine koyun.
• Malzemenin üzerine 3 balık daha koyun. una bulayıp bir kenara bırakın.
• Tavada Bizim ayçiçek yağını kızdırın. Unladığınız balıkları yumurtaya bulayıp, tavanın içine yerleştirin. Alt üst çevirerek kızartın.
• Yeşil salata yaprakları üzerinde servis yapın.
(Baylar bu tavsiyeler size... Eşiniz kuru ekmekle yaşayamaz, zaman zaman da yağ sürmek gerekir.)
Eve geldiğinizde ona selam verip, dokunun.
Ona günü hakkında, ne yaptığıyla ilgilendiğinizi gösteren belirli sorular sorun. (Doktorla randevun nasıl geçti? Gibi...)
Kendinizi, dinlemeye ve soru sormaya alıştırın.
Onun sorunlarını çözmeye çalışmak yerine anlayış gösterin.
Eşinize yirmi dakika sürekli yoğun ilgi ve dikkat gösterin.(Bu süre içerisinde gazete okumayın, televizyon seyretmeyin.)
Özel günlerin dışında da ara sıra çiçek götürün.
Genelde yemek yapmak onun göreviyse ya da sıra ona gelmiş, ama yorgun ve meşgul görünüyorsa, yemeği kendiniz hazırlamayı teklif edin.
Görünüşüne iltifat edin.
Bir şeye canı sıkıldığında onu dinleyin ve hak verin.
Yorgun olduğunda yardım etmeyi önerin.
Yolculuklarda iki ayağını bir pabuca sokmamak için fazladan zaman ayırın.
Geç kalacağınız zaman arayıp haber verin. (Her ne kadar Faruk Bey – benim değerli müdür arkadaşım- “ Ben öyle şeyler yapamam” dese de...)
Yardım edip edemeyeceğinizi sorduğunda, onu buna pişman etmeden evet ya da hayır deyin.
Eğer genelde bulaşığı o yıkıyorsa ara sıra , yorgun olduğu günlerde siz yıkamayı önerin. ( Ya da biraz paraya kıyıp bulaşık makinesi alın.)
Dışarı çıkarken , herhangi bir şeyin lazım olup olmadığını sorun; ama sakın benim yaptığım gibi almayı unutmayın.
İşten arayıp hal hatır sorun, heyecan verici bir olayı paylaşın ya da ona , onu sevdiğinizi ifade edin.
Çöp kovası dolduğunda fak edip dökmeyi önerin. (Siz de hep öneriyorsunuz. Ne kadar uyanıksınız. Kardeşim, alın o çöp kovasını götürüp dökün.)
Onunla çıkmadan önce kendi arabanızı temizleyip yıkayın.
Duygularını paylaşırken sabır gösterin, saatinize bakmayın.
Kalabalıkta sevginizi gösterin.
Sizinle televizyon seyrederken kanalları değiştirip durmayın.
Ona sevdiği şeyleri ikram edin. (Bunun için önce neyi sevdiğini öğrenin; ama bunu sakın çaktırmayın)
Tiyatro , konser, sinema ya da sevdiği başka bir sanat türü ya da sosyal faaliyet için teklifte bulunun.
Her ikinizin de resmi giyinebileceğiniz fırsatlar oluşturun.
Geciktiğinde ya da üstünü değiştirirken anlayışlı olun.
Kalabalıkta başkalarından çok ona ilgi gösterin.
Eşinize çocuklarınızdan daha fazla önem verin. ( Ya da öyle olduğunu sanmasını sağlayın)
Özel günlerde resimlerini çekin.
Küçük, romantik kaçamaklar yapın.
Tatillerde eğer yalnız(baş başa) kalabiliyorsanız, bol bol beraber gezip dolaşın ve sohbet edin.
Bayramlarda, özel günlerde not yazın ve eşinizle duygu yoğunluğu yaşayın.
Kendini nasıl hissettiğini fark edip bunu belirtin; “ Bu gün çok mutlu görünüyorsun” ya da “ Yorgun görünüyorsun” gibi. Sonra , “ Günün nasıl geçti?” gibi sorular sorun.
Eşinizi bir yere götürürken, yolu bulma sorumluluğunu ona bırakmamak için gideceğiniz yolu iyice inceleyin.
Eşinizi özel gezi ve ziyaret yerlerine götürüp farklılıklar yaşayın.
Bir aşk mektubu ya da şiiriyle onu şaşırtın.( Dikkat!!! Mutlaka eşinize yazılmış olmalı. Aman yanlışlık yapmayın.)
Eşinize ilişkinizin başında davrandığınız gibi davranın.
Evde bir şeyler onarmayı önerin.” Biraz zamanım var, neler onarılacak?” diye sorun. Yapabileceğinizden fazlasını üstlenmeyin. ( Onarmak için, televizyon, radyo gibi elektronik eşyalar haricinde eşya seçin.)
Ona arabanın kapılarını açın. (Bir erkek eşine arabanın kapısını açıyorsa iki nedeni vardır; ya eşi ya da arabası yenidir...)
Marketten alınanları taşıyın.
Ağır kutuları taşıyın.
Yolculuklarda bagajlarla ilgilenin ve arabaya siz yerleştirin.
Yemek pişirdiğinde iltifat edin.
Onu dinlerken gözlerine bakın.
Eşinizle konuşurken ara sıra ona dokunun.
Gün içinde neler yaptığıyla, okuduğu kitaplarla ve görüştüğü insanlarla ilgilenin.
Onu dinlerken ilgilendiğinizi belli eden sesler çıkarın.
Kendini nasıl hissettiğini sorun.
Hastayken hatırını sorun.
Yorgunsa çay yapın
Ayrılırken onu öpün ve hoşça kal deyin.
Yaptığı esprilere gülün.(Zor da olsa mutlaka gülün)
Sizin için bir şeyler yaptığında teşekkür edin.
Baş başa kalmak için fırsat oluşturun.
Özel anlarda ya da size içini dökerken telefona cevap vermeyin.
Kısa da olsa birlikte çıkın ve gezin.
Bir piknik düzenleyin.
Onu çocuklar olmadan yürüyüşe çıkarın.
Uzaktayken onu özlediğinizi söyleyin.
Eve gelirken ararda sırada sevdiği pasta ya da tatlıyı çiçekle beraber getirin.
MUTLU OLMAK İÇİN KARŞINIZDAKİ KİŞİNİN KİŞİLİK YAPISINI ÖĞRENİN!(*)
“Ellinci evlilik yıldönümünü kutlayan bir çiftin hikayesi şöyledir: Erkek mutfağa giderek bir tost ve süt hazırlar. Yemeğin hazır olduğunu bildirmek üzere karısına seslenir. Kadın mutfağa girip içeri göz atar atmaz göz yaşlarına boğulur. Şaşkın koca büyük bir merak içerisinde karısını kucaklayıp ne olduğunu sorar. Kadın, gözlerinden hala yaş gelirken, hayatlarının en önemli gecesinde daha düşünceli davranıp kendisine ekmeğin köşesini vermesi gerektiğini söyler. Bir süre sessiz kalan erkek sonunda konuşur: “ Ama neden tatlım burası ekmeğin en sevdiğim yeri!”
İletişimde yapılan en büyük hatalardan biri insanlardaki farklı zeka ve farklı kişilik motiflerinin dikkate alınmaması ve herkesi kendimiz gibi görmemizdir. Bir düşünün, Kendinizi ne kadar tanıyorsunuz? Arkadaşlarınızı ne kadar tanıyorsunuz? Eşinizi ne kadar tanıyorsunuz? Çocuğunuzu ne kadar tanıyorsunuz? İş arkadaşlarınızı ne kadar tanıyorsunuz?
İnsanlar; kadın ya da erkek çok farklı kişilik özellikleriyle doğarlar. Bu kişilik özelliklerinin güçlü tarafları vardır, zayıf yanları vardır. Kişiler kendi kişilik özelliklerini bilirlerse sivri yönlerini törpüleyip, zayıf yanlarını güçlendirerek mükemmel insan olma yoluna gidebilirler.
Aşağıda erkek ve kadınlarının sahip olabilecekleri 9 ayrı kişilik yapısından kısa örnekler verilmiştir.
1-Mükemmeliyetçi: Aklı başında, objektif, mantıklı, ahlakçı, rasyonel, ihtiyatlı, mükemmeliyetçi, detaylara dikkat eden,
2-Yardımsever: Sıcak, sevgi dolu, düşünceli, ilgili, yardımcı, fedakar, sıcakkanlı, bakıcı, yönlendirici,
3-Başarı Merkezli: Göze çarpan, etkileyici, kendini adapte edebilen, hayranlık uyandıran, başarı merkezli, motivator,
4-Özgün ve Ferdi: Hassas, farklı, özel, kendinin farkında,sezgileri güçlü, derin ve sakin, kendisine karşı dürüst,
5-Araştırmacı-Gözlemci: Kavrayışlı, meraklı, özü kavrayabilen, derununa vakıf olabilen, objektif, zihni/şuuru sürekli alarmda, kendi dünyasına çekilmiş, gözlemci,
6-Sadık Sorgulayıcı: Güvenilir, bel bağlanılabilir, sadakat, komplo teorileri, tedbirli, dikkatli, sorgulayıcı,
7-Coşkun-Maceraperest: Aşklı şevkli, özgür ruhlu, spontane, şen şakrak, enerjik, iyimser, sabırsız,
8-Meydan Okuyan-Adil: Güçlü, adaletli, iddialı, hakkı/nı savunan, hareket insanı, bağımsız, dirençli,sıhhatli,
9-Barışçıl: Durağan, nazik/ince/nazenin, arkadaş canlısı, geçimi kolay, doğal, rahat, akıllı uslu.
En popüler olan ve hayatta sıkça karşılaştığımız kişilik yapılarından birkaç tanesini Abdullah Şahin, “Eşinize Yeniden Aşık Olmanın Yolları” adlı kitabında detaylı bir şekilde incelemiş.Sizlerle paylaşalım.
Lider Yapılı, Güçlü Kolerik Kişilik Tipi:
“Mesela , bazı erkek ve kadınlar “Lider Yapılı, Güçlü Kolerik” dediğimiz kişilik yapısına sahiptirler. Bu yapıdaki erkek ve kadınların:
İstekleri: Kontrol altına almaktır.
Duygusal İhtiyaçları : İtaat duygusu, başarısı için takdir görme ve yeteneklerine güven.
En Güçlü Yönleri: Her şeyin sorumluluğunu alabilir, çabuk ve doğru yargıda bulunma yeteneğine sahiptirler.
En Zayıf Özellikleri: Çok zorba ve tahakkümcü davranışları vardır. Duyarsız ve sabırsızdırlar.Görevleri devretmeye ve başkalarına güvenmeye isteksizdirler.
Bunalıma Girdiği Zaman : Yaşamı kontrolü altında tutamaz ve insanlar işleri onun gibi yapamazlar.
Korktuğu Şeyler: Herhangi bir şeyin kontrolünü kaybetmek, örneğin bir işi kaybetmek, terfi edilmemek, ciddi bir biçimde hasta olmak, asi bir çocuğa ya da kendisini desteklemeyen bir eşe sahip olmak.
Hoşlandığı İnsan Tipi: Destekleyici ve boyun eğen.Olayları kendi bakış açısıyla gören, hemen işbirliği yapan ve puanı başkalarının almasına izin veren.
Hoşlanmadığı İnsan Tipi: Tembel ve sürekli çalışmakla ilgilenmeyen, otoritesine karşı gelen, bağımsız davranan ya da sadık olmayan.
İşteki Değerli Yanları: Herkesten daha kısa zamanda daha çok şey başarabilir. Genellikle haklıdır, ama soruna yol açabilir.
Gelişme Ortamı: Başkalarının karar vermesine imkan tanır, otoriteyi dağıtır, daha sabırlı olur; ancak bütün bunlar herkesin kendisi gibi üretmesini beklemezse olur.
Lider Olarak: Sorumluluk alma duygusu vardır. Neyin iyi sonuç vereceğini hemen sezebilir. Başaracağına içtenlikle inanır, ama daha pasif insanları da bunaltabilir.
Eş Tercihi: Sessizce itaat eden, otoritesine karşı gelmeyen; ama asla yeterince başarılı olmayan ya da kendi projeleri için heyecan duymayan Barışçıl Soğukkanlılar.
Strese Tepkileri: Kontrolü sıkılaştırır, daha çok çalışır, uygulamaya yönelir ve suçluyu başından savar.
Bilinen Özellikleri: Tez canlı tutum, kontrolü çabuk yakalama, özgüven, hiç durmama ve gücünü kullanma.
Lider Yapılı , güçlü kolerik erkek ve kadınlar, zayıf yönlerini (Benim söylediğim olacak. Benim görüşüm doğrudur, siz bilmez ve beceremezsiniz. Görüşünüz kısa, hemen ve doğru yapmıyorsunuz vb.) ve zayıf özelliklerini törpülerlerse başarılı olurlar. Başkasının da görüşü, duyuşu olduğunu, herkesin kendisine ,görüş ve düşüncelerine değer verilmesini istediğini, önemli olanın ben anlayışı değil biz anlayışı olduğunu, insanlar istemediği müddetçe baskı ve zorlamanın işe yaramayacağını, ilişkilerde içten ve arkadaşça olunmadığı müddetçe başarılı olunamayacağını anlar ve bunları düzeltilerse, zayıf yanlarını güçlendirmiş olurlar. Herkes tarafından sevilen sayılan, kabul edilen bir lider kişiliğe sahip olurlar.
Barışçıl Soğukkanlı Tipler:
Bazı kadın ve erkekler de devamlı herkesle uyumlu olan Barışçıl Soğukkanlıdırlar. Bu yapıdaki kadın ve erkeklerin özellikleri ise:
İstekleri: Hiç çatışma yaşamamak, huzuru korumak için her fedakarlığa katlanmak.
Duygusal İhtiyaçları: Saygı duyusu, değer verildiğini hissetme, anlayış duygusal destek.
En Güçlü Yönleri: Dengeli, hatta düzenlidir. İnce bir espri duygusu vardır ve kişiliğinden genelde hoşlanır.
En Zayıf Yönleri: Kararsızdır, coşkusu ve enerjisi yetersizdir. Açıkça görünene kusurları yoktur. Gizli bir demirden iradeye sahiptir.
Bunalıma Girdiği Zaman: Hayat çelişkilerle dolu olur. Kişisel olarak göğüs germek zorunda kalıp kimseye yardım etmek istemez .
Korktuğu Şeyler : Büyük bir kişisel sorunla uğraşmak, sorumluluk taşımak, büyük değişiklikler yapmak zorunda kalmak.
Hoşlandığı İnsan Tipi: Onun için karar verecek, güçlü yönlerini kabul edecek, ihmal etmeyecek ve saygı gösterecek insanlar.
Hoşlanmadığı İnsan Tipi: Fazla hırslı, çok gürültücü ve ondan çok şey bekleyen insanlar.
İşteki Değerli Yanları: İş birliği yapar, sakinleştirici bir etkisi vardır. Huzuru sağlar, çekişen kişiler arasında arabuluculuk yapar ve sorunları objektif olarak çözer.
Gelişme Ortamı : Hedef belirleyip kendisini motive eder.Daha fazlasını yapmayı ve beklenenden çabuk davranmayı arzular. Başkalarının sorunlarını hallettiği gibi kendi sorunlarıyla da yüzleşebilir.
Lider Olarak: Sakin ve kendisine hakimdir. Ani karar vermez. Herkes tarafından sevilir ve zararsızdır. Sorun çıkarmaz fakat sık sık yeni parlak fikirlerle de ortaya çıkmaz.
Eş Tercihi: Güçlü yönlerine ve kararlılıklarına saygı duyduğu için Güçlü Koleriklere hayrandır; fakat, Barışçıl Soğukkanlı, daha sonra oraya buraya çekiştirilip küçük görülmekten yorgun düşer.
Strese Tepkileri: Kaçar, televizyon seyreder, yemek yer, yaşama uyum sağlayamaz.
Bilinen Özellikleri: Sakin yaklaşım, rahat duruş, mümkün olan her an oturma ya da uzanma.
Mükemmeliyetçi Melankolik Tipler :
Bazı kadın ve erkekler ise, her şeyi düzgün ve eksiksiz yapan, yapamadığı zaman bunalıma giren Mükemmeliyetçi Melankoliktirler. Bu yapıdaki kadın ve erkeklerin özellikleri ise:
İstekleri : Düzgün, eksiksiz, hemen başlayayım.
Arzusu : Düzgün yapmak.
Duygusal İhtiyaçları : Denge duyusu, mekan, sessizlik, duyarlılık ve destek.
En Güçlü Yönleri: Planlama yeteneği vardır. Uzun vadeli hedefler belirler. Yüksek standart ve ideallere sahiptir. İyi analiz yapar.
En Zayıf Yönleri: Kolaylıkla bunalıma girer, hazırlık için çok zaman harcar, ayrıntılara odaklanır. Olumsuzlukları hatırlar ve başkalarına şüpheyle yaklaşır.
Bunalıma Girdiği Zaman : Yaşam düzensizdir, standartlarını tutturamaz. Hiç kimse ona aldırış etmiyor olarak görür.
Korktuğu Şeyler : Gerçek duygularını kimsenin anlamamasından yakınmak, hatalar yapmak ve standartlarından ödün vermek zorunda kalmak.
Hoşlandığı İnsan Tipi : Ciddi, entelektüel, derin ve akıllıca sohbet edebilen.
Hoşlanmadığı İnsan Tipi: Zekası düşük, unutkan, geciken, düzensiz, yapay, kaçamak yanıt veren ve ne yapacağı sezilemeyen.
İşteki Değerli Yanları : Ayrıntı duygusu, analiz tutkusu, sabırlı olma, yüksek standartta performans, acı çekenlere karşı şefkat gösterme.
Gelişme Ortamı: Başkalarının mükemmeliyetçi olmasında ısrar etmezse hayatı çok ciddiye almaz.
Lider Olarak : İyi organizasyon yapar. İnsanların duygularına karşı duyarlıdır. Yaratıcılığı vardır. Kaliteli performans ister.
Eş Tercihi : Kişilikleri ve sosyal becerileri için popüler Optimistlere yakındır; ama kısa zamanda onları susturup bir programa bağlar ve bir karşılık alamadığı zaman bunalıma girer.
Strese Tepkileri : Kabuğuna çekilir, bir kitaba dalar , bunalıma girer, vazgeçer ve sorunlarını herkese anlatır.
Bilinen Özellikleri : Ciddi, duyarlı, terbiyeli tutum, kendisini küçümseyen yorumlar, titiz ve bakımlı görünüş. ( Hippi tipi entelektüeller, müzisyenler , şairler hariç olmak üzere tabii; bunlar elbiselere ve görünüşe dikkat etmenin dünyevi bir tavır olduğunu ve insanı içsel güçlerinden uzaklaştırdığını düşünürler.)
Popüler Optimist Tipler :
Bazı kadın ve erkekler ise çok hareketli, şakacı ve devamlı tebessüm etmeyi başarabilen Popüler Optimist Tiplerdir. Bunların kişilik özellikleri :
Arzusu : Eğlenmek, gününü gün edip, zor işleri başkalarına yaptırmaktır.
Duygusal İhtiyaçları : İlgi, şefkat, onay ve kabul görmek.
En Güçlü Yönleri : Bilgisi olsun olmasın, her yerde her zaman her şey hakkında konuşabilir. Coşkulu bir kişiliğe , iyimserliğe, espri duygusuna, öykü anlatma yeteneğine sahiptir. İnsanlardan hoşlanır.
En Zayıf Yönleri: Düzensizdir, ayrıntıları ya da isimleri hatırlayamaz, abartır, h,ç bir şey hakkında ciddi değildir. İşlerin yapılmasında başkalarına güvenir; kolay aldanır ve saftır.
Bunalıma Girdiği Zaman : Yaşam eğlenceli değildir ve hiç kimse onu sevmiyordur.
Korktuğu Şeyler : Sevilmemek, sıkılmak, saate bağlı olarak yaşamak ya da harcadığı paranın kaydını tutmak.
Hoşlandığı İnsan Tipi : Dinleyen, gülen, öven ve onaylayan.
Hoşlanmadığı İnsan Tipi : Eleştiren, esprilerine yanıt vermeyen, kendisinin şirin olduğunu düşünmeyen.
İşteki Değerli Yanları : Renkli yaratıcılığı, iyimserliği, rahatlatıcı olması, başkalarını neşelendirip eğlendirmesi.
Gelişme Ortamı : Düzenli olur, çok konuşmaz. Saate bakmayı öğrenirse gelişir.
Lider Olarak : Başkalarını heyecanlandırır, ikna eder. Esin kaynağı olur, cezbeder ve eğlendirir fakat unutkandır ve sabırlı olamaz.
Eş Tercihi : Duyarlı ve ciddi Mükemmeliyetçi Melankoliklere yakındır; ancak kendisine sürekli yetersiz ve aptal muamelesi yapılmasından çabuk sıkılır.
Strese Tepkileri : Sahneyi terk etme, alışverişe çıkma, eğlenceli bir grup bulma, bahaneler yaratma ve başkalarını suçlama.
Bilinen Özellikleri : Sürekli konuşma, yüksek ses, parlak gözler, hareketli eller, renkli ifadeler, coşku ve kolay kaynaşma yeteneği.
Tabi insanlar bu kişilik yapılarından sadece birisini taşımayabilirler. Birden fazla kişilik yapısını üzerlerinde bulundurabilirler. Bir tanesi diğerlerine biraz baskındır. Bir kadın ya da erkek Güçlü Kolerik- Barışçıl Soğukkanlı veya Güçlü Kolerik- Melankolik ya da Güçlü Kolerik- Optimist olabilir. İletişimde ya da ilişkilerde eşimizin kişilik yapısını bilmemiz, aile huzur ve mutluluğu adına büyük bir avantaj olacaktır. Kavga ve tartışmalar olmayacaktır.
Her eş, kendisinin ve eşinin kişilik yapısını bilmelidir. Zayıf ve güçlü yanlarını tespit etmeli, özellikle sevgi dilleriyle ilişkilerini düzenlerken, eşinin hangi desteğe, değişime ve gelişime ihtiyacı var tespit etmeli ve nasıl yardımcı olacağını öğrenmelidir. (1)
1- Abdullah Şahin- Eşinize Yeniden Aşık olmanın yolları , s.142
( * ) Mahmut AÇIL’ın “Sevgiye İhtiyacım Var” isimli kitabından derlenmiştir....
Mutlu olmak
Sıkıntıları, üzüntüleri bir kenara atmak oldukça zor.
Zor gözükse de, insan istedikten sonra hepsinden kurtulabilir. Artık mutlu olmak benim de hakkım diyorsanız bu önerileri dikkate almalısınız:
İnsan zihninin dinç kalabilmesi için geleceğe dönük hiçbir endişeli fikir taşımaması gerekir. İnsanın yaşanmış bitmiş olan geçmişteki kötü anı ve acı hatıraları, güncel olaylardan hareketle bugüne asla taşımaması gerekir.
Stresli ve gergin bir hayat beyinde geri dönüşümsüz hücre göçüne yol açmaktadır. Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Arif Verimli bu konuda önemli uyarılarda bulunuyor.
- Asla bir eleştiri, öneri ya da teklif karşısında yetersizlik duygusuna kapılmayın.
- Asla kusursuz bir insan olmaya çalışmayın.
- Başkalarına hoş görünmek için şirinlik ve fedakarlık yapmayın, yapmak zorunda olduğunuzu düşünmeyin.
- 24 saati 3'e bölün. 8 saat uyuyun, 8 saat çalışın ve kalan 8 saatte lütfen sizi mutlu edecek bir şeyi yapın. Hobiler edinin, spor yapın, sanatsal faaliyetleri izleyin, sergileri gezin.
- Size yapılan eleştirileri reddedilmişlik olarak algılamayın.
- Mükemmeli değil elinizden geleni yapın.
- Kimse için önyargı taşımayın ve herkese karşı içinizden geldiği gibi davranın.
- Başkalarınca beğenilmek ve takdir edilmek beklentisi taşımayın, hiç kimsenin sevgisine muhtaç olmayacak kadar kendinizi sevin.
- Sizin doğrularınızın başkalarının doğruları olmayabileceğini bilin.
- Çevrenizdeki insanların hareket ve davranışlarını denetlemeyin, hiç kimsenin beyninden geçenleri okumaya ve yorumlamaya kalkışmayın, kimsenin de dillendirmediğiniz müddetçe sizin beyninizi okumasını beklemeyin.
- Çok okuyun. Okumayı ertelemeyin, okumaya yaşınız ilerlese bile devam edin. Çünkü okumak zihinsel faaliyetleri çalıştırır.
- Çok gergin ve kaygılı olduğunuz zaman şu nefes egzersizini yapın; iyi bir nefes almak iyi bir nefes vermekle başlar. Ağır derin ve sessiz olun. Nefes egzersizine başlamadan önce, sağ elinizi göbeğinizin hemen altına koyun, sol elinizi göğsünüzün üzerine koyun ve gözlerinizi kapatın. Nefes almadan önce ciğerinizi iyice boşaltın. Yeni bir nefes almak için birkaç saniye bekleyin. Ard arda iki derin nefes aldıktan sonra kesinlikle 4-5 kez de normal nefes alın. Tüm bu işlemleri günde 40 kez yapın ve bunu alışkanlık haline getirin.
- Akraba, aile ve kök bağlarınızı koparmayın. En azından özel günlerde onlarla olun.
Orucu Bozup Kaza ve Keffareti Gerektiren Şeyler
1. Oruçlu olduğunu bilerek yemek ve içmek (yenilip içilen şey ister gıda, ister ilâç olsun).
2. Oruçlu olduğunu bile bile cinsel ilişkide bulunmak.
Karı-kocadan biri ötekine zorla cinsel ilişkide bulunduğu takdirde zorla ilişkide bulunana kaza ve keffaret, kendisine zorla ilişkide bulunulan kişiye de kaza lâzım gelir.
3. Ağzına giren yağmur, kar ve doluyu kendi isteğiyle yutmak.
4. Sigara içmek, öd ağacı veya anber ile tütsülenip dumanını içeri çekmek.
5. Enfiye çekmek.
6. Buğday ve arpa tanesi yutmak.
7. Dışardan bir susam tanesi kadar bir şeyi alıp yutmak.
8. Yenmesi alışılmış olan çamur, kil ve kömür gibi şeyleri yemek. (Bazı kimseler bunları severek yerler.)
9. Az miktarda tuz yemek.
10. Karısının veya sevdiği bir kimsenin tükürüğünü yutmak. (Bundan zevk aldığı için kaza ve keffaret gerekir. Başkasının tükürüğünden iğrendiği için bundan keffaret gerekmez.)
11. Kan aldırdıktan veya sadece karısını öptükten sonra orucu bozulduğu kanaatiyle bile bile orucunu bozmak.
Ramazan ayında niyet ederek oruca başlayan kimse, saydığımız şeylerden birini bilerek ve özürsüz olarak yaparsa orucu bozulmuş olur. Bozulan bu orucu kaza etmesi ve kasten bozduğu için de keffaret tutması gerekir.
Keffareti Düşüren Şeyler
Keffareti gerektiren bir şeyi yaparak orucunu bozan kimse, aynı gün oruç tutamayacak derecede hastalanır veya kadın ayhali yahut da lohusa olursa keffaret düşer, yani keffaret orucu tutması gerekmez. Ancak hastalığın kendi isteği dışında olması şarttır. Kendisi kasten hastalığa sebep olursa keffaret düşmediği gibi sefer mesafesinde bir yolculuğa çıkması ile de düşmez.
Orucu Bozup Yalnız Kazayı Gerektiren Şeyler
1. Pamuk ve kağıt gibi yenmesi mutad olmayan bir şey yutmak,
2. Bir defada çok miktarda tuz yemek,
3. Yenmesi mutad olmayan zeytin çekirdeği yemek. Yenmesi alışılmış olan çekirdeği yemek ise keffareti gerektirir.
4. Taş, toprak, demir, altın ve gümüş gibi şeyleri yutmak.
5. İçi olmayan ceviz ve badem yutmak. (Bunların içi olanları yenildiği takdirde keffaret gerekir)
6. Burnuna ilaç çekmek.
Bu, Ebu Hanife'nin görüşüdür. Buna göre; tedavî maksadıyla iğne yaptırmak orucu bozar ve kazayı gerektirir. Çünkü iğne vasıtasıyla vücuda verilen ilâç iç kısımlara kadar ulaşmaktadır.
İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed'e göre; tabiî olan yollar dışında vücudun başka tarafından açılan bir yoldan içeri giden ilâç orucu bozmadığı için iğne yaptırmakla oruç bozulmaz. Çünkü vücuda verilen ilâç ağız gibi tabiî bir yoldan değil, deriden açılan başka bir yoldan verilmektedir.
Ancak, ibadetlerde ihtiyatlı hareket etmek esas olduğundan Ramazanda iğne yaptırmak zorunda olan kimse bunu mümkünse iftardan sonra yaptırmalıdır.
Bu mümkün olmaz da gündüz iğne yaptırmak zorunda kalırsa, İmam Ebu Yusuf ile İmam Muhammed'in görüşlerini esas alarak orucuna devam eder ve bu orucunu daha sonra kaza etmesi gerekmez.
7. Ağzına aldığı boyalı iplik gibi şeylerin boyası ile rengi değişen tükürüğü yutmak.
8. Boğazına kaçan kar veya yağmuru kendi isteği olmayarak yutmak. (Kendi isteği ile yutarsa keffaret gerekir.)
9. Zorlama ile oruç bozmak.
10. Dişleri arasında nohut tanesi kadar kalan yemek kırıntısını yutmak.
11. Abdest esnasında ağzına ve burnuna su alırken kendi elinde olmayarak boğazına su kaçmak.
12. Unutarak yeyip içtikten sonra orucunun bozulduğunu zannederek yeyip içmek.
13. Ağız dolusu kusmak. (Kendi isteği ile).
14. Ağız dolusu gelen veya kendi isteğiyle getirdiği kusuntuyu mideye geri çevirmek.
15. Kendi isteği ile içine veya genzine duman çekmek. Kendi isteği ile olmazsa oruç bozulmaz. (İçeri çekilen duman sigara dumanı olursa keffaret gerekir.)
16. Güneş batmadığı halde-battı zannederek-iftar etmek.
17. İmsak vakti geçtiği halde daha vakit vardır zannederek yemek.
18. Cinsel ilişki dışında kadına dokunmak veya öpmek sonucu boşalmak.
19. Ramazan orucundan başka bir orucu bozmak. (Ramazan orucundan başka bir orucu bozmak sadece kazayı gerektirir.)
20. Ramazan orucuna niyet etmiyerek yeyip içmek. (Keffaret, niyet edilerek başlanan orucu bilerek bozmaktan lâzım gelir. Oruca niyet edilmeyerek yeyip içtiği takdirde sadece o günün orucunu kaza eder.)
Ancak mazaretsiz olarak ramazan orucunu tutmamak büyük günahtır.
21. Misafir iken oruca başlayıp ikamete niyet ettikten sonra yemek.
22. Mukim iken oruca başlayıp sefer mesafesi yolculuğa niyet ederek bulunduğu yerin sınırlarını geçtikten sonra orucu bozmak.
Sayılan bu şeylerden birini yapan kimsenin orucu bozulur ve bozulan orucun gününe gün kaza edilmesi gerekir.
Bunlardan biri ile orucu bozulan kimse akşama kadar orucu bozacak bir şey yapmamalıdır.
Gündüz iyileşen hasta, yolculuğu sona eren misafir, ayhali veya lohusalıktan temizlenen kadın, erginlik çağına gelen çocuk ve müslüman olan gayr-i müslim, Ramazan ayına saygı için günün kalan kısmında oruçlu imiş gibi akşama kadar orucu bozacak şeylerden sakınmaları uygun olur.
Oruca niyetlenen kadın gündüz ayhali veya lohusa olursa, orucunu bozması lâzımdır.
Kadın, henüz ayhali olmadan adet günümdür diyerek orucunu bozmamalıdır.
Hasta ve yolcu olup da oruç tutmayan kimselerin yemeden, içmeden durmaları gerekmez. Ancak bunlar açıktan değil de gizli olarak yerler.
|
|
Orucu Bozup Kaza ve Keffareti Gerektiren Şeyler
1. Oruçlu olduğunu bilerek yemek ve içmek (yenilip içilen şey ister gıda, ister ilâç olsun).
2. Oruçlu olduğunu bile bile cinsel ilişkide bulunmak.
Karı-kocadan biri ötekine zorla cinsel ilişkide bulunduğu takdirde zorla ilişkide bulunana kaza ve keffaret, kendisine zorla ilişkide bulunulan kişiye de kaza lâzım gelir.
3. Ağzına giren yağmur, kar ve doluyu kendi isteğiyle yutmak.
4. Sigara içmek, öd ağacı veya anber ile tütsülenip dumanını içeri çekmek.
5. Enfiye çekmek.
6. Buğday ve arpa tanesi yutmak.
7. Dışardan bir susam tanesi kadar bir şeyi alıp yutmak.
8. Yenmesi alışılmış olan çamur, kil ve kömür gibi şeyleri yemek. (Bazı kimseler bunları severek yerler.)
9. Az miktarda tuz yemek.
10. Karısının veya sevdiği bir kimsenin tükürüğünü yutmak. (Bundan zevk aldığı için kaza ve keffaret gerekir. Başkasının tükürüğünden iğrendiği için bundan keffaret gerekmez.)
11. Kan aldırdıktan veya sadece karısını öptükten sonra orucu bozulduğu kanaatiyle bile bile orucunu bozmak.
Ramazan ayında niyet ederek oruca başlayan kimse, saydığımız şeylerden birini bilerek ve özürsüz olarak yaparsa orucu bozulmuş olur. Bozulan bu orucu kaza etmesi ve kasten bozduğu için de keffaret tutması gerekir.
Keffareti Düşüren Şeyler
Keffareti gerektiren bir şeyi yaparak orucunu bozan kimse, aynı gün oruç tutamayacak derecede hastalanır veya kadın ayhali yahut da lohusa olursa keffaret düşer, yani keffaret orucu tutması gerekmez. Ancak hastalığın kendi isteği dışında olması şarttır. Kendisi kasten hastalığa sebep olursa keffaret düşmediği gibi sefer mesafesinde bir yolculuğa çıkması ile de düşmez.
Orucu Bozup Yalnız Kazayı Gerektiren Şeyler
1. Pamuk ve kağıt gibi yenmesi mutad olmayan bir şey yutmak,
2. Bir defada çok miktarda tuz yemek,
3. Yenmesi mutad olmayan zeytin çekirdeği yemek. Yenmesi alışılmış olan çekirdeği yemek ise keffareti gerektirir.
4. Taş, toprak, demir, altın ve gümüş gibi şeyleri yutmak.
5. İçi olmayan ceviz ve badem yutmak. (Bunların içi olanları yenildiği takdirde keffaret gerekir)
6. Burnuna ilaç çekmek.
Bu, Ebu Hanife'nin görüşüdür. Buna göre; tedavî maksadıyla iğne yaptırmak orucu bozar ve kazayı gerektirir. Çünkü iğne vasıtasıyla vücuda verilen ilâç iç kısımlara kadar ulaşmaktadır.
İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed'e göre; tabiî olan yollar dışında vücudun başka tarafından açılan bir yoldan içeri giden ilâç orucu bozmadığı için iğne yaptırmakla oruç bozulmaz. Çünkü vücuda verilen ilâç ağız gibi tabiî bir yoldan değil, deriden açılan başka bir yoldan verilmektedir.
Ancak, ibadetlerde ihtiyatlı hareket etmek esas olduğundan Ramazanda iğne yaptırmak zorunda olan kimse bunu mümkünse iftardan sonra yaptırmalıdır.
Bu mümkün olmaz da gündüz iğne yaptırmak zorunda kalırsa, İmam Ebu Yusuf ile İmam Muhammed'in görüşlerini esas alarak orucuna devam eder ve bu orucunu daha sonra kaza etmesi gerekmez.
7. Ağzına aldığı boyalı iplik gibi şeylerin boyası ile rengi değişen tükürüğü yutmak.
8. Boğazına kaçan kar veya yağmuru kendi isteği olmayarak yutmak. (Kendi isteği ile yutarsa keffaret gerekir.)
9. Zorlama ile oruç bozmak.
10. Dişleri arasında nohut tanesi kadar kalan yemek kırıntısını yutmak.
11. Abdest esnasında ağzına ve burnuna su alırken kendi elinde olmayarak boğazına su kaçmak.
12. Unutarak yeyip içtikten sonra orucunun bozulduğunu zannederek yeyip içmek.
13. Ağız dolusu kusmak. (Kendi isteği ile).
14. Ağız dolusu gelen veya kendi isteğiyle getirdiği kusuntuyu mideye geri çevirmek.
15. Kendi isteği ile içine veya genzine duman çekmek. Kendi isteği ile olmazsa oruç bozulmaz. (İçeri çekilen duman sigara dumanı olursa keffaret gerekir.)
16. Güneş batmadığı halde-battı zannederek-iftar etmek.
17. İmsak vakti geçtiği halde daha vakit vardır zannederek yemek.
18. Cinsel ilişki dışında kadına dokunmak veya öpmek sonucu boşalmak.
19. Ramazan orucundan başka bir orucu bozmak. (Ramazan orucundan başka bir orucu bozmak sadece kazayı gerektirir.)
20. Ramazan orucuna niyet etmiyerek yeyip içmek. (Keffaret, niyet edilerek başlanan orucu bilerek bozmaktan lâzım gelir. Oruca niyet edilmeyerek yeyip içtiği takdirde sadece o günün orucunu kaza eder.)
Ancak mazaretsiz olarak ramazan orucunu tutmamak büyük günahtır.
21. Misafir iken oruca başlayıp ikamete niyet ettikten sonra yemek.
22. Mukim iken oruca başlayıp sefer mesafesi yolculuğa niyet ederek bulunduğu yerin sınırlarını geçtikten sonra orucu bozmak.
Sayılan bu şeylerden birini yapan kimsenin orucu bozulur ve bozulan orucun gününe gün kaza edilmesi gerekir.
Bunlardan biri ile orucu bozulan kimse akşama kadar orucu bozacak bir şey yapmamalıdır.
Gündüz iyileşen hasta, yolculuğu sona eren misafir, ayhali veya lohusalıktan temizlenen kadın, erginlik çağına gelen çocuk ve müslüman olan gayr-i müslim, Ramazan ayına saygı için günün kalan kısmında oruçlu imiş gibi akşama kadar orucu bozacak şeylerden sakınmaları uygun olur.
Oruca niyetlenen kadın gündüz ayhali veya lohusa olursa, orucunu bozması lâzımdır.
Kadın, henüz ayhali olmadan adet günümdür diyerek orucunu bozmamalıdır.
Hasta ve yolcu olup da oruç tutmayan kimselerin yemeden, içmeden durmaları gerekmez. Ancak bunlar açıktan değil de gizli olaraktan yemelidir.
|
|||||
|
Yüce Rabbimiz, yaratılışımızın hikmetini, dünyaya gelişimizin gayesini Kur'an-ı Kerim'de şöyle bildiriyor: "Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım." 2 Bu ayetten açıkça anlaşılıyor ki, yaratılışımızın asıl gayesi, Allah'a ibadet etmektir. Bu gayeye uygun olarak ibadet görevini yerine getirdiğimiz taktirde, hem Allah'ın rızasını kazanmış, hem de âhirette sonsuz ve mutlu hayata kavuşmuş oluruz. Dünyaya gelmekten maksat; yalnız yiyip-içmek, yatıp-uyumak ve geçici zevkleri tatmin etmek değildir. Bu özellikler diğer canlılarda da vardır. İnsan kısa bir zaman için var olan, sonra yok olup giden bir varlık değildir. İnsan dünyaya, daha yüksek ve sonsuz bir hayata hazırlanmak için gönderilmiştir. Dünya, ebedî âleme giden yolun üzerinde bir istasyon gibidir. İnsan belirli bir süre burada kaldıktan sonra yoluna devam edecektir. Ölmek, yok olmak değildir. Ölüm, geçici olan dünya hayatından sonsuz olan ahiret hayatına geçiştir. İnsan ebediyet âleminin yolcusudur. Bazı duraklarda belirli süreler kaldıktan sonra asıl yurduna varacaktır. Peygamber Efendimiz bu yolculuğu şöyle ifade etmiştir: " Ben dünyada bir ağaç altında gölgelenip sonra bırakıp giden bir yolcu gibiyim." 3 Şiirleri, asırlardan beri dillerde yaşayan Yunus Emre de bu gerçeği şöyle dile getirmiştir: Bu dünyaya gelen kişi Âhir yine gitse gerek, Misafirdir, vatanına Bir gün sefer etse gerek. İnsan, dünyada ne ekerse, ahirette onu biçecektir. Bu sebeple, kısa ve geçici olan dünya hayatını çok iyi değerlendirmemiz gerekir. Bu konuda Sevgili Peygamberimiz bizleri uyarmak maksadıyla şöyle buyuruyor: "Beş şey gelmeden önce (diğer) beş şeyin değerini bil: 1. Ölümünden önce hayatının, 2. Hastalığından önce sağlığının, 3. Meşguliyetinden önce boş zamanının, 4. İhtiyarlığından önce gençliğinin." 5. Fakirliğinden önce zenginliğinin."4 Derslerine iyi çalışan, ödevlerini zamanında yaparak imtihanda başarılı olan öğrenci gibi, ibadetleri emredildiği şekilde zamanında yapmalıyız. Çünkü, Allah'ın hoşnutluğunu kazanarak sonsuz ve mutlu hayata kavuşabilmemiz, yapmakla yükümlü olduğumuz dinî emirleri ve ibadet görevlerini yerine getirmemize bağlıdır.
| |||||
Nimet elde iken değeri gereği gibi bilinemez. İnsan sahip olduğu nimetlerin değerini ancak bunlar elden çıktıktan sonra anlayabilir. Fakat iş işten geçtiği için artık bunun yararı olmaz.
Oruç tutmakla bir süre nimetlerden uzak kalan kimse bunların değerini daha iyi anlar. Sahip olduğu nimetlerden bir süre uzak kalmak insana, onları daha iyi korumasını, israf etmemesini ve nimetleri kendisine veren Allah'a daha çok şükretmesini öğretir. Nimetlere şükür ise onların çoğalmasına vesile olur.
Allah Tealâ şöyle buyuruyor:
"Andolsun, şükrederseniz elbette (nimetimi) artırırım." 32
Oruçlu Sabırlı Olmayı Öğrenir
Sabır, başarıya ulaşmanın en önemli şartlarından biridir. Sahip olduğu helâl şeylere oruçlu olduğu için el sürmeyen kimse; iradesine hakim olmuş, nefsini zorluklara alıştırarak terbiye etmiş ve üstün bir meziyet kazanmış olur.
Böyle bir insan hayatta karşısına çıkabilecek sıkıntılar karşısında sarsılmaz, bunlara kolaylıkla sabreder ve güçlükleri yenerek başarıya ulaşır. Acılı ve üzüntülü durumlar karşısında sabır ve tahammül göstererek soğukkanlılığını korur.
Orucun askerlik ve yurt savunması bakımından da ayrı bir önemi vardır. Savaş zamanlarında cephedeki asker, yiyecek ve içecek bulamadığı zaman açlığa ve susuzluğa katlanmak zorunda kalabilir. oruç tutmaya alışmış olanlar, böyle zorluklara daha kolay dayanırlar.
Oruç, belirli bir süre basit bir aç kalma olayı değildir. Onu sadece bu yönüyle değerlendirmek son derece yanlış olur. Oruç, köklü bir irade terbiyesi, insanı kötü alışkanlıklardan temizleyen, çirkin davranışlardan uzaklaştıran ve iyi huylar kazandıran bir ahlâk eğitimidir.
Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyuruyor: "Her kim yalan söylemeyi ve yalanla iş görmeyi bırakmazsa Allah onun yemesini, içmesini bırakmasına değer vermez." 25
Bu hadis-i şerifte orucun yüksek hedefi açıkça gösterilmiş, oruç tuttuğu halde kötü huyları terketmeyenlerin oruçlarına Cenab-ı Hakk'ın değer vermeyeceği bildirilmiştir.
Konunun önemi hakkında peygamberimiz diğer bir hadis-i şerifinde biraz daha açıklık getirerek buyuruyor ki:
"Çok oruç tutanlar var ki onlara tuttukları oruçlardan sadece açlık ve susuzluk kalır. Çok gece ibadet edenler vardır ki onlara da bundan kalan sadece uykusuzluktur." 26
Bu kimseler, helâl olan şeylerden uzaklaştıkları halde, esas uzaklaşmaları gereken haramlardan uzaklaşmadıkları için ibadetlerinden bekledikleri karşılığı bulamayacaklardır.
Görülüyor ki orucun asıl gayesi, insanı kötülüklerden uzaklaştırarak olgunlaştırmak, ahlâk ve fazilet sahibi olmasını sağlamaktır.
İslâm bilginleri orucun üç mertebesi olduğunu bildirmişlerdir:
Birincisi; imsaktan akşama kadar yemekten, içmekten ve cinsel arzulardan sakınmak suretiyle tutulan oruçtur. Bu oruç, şartları yerine getirildiği için sahihtir. Ancak bunun gayesine ulaşması için oruçlunun ikinci basamağa yükselmesi lâzımdır.
İkincisi; birinci maddedekilerle birlikte, kulak, göz, dil, el, ayak ve diğer organları günahlardan uzaklaştırmak suretiyle tutulan oruçtur. Makbul olan oruç budur. Çünkü bu, organlar üzerinde olumlu etkisini gösteren ve sahibine ahlâkî faziletler kazandırarak gayesine ulaşan oruçtur.
Üçüncüsü; birinci ve ikinci maddedekilerle beraber gönlünde Allah'tan başkasına yer vermemek, kalbini Allah'tan başka şeylerle meşgul etmemek suretiyle tutulan oruçtur. Oruçta ulaşılan en yüksek derece budur. Peygamberlerin ve Allah'ın veli kullarının tuttuğu oruç budur.
Oruçlu, önce helâl olan yiyecek içecek ve cinsel arzularından geçici bir süre uzak kalarak iradesine hakim olmayı öğrenir. Bu irade terbiyesi ile organlarının her türlü kötülükten uzaklaşmasını sağlayan mü'min, nihayet kalbini de kötü duygulardan arındırarak âdeta melekleşir. Maddî bağlardan, fani ihtiraslardan uzaklaştıkça kulluğun zirvesine ulaşır ve Allah'a yaklaşır.
ORUCU KİMLER TUTAR
Bir kimseye orucun farz olması için kendisinde şu üç şartın bulunması gerekir:
1. Müslüman olmak.
2. Akıllı olmak.
3. Erginlik çağına gelmiş bulunmak.
Bu şartları taşımayanlara oruç tutmak farz değildir. Ancak erginlik çağına gelmeyen çocukları, bün
Bir kimseye orucun farz olması için kendisinde şu üç şartın bulunması gerekir:
1. Müslüman olmak.
2. Akıllı olmak.
3. Erginlik çağına gelmiş bulunmak.
Bu şartları taşımayanlara oruç tutmak farz değildir. Ancak erginlik çağına gelmeyen çocukları, bünyelerine zarar vermeyecek şekilde oruç tutmaya alıştırmak uygun olur.
yelerine zarar vermeyecek şekilde oruç tutmaya alıştırmak uygun olur.
Sinir Sistemiİşitme siniri. fasial sinir frenik sinir sinir bozukluğu sinirsel ağrılar sinirsel hazımsızlık sinirsel kusma abdüktör afoni amfetamin anosmi anus kaşıntısı aşırı aybaşı kanaması aybaşı kanamasının gecikmesi aybaşı kanamasının uzun sürmesi bağırsak gazı barbitüratlar barbitüratlar bel gevşekliği bell paralizi bell paralizi çarpıntı damar sertliği demiyelinizasyon dil felci dopamin epilepsi fasial paralizi fazla terlemek felç ganglion geğirmek gevşek penis havale hazımsızlık hıçkırık hilus idrar tutukluğu iktidarsızlık iritabl duygudurum
Sinir Sistemi için Şifalı BitkilerŞifalı Bitkiler > Bitkiler, Bitki Çayları, Meyveler, Sebzeler, Baharatlar alıç anason yağı bezelye defne güzelavratotu karanfil karnabahar kavun kenevir kereviz kestane pancar patlıcan şeytantersi yasemin yılan yastığı Aranan kelimeler: Sinir Sistemi, Sinir Sistemi Hastalığı, Sinir Sistemi Tedavisi, Sinir Sistemi Hastalıkları, Sinir Sistemi için Şifalı Bitkiler ve Nöroloji... |
| ||