>
free counter

stres nedir;stresle başetme yolları

STRES NEDİR?

“İnsanları üzen eşya ve hadiseler değil, onlar hakkında sahip olduğu düşüncelerdir.”......................... Epiktetos



STRES NEDİR?

Son günlerde kendimizi daha sabırsız ve sinirli hissediyorsak,iyi uyku uyuyamıyorsak,stresin etkilerine maruz kalıyoruz demektir.

Yoga zihinle bedeni bütünleştirir. Yoga stresi kabul etmez ve savaşmaya çalışmaz.Stresin köklerini anlaması için kişinin içindeki farkındalığı geliştirmeyi amaçlar. Zihinde stresi yaratan sebepleri anlamaya odaklanır.Asanalar, pranayamalar, sadhanalar yaparak zihin ve beden stresli durumu bir toplu iğneden daha fazla görmeyerek güçlendirir.Yoganın vereceği en önemli mükafat bu farkındalıktır. Cevap stresli durumu önlemekte yatmıyor veya televizyon seyrederek,alkol tüketerek,çok yemek yiyerek stresle başa çıkmakta yatmıyor.

Cevap içsel güç ve farkındalığı geliştirmekte yatıyor.

Stres,gerçekte olan olaylarla değil,nasıl düşündüğümüzle ortaya çıkan bir durumdur.Stres bizim kişisel ve sosyal kontext ve psikolojik ve duygusal reaksiyonlarımızdan gelir. Şartlanmalara olan tepkidir.Strese neden olan durum değişmez ancak bizim reaksiyon veriş şeklimiz değişir.

Düşmanlık duyguları baskın kişiler,suçluluk payı çıkaranlar, aşırı duyarlı kişiler,egoist kişiler, çocuksu ve pasif kişilikler stresle başa çıkma konusunda başarısız olmaktadır.

STRESİN FİZYOLOJİSİ

Bilinçaltımız,korku ve endişe duyguları neticesinde,bedenle birlikte-gerçek veya değil- reaksiyon vererek stres hormonu salgılar.Endocorticosteroid hormonu beyinde salgılanır. Beyin stresin gerçek veya hayali olduğunu ayırt edemez.Bu demektir ki korku filmi seyrederken de sanki gerçek bir tehlike anında gibi reaksiyon verir.Bedende fazla epinefrin biyokimyasal oluşur.Kan akışında fazla salgılanan kimyasallar kullanılmayıp stres durumları devam ederse,o zaman zihinsel ve fiziksel hastalıklar ortaya çıkar.

Duygusal stres kan basıncını artırır ve beslenmeden bağımsız olarak kandaki kolesterol düzeyini artırır.Stres koroner damarların daha fazla kolesterol emmesine sebep olur.HDL seviyesini düşürür.Östrojen üretimi azalır.Düzensiz adetler başlar.

Stres, omurga, mide, sinir ve kardiovasküler sistemi, iç salgı bezlerini ve bağışıklığı etkiler. Bu da kalp atışı ve tansiyonu etkiler.Asit ve toksin salgısına neden olur. Gastrik asit salgısı artar. Vücudumuz stresle karşı karşıya kaldığında bedendeki vitamin ve mineralleri daha hızlı tüketmeye başlar.

Beyin ve kalp arasında sempatik sinir sistemi kalpteki alıcıları uyarır ve daha hızlı atmasında neden olur.Kan damarları tıkanır ve beyin yeterli oksijen alamaz.Stres beynin alt merkezini etkiler.Sonra Merkezi Sinir Sistemini etkiler.Stres temel olarak omuriliği etkiler.Omurgayı geren,büken ve güçlendiren hareketler stresi ortadan kaldırır.Yoga omurganın esneklik ve hareketliliğini geliştirir.Böylece stresin beynin üst merkezlerine ulaşmasını engeller.Stres kasları kasar ve katılaştırır.Yoga kaslardaki kasılmayı gevşetir.Beyin strese karşıt hormon salgılar. Stresi hafifleten hormonlar, serotonin, noradrenalin, dopamindir.

Serotonin iyi uyumamızı sağlar. Bedenin saat ve ısısını kontrol eder.Stresle savaşan ana hormon olan kortikozol hormon salgısını başlatır.

Noradrenalin bedene enerji verir. Eğer yeterli salgılanmazsa,tembel ve depresif oluruz.

Dopamin acı ve zevk hissinden sorumludur.Morfin ve eroin (endorfin) olarak bedende bulunur.Dopamin eksikliği,bedenin değişik yerlerinde kronik ağrılara sebep olur.

Bu kuryeler,bedeni gevşemiş ve rahat duruma getirir.

Kentucky Üniversitesi bilim adamları, böbreküstü bezlerinin stres anında salgıladığı kortizol stres hormonunun hafızayı ve hatırlama kapasitesini etkilediğini tespit etmiştir.Amerika’da ki Mayo Klinik doktorları,bedenin strese karşı bu reaksiyonunda ,genler ve tecrübenin etken olduğunu tespit etmiştir. Reaksiyonlar genetik olabilir.Bu şu demektir,stresli ailelerin çocukları da stresli olur.

STRES ALTINDAYKEN BEDENDE NELER OLUR?

Stres altındayken kaslar kasılır, endişe, hiperaktivite, sinirlilik gibi reaksiyonlar nefesin daha sığ ve çabuk olmasına neden olur.Nefesi tutmaya yöneliriz.Böylece daha az oksijen alırız ve kaslar katılaşır.Kasların katılığı kan dolaşımını kısıtlar,daha az oksijen bedene girer ve daha az toksin bedenden atılır.Hücrelerin sağlıklı yeniden oluşumunu etkiler.Oksijene aç kalan hücreler kanser ve bağışıklık eksikliği ve kalp hastalıklarının ana sebebidir.

Strese maruz kalan bedenin verdiği yanıtları gözden geçirelim:

· Kan basıncı artar, kalp daha hızlı çalışmaya başlar, kaslarda kasılmalar olur.

· Uyku problemleri, yorgun uyanma ve iyi uyuyamama

· Kronik yorgunluk, baş ağrısı ve hazımsızlık

· Hayata karşı ilgisizlik

· Sürekli alınganlık

· Sürekli hastalık korkusu

· Kendinden nefret etme ve kendini çirkin hissetme

· Bastırılmış öfke

· Diğer kişilerin düşmanlığının hedefi olduğunu hissetme

· İhmal edilmiş hissetme

· Gelecek korkusu,güvenecek kimse olmadığını hissetme

· Konsantre olamama

· Açık ve kapalı alan korkusu.

STRESLE BAŞA ÇIKMA TEKNİKLERİ NELERDİR?

1. Pranayama (Nefes Kontrolü)

Nefes sempatik ve parasempatik sinir sistemi arasında bir köprüdür.Stres durumunda uyarılan sempatik sinir sistemini dengeler.Nefes alma zihnimizi etkiler.Aynı şekilde yanlış duruşlar, obezite, akciğer problemleri,sigara düzensiz nefese neden olur.Bu da kalp hastalığına hazırlar.Nefes kontrolü tüm sistemleri içerir.Yanlış nefes alındığında tüm sistem zarar görür.Solunum sistemi iyi işlerse, dolaşım ve tüm sistemler iyi işler. Rahat ve gevşemiş nefes alma, solunum sinirlerinin daha az çaba harcamasını sağlar. Bu da istemli sinirleri etkileyerek istemsiz sinirlerin de etkilenmesini sağlamak demektir. Endişe anında mide kasılır ve bu karındaki en büyük kas olan diyaframı gerer ve nefes dışarı atılamaz. Ciğerlerin üst kısmı,bu durumu dengelemeye çalışmak için ,kısa ve hızlı nefes almaya başlar.Ciğerlerin geri kalan kısmı pis havayla dolmuştur.Daha fazla nefes almaya çalışmak panik yaratır. Beden savaş kaç moduna girer. Kalp daha hızlı atmaya başlar.

Nefes kontrolünde ilk adım, nefes vererek panik halini ve düzensiz solumayı durdurmaktır.

Burundan nefes alıp vermek sığ ve kısa kısa nefes almaya kesin çözümdür.Karından nefes alıp verme tüm bedeni sakinleştirici hap almış etkisi yapar. Karın nefesinin stresi azaltıcı etkisi vardır.Nefes verirken diyafram gevşer ve yukarı doğru hareket edip akciğeri sıkıştırır ve nefesi dışarı atar.Karın bölgesi,güneş sinirağı,stres ve etkilerinin en çok biriktiği bölgedir.Diyafram,pankreas,karaciğer,ve mideyi kontrol eder.Karın nefesi alarak o bölgelerdeki tüm organlara enerji akışınıda sağlamış oluruz. Göğüs,diyafram ve solunum kaslarının gevşemesi yüz kaslarını gevşetir.Yanlış nefes yüz kaslarını gerer.Artan oksijen kanı temizler,hücreler beslenir ve kaslar sağlıklı işlemeye başlar.Bilinçli nefes alma,zihni sakinleştirir.Korku ve endişeyi bertaraf eder.Daha çok oksijen alınıp,daha etkin toksin atılır.

2. Meditasyon

not=(budizm dininin tapınma durumu)ama tapmamız gerekmiyo bizim iççin iyi olanı alalım meditasyonu islamiyete göre yapabilirsiniz şart değil ya canım bunu budizme göre yapmaya 

3. Yoga

4. Akupunktur

5. Refleksoloji

6. Masaj

7. Aromaterapi

30 ADIMDA STRES

1. Düşünce tarzını değiştir. Pozitif düşünme ve pozitif bakış açısı elde etmek.Pozitif davranış tarzları benimsemek.
Yaşamınızdaki stres kaynağını belirleyin.En çok neler sizi endişeli ve asabi yapıyor?Yaşamınızı strese sokan alanları keşfettikten sonra değiştirip değiştiremeyeceğinize karar verin ve bu durumun oluşmasını önleyecek neler yapılabilir,sırayla not edin. Problemi belirlemek,tüm sorumlulukları önem sırasına göre koymak.Problemleri teker teker çözmek.Gerekirse birinden yardım istemek.
2. Davranış tarzını değiştirmek. Düşünce ve duygularınızı başkaları ile konuşup paylaşın.İnsanlara belli şeyleri yapamayacağınızı söylemeyi öğrenin.”Hayır” demek önemlidir.
Öfkenizi ve olumsuz duygularınızı, başkalarını incitmeden ifade etmeyi öğrenin. Sinirli olduğunuzda hemen şarkı mırıldanın, yürümek ve bir şeylerle uğraşmak iyidir.
3. Organize olmak, zaman idaresi yapmak.
4. Esprili olmak,olaylara espri ile bakmak. Eğlenmek için kendinize zaman ayırın.
5. İddiacı olmak, duygu ve düşünceleri bastırmak yerine belirlemek.
6. Kendine zaman ayırmak.
7. Hayat tarzını değiştirmek
8. Aile ile zaman geçirmeli. Aile,komşu ve arkadaş dayanışmasından faydalanmak
9. Alkol ve sigaradan uzak durmak
10. Nefes egzersizleri uygulamak..
11. Hayalde canlandırma yapılabilir.
12. Yeterli uyumak.
13. Egzersiz yapmak..
14. Rahatlatıcı hobiler edinmek.Veya evcil hayvan beslemek.
15. Empati kurmak
16. Sıcak ve soğuk duş yapmak.
17. Keseleme vücuttaki toksin atımına yardımcı olur.
18. Müzik terapisi uygulamak.Bol bol dinlendirici müzikler dinlemek.
19. Temiz havada bol bol yürümek.Doğa yürüyüşleri yapmak.
20. Gergin insanları gergin çeneleri olur. Dilinizi ön dişle damağın birleştiği noktaya üste kıvırarak dayayın. Kechari mudra sakinleştirir.
21. Sakin bir insan gibi davranın ve hissedin.
22. Yavaş hareket edin,ifade ve mimiklerinizi bilinçli olarak yavaşlatın.
23. İnsanı en çok strese sokan şey ayaklardır. Ayaklarınızı suda dinlendirin. Nemlendirici veya yağlarla masaj yapın.Ellerinizi ovun bu ısındırır ve sakinleştirir.
24. Beyaz giyin veya açık renkler,doğal doku olsun.Mavi,yeşil ve pembe sakinleştirir.
25. Parmak uçları birbirine bastırılsın, 60 sn. yavaş yavaş soluk al ver. Şakaklar en güçlü sakinleştirici akupresur noktası olduğu için bastırarak masaj yapın.
26. Ellerin arkası sakinliğe adımdır. Parmak uçlarıyla okşayın.
27. Lavanta ve papatya sakinleştirir. İster banyo suyuna isterse aromaterapi olarak kullanın.
28. Deniz, tuzlu su ve dalga sesleri sakinleştirir.
29. Sakinleşmek için bir yerle özdeşleşin. En sevdiğiniz sandalye veya koltuk gibi.
30. Beslenmeye dikkat etmek.

STRES VE BESLENME

Gıdalar beynin kimyasını etkiler. Yediklerimizin beyindeki kimyasal düzenlemede etkisi vardır. Dopamin mutlu olumlu beyin kimyası yaratır. Stresle mücadelede A, C, E, Çinko, Selenyum içeren gıdalar almalı.
• Karbonhidrat açısından zengin bir beslenme, triptofan adlı aminoasitin beyinde salgılanmasına neden olur. Karbonhidratlar sinir sistemi için önemli enerji kaynağıdır. Kaygıdan kurtulup, ruhsal gevşeme sağlar.
•Protein alımı azaltılmalı.
• Acılı ve baharatlı gıdalar endorfin salgısını hızlandırır.Doğal morfin ve ağrı kesicidir.
• Sarımsak serotonin salgısını artırır.Serotonin nörotransmitter bütün duygu ve düşünceleri yönetir.
• Glucidler -kepekli ekmek, pirinç, makarna – sinir sistemini sakinleştirir. Ayrıca balık, çikolata (özellikle acı çikolata glisemi endeksi düşüktür.), muz sinir sistemini sakinleştirici gıdalardır.
• Kalsiyum –süt, yumurta, tereyağ, muz, posalı yeşil sebzeler-doğal sakinleştiricidir. Ayrıca iyotça zengin gıdalar kullanılmalı.Ballı yoğurt yenilmelidir. Peynir, midye, istiridye, karides gibi kabuklu deniz ürünleri, soya fasulyesi, badem, kuru incir, küçük kılçıklı balıklar, kuru fasulye, brokoli, kalsiyum açısından zengin gıdalar. Ayrıca kalsiyum asit alkalin dengesini sağlar. Stres konusunda özellikle asit alkalin dengesi korunmalı.
• B vitamini;Strese karşı hormonların yapımında görevli; fasulye, bezelye, mercimek, kuruyemiş, tohumlar, tahıllar, süt ürünleri, pekmez, kabak, hurma, karaciğer, böbrek, yumurta, kereviz, domates, fıstık, ceviz, mantar, bakla. Ayrıca incir ve kuru erik sinir sistemini düzenler.
• A vitamini; böbrek, yumurta, mantar, baklagiller, fasulye, domates, kereviz, fıstık, ceviz, avokado.
• C vitamini: Strese karşı hormon üretir. Yeşil ve kırmızı biber, maydanoz, kiwi, yeşil yapraklı sebze, domates, portakal, greyfurt, kavun, brokoli, karnabahar, lahana, brüksel lahanası, çilek, limon, bezelye, soğan.
• Biotin:Sağlıklı cilt ve sinirler için gerekli; yumurta, süt, istiridye, bezelye, domates, marul, karnabahar, greyfurt, badem, mısır, karpuz, lahana
• Magnezyum: Tüm yeşil yapraklı sebzeler, patates kabuğu, kuru üzüm, ekmek, badem, bezelye, kuru fasulye, sarımsak, yengeç, elenmemiş undan yapılmış ekmek, kakao, badem, fıstık, susam, baklagiller, bulgur, esmer pirinç, kuru incir ve kayısı, patlıcan, havuç
• Çinko. Stresle savaşta önemli gıdalar; popcorn (patlamış mısır), müsli, yağsız et, istiridye, peynir, yumurta sarısı,zencefil kökü, buğday ürünleri, karaciğer, susam, fıstık, kakao, esmer pirinç, badem, bezelye, turp, elenmemiş undan yapılan ekmek.
• Selenyum.Deniz ürünleri, susam, mantar, lahana, tavuk, karaciğer,
• Et, çay, alkol, rafine gıdalar, beyaz un, beyaz şeker, yüksek yağ alımı, gazlı içeceklerden uzak durmalı. Stres anında salgılanan adrenalin hormon salgısını artırıyorlar (özellikle kola,çay, kahve içeren kafein). Bu gıdalar sinir sistemini etkiler, uykusuzluk ve kızgınlık gibi duygulara neden olur.
• Azar azar yemeli ve açken yemek yemeli.Çiğneyerek yemek yenmeli. Sindirim ve metabolizmanın iyi çalışması stres için altın kurallar arasındadır.
• Ginseng, yeşil çay, papatya ve melisa çayı sinir sistemini sakinleştirir.

AROMATERAPİ

Stresin bedenimize verdiği zararı tedavi edebilmek açısından yöntemlerden biri olarak ta aromaterapiyi ele aldım. Bir parfüm kokusunun içimizde uyandırdığı dirilme hissi veya limon kolonyasının verdiği ferahlatıcı etkiyi düşünürsek kokuların hayatımızdaki etkisini daha iyi anlayabiliriz. Kolaylıkla uygulanabilecek reçeteler olduğu gibi, belirli yan etkileri olabilecek yağlar bulunduğunu bildiğimden, öncelikle aromaterapi uygulamasının mutlaka bir uzman tarafından uygulanması gerektiğini hatırlatmakta fayda var diye düşünüyorum.

Aromaterapi, kokuları kullanarak tedavi anlamına geliyor. 6000 yıllık bir geçmişe sahip olmakla beraber, günümüzde yaygınlaşması son yıllarda hız kazanmıştır. Hastanelerde lohusalara ağrı dindirmek amaçlı, kanser hastalarına kemoterapinin yan etkilerini azaltmak amacıyla uygulanmaktadır. Binlerce yıl öncesinde Mısır Uygarlığı mumya yapımında bitkisel yağlardan faydalanmıştır. Sonrasında pek çok medeniyet tarafından banyo sonrası masaj yapılarak veya güzellik alanlarında kullanılmıştır.

Aromaterapi, yoga felsefesi gibi vücut ve ruhu bir bütün olarak ele alır. Bedenimizde meydana gelen bir rahatsızlık ruhumuzda da aynı olumsuz etkileri oluşturabilir. Yoga uygulaması esnasında nefes ve asanalar yardımıyla vücut ve zihnin birbirini desteklemesi sağlandığı gibi, koku tedavisi uygulaması da yağların kullanımı ile bedendeki dengeyi amaçlar.

Aromaterapi kişiye özel uygulanır. Hastalıkların her bireyde farklı aşamalar göstermesi bu ruh ve beden arasındaki ilişkiden kaynaklanır.

Koku, duyular içersinde en önemli olanıdır. Bazen bizi ferahlatır, bazen de mide bulandırır. Kokular ruhsal durumumuzu etkiler. Hafızamızı canlandırır ve içerikleri itibariyle hem psikolojik hem de fizyolojik anlamda sıkıntılarımıza etkili olurlar.

150 çeşit aromaterapi yağı vardır. En bilinenleri, gül, yasemin, lavanta bitkilerinden elde edilen yağlardır. Stres kaynaklı pek çok soruna iyi geldiği bilinmektedir.

Huzursuzluk, gerginlik, uykusuzluk
Deri döküntüleri, egzama
Baş ağrısı, migren
UYGULAMA

Masaj yoluyla
Banyo suyuna katarak
Odamızı kokulandırarak
Teneffüs (Buğu yaparak).yalnız astım ve benzeri rahatsızlığı olanlar solunum yoluyla uygulama yapmamalıdır.
Kompres yoluyla
Tuvalet kokusu-sifon suyuna birkaç damla karıştırılabilir.
Aromaterapi keseleri, mumları, sabunları, taşları kullanarak uygulanabilir.
DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN NOKTALAR:

Hamilelere, çocuklara ve alerjik bünyelilere uygulanmamalıdır.

Hiçbir şekilde gözlere uygulanmamalıdır.

Ağız yoluyla alınmamalıdır.

Yorum (2) Yorum yaz!

ve hayatların kesiştiği noktadan "son"a

bu hikaye çok güzelmiş dayanamadım papatyadiyarı...ından aldım

 

 

Ve hayatların kesiştiği noktadan “son”a !

 

Yollar vardır, dümdüz, alabildiğine ufuk çizgisine uzanan, engelsiz, kolay! Yollar vardır, virajlı, değil ufku, dönünce ne çıkar karşınıza bilemezsiniz... Hep endişe vardır, bilinmezliğe duyulan korku! Ve yollar vardır, kesişen, hiç ummadığınız zamanda ve hiç tahmin etmediğiniz yaşamlarla... Belki de birbirinden çok farklı ama benzer hissedişlerle... Yaşam sizindir sizin olmasına da, bir güç vardır çizen, kararları kendiniz verdiniz sanırsınız, aslında kalbinize ilham edilene uyarsınız yalnızca...

Hepimiz elimizde bir sonra ki nefes için verilmemiş senaryolarımız, kendi filmimizin başrolünü oynarız. oynarkende nâcizane minik senaryolar yazarız,

düşsel öyküler, işte onlardan biri!... :))

 

..yüreği yaşadığı herşeye rağmen coşkuyla çarpan bir papatya varmış, herşeye ve herkese rağmen yüreği hep umut dolu, neşe dolu, sadece gözleri ile yüreğini konuşturan, dili ile de hep mutluluk, hep hoşluk, hep sevgi aşılamak isteyen gönüllere... başarırmış da çoğu zaman, damla damla elmas dökülürken bile gözlerinden, gülümsermiş...

Hep “ben çok mutluyum!” dermiş. Espiriler yapar, muziplikler yapar, “en azından başka gönüller meftûn olsun” dermiş... Yüreğinin acıyan bölümüne düş bulutları serpiştirmiş, en çok orada zaman geçirirmiş! Bulutları hiç aralamazmış, çünkü araladığı anda simsiyah gökyüzü, gökgürültüsü ile çakan şimşekler, rahmet olgusundan uzak şiddetli yağmur, yıkılmış harabeye dönmüş bir yürek kentinin üzerine yağar görür ve korkarmış papatya... O yüzden hiç aralamazmış bulutları... “Almadan vermektir SEVGİyi aslolan” der ve öyle yaparmış... “Sevgiyi karşılıksız verdiğiniz de misli artarak döner zaten kişiye, ER yada GEÇ” dermiş... “Lüzumsuz bir inançla koparsalar da benim yapraklarımı, yine de kalan son yaprağım ‘seviyor’ diyerek umut olsun gönüllere, bu yeter bana! Gerçek sevgiyi umut besler, bilirim!” der, gülümsermiş... :)

Gülün gururuna, menekşenin güzelliğine, manolyanın cazibesine ve orkidenin asilliğine rağmen ben daha güçlüyüm dermiş, çünkü benim kocaman SEVGİ dolu bir yüreğim ve baktığımda ‘yürekleri gören’ gözlerim var!...

Gün gelmiş papatyanın sıradan yaşamı çetin yürek savaşları vermiş, gün gelmiş elmaslardan okyanuslar oluşturmuş da tek yıldızlar şahit olmuş, gün gelmiş “ne kadar mutlusun” diyen gözlere gülümseyerek bakmış da, anlatamamış!...

Oysa ki denizlerin durgunluğu ve gecenin yakamoz güzelliğinin ardında, derinlerde ne batık gemiler, ne fırtınalar ve nede yosun tutmuş inciler vardır da bilinmez!...

“..Sevmektir oysa yaşamak, yaşama anlam katmaktır sevmek!...”

Papatya yaşıyomudur bilinmez ama nefes alıp veriyordur, belki de almıyordur da yalnızca veriyordur!...  (kimbilir!)

Bir amacı vardır en azından, insanları gülümsetiyordur. onlar gülümsedikçe kendiside gülümsüyordur ve gülümsedikçe de düş bulutlarının altında ki yıkık kenti daha az anımsıyordur...

Papatya bir anda yıllar öncesine döner, o yaşam nehrinin şiddetli akıntısına bırakılmadan öncesine! ve yine yüreği ile bir olup gülümser dudakları...

“keşke” der, “keşke ‘sihirlideğnek masalım’ gerçek olsa!”

“Kendi yaşamım aynı kalması pahasına güzelleştirebileceğim diğer yaşamlar adına!”

“Zirâ çok güzel anlar yaşadım geçmişte, öyle güzel, öyle doyumsuz anlardı ki, ‘bir ömre bedel’ olanlardan...”

Birkaç dakika da papatya tüm yaşadığı anları yeniden yaşadı ve aynı mutluluğu, aynı coşkuyu, kalıbına dar gelen yürek çırpıntılarını yeniden hisetti... Ve iki damla elmas az bile bu hissedişe diye düşündü!...

(..güzeldi be papatyam, çok güzeldi!...)

..Buğulu bakışlarla döner papatya anılardan-anlardan...

Yaşamın acımasız nehrinde kendini akıntının yönüne bırakmış, en azından çevresinde ki güzellikleri izleyerek ‘son’a sürüklenirmiş... Aslında kendini akıntının yönüne bırakmadan evvel tutunmuş, kurtulmak ve kurtarmak için! çok denemiş, çok çabalamış, çok savaşmış ama başaramamış... Yanlışmı oynamış, yanlışmı oynanmış kendide bilmiyormuş... Artık bildiği tek şey çok yorulduğuymuş... Bırakıvermiş kendini yaşam nehrinin acımasız akıntısına...

 

Bir süre sonra papatya ‘öz’ünün artık hiç konuşmadığını fark etmiş, derin bir sessizliğin içinde kaybolduğunu düşünmüş, o artık bir papatya değil, hep başkalarının sevdiği çiçeklerin kalıbına giren bir RUH olmuş!... Yüreğinde ölüm sessizliği, gözlerinde yabancı bakışlar, dudaklarında başka cümleler varmış...

Durdurmuş bir anda yaşamını, akan nehri ve hatta dünyayı!... Durmuş ve düşünmüş,

“bu nasıl olur, bu ben değilim, ben bir papatyayım, bir kırçiçeği! özgür ruhumu başka çiçeklerin kalıbına koymaya kimsenin hakkı yok! bu hakkı nasıl onlara ben verdiysem (başkalarının mutluluğu adına!) almayada ancak ben sahibim!...” der...

“Yeniden dönmeye başlayan dünya da ve akan nehir de sürüklenmeye devam edecek olsam bile, en azından kendim olarak, papatya olarak ve kendi yüreğim ile, kendi bakışlarım ve kendi ifadelerim ile devam edeceğim...”

“ÖZLEMlerimi başka yürekler de yaşatacağım, almayı beklemeden ve hatta düşünmeden sevgi-umut vereceğim, insanları gülümseteceğim ve sadece kendi kararlarına kendilerinin hâkim olması doğrultusunda tohum ekeceğim yüreklerine, bu benim yaşam amacım olacak...” der ve nehrin hızlı akıntısın da sürüklenmeye devam eder... Eder etmesine de artık daha bir farklı bakıyodur etrefına, bu akıntıda ve yüreğinde ki yıkık kente rağmen daha bir güzel görüyordur gökyüzünü, ağaçları, çiçekleri, özgür ruhu gibi süzülen kuşları, gökkuşağını ve tüm renkleri... “İşte” der, “sanırım benim aradığım bu, yaşam her renk ve tonda, bunu kabullenerek devam etmeliyim...” 

“Ve amacıma ulaşmak için nasıl bir yol izlemeliyim!” diye de düşünüyordur bir yandan da... Çok geçmez akıntıda bir dal belirir, uzun zaman uzaktan bakar bu dala...(!) pek cazip gelmez vakit geçirmek için oyunlar oynar önce o dal ile, öyle ki rekorlarını kimse kıramaz... :))

Sonra başka yönlerini keşfeder, ilgisini çeker, “amacıma araç olabilir” diye düşünür,

(bu dal gerçekten var mı? yoksa benim hayal gücüm mü?)

(gerçek olmayandan gerçek hissedişler olabilir mi?) “zaman” der yine, her zaman ki gibi, “zaman!” ..ki herşeye en iyi ilaç değil mi!?

 

*(bülbül gül dalında eyliyor figân

güllerde vuslatın gözyaşları var

bitsede ayrılık, dinede hicran

her anın başka bir ızdırabı var...)

 

*..ne alâkâ, içimden geldi işte :)))

 

Zaman herşeye en iyi ilaçtır da yine de iyileşen yaralar da  (ki derin ve hâlâ açık bir yara) “iz” kalır maalesef... Zaman yaraları iyileştirir ama unutturamaz! belki önceliğini yitirir... İşte o dalda birşeyleri unutturamadı ama öncelik sırasını değiştirdi şüphesiz...

Yada öyle inanmak istedi papatya! Dalı inceledikçe yeni şeyler keşfetti, onunla ilgilendikçe unutuyordu yıkık kenti!... Ve bir gün dalın aslında tek bir parçadan değil, yüzlerce-binlerce ve hatta milyonlarca hücre(!)den oluştuğunu fark etti... Her biri bir ‘alem’ olan hücreler! Ve şimşekler çaktı bu defa gülümseten, işte ‘son’a giden bu nehirde o hücreler ile ilgilenebilir ve zamanı da böylece daha farklı kullanabilirdi... Arasında mesafe vardı dal ile ama yine de uzaktan bile olsa deneyebilirdi... Dalı oluşturan hücrelerin! en azından minik bir bölümüne, yüreklerine şifa olabilirdi, papatyayadı o, umut veren, gülümseten, özgür ruhu ile özlemlerini yaşatacağı gönüller bulabilirdi... Buldu da!...

Her hücre bir alemdi ya! neler vardı, neler! yaramazlar, saflar, yalancılar, akıllı geçinenler, başka hücreler ile acımasızca oynayanlar, fazla meraklılar, bilgililer, yardım severler ve güzel yüreklerde vardı... (..ki papatyaya göre hepsi şüphesiz güzel yürekti ya, yaşam kimbilir nasıl o güzel kalpleri karakutulara kapattırdı!...)

Papatya gönül gözü ile hemen tanırdı ve ona göre bir yol izler, ona göre yapabileceği şeyleri yapmaya çalışırdı... Ama bir yandan da artık içinde ki ses ona, ‘yardım etmek, gülümsetmek hoş da, burada tam anlamı ile gönlü gönlüne denk biri yok!’ diyordu... Duymazdan geliyordu papatya iç sesini... Çünkü burada bulunma amacı kendisine ‘gönül dostu’ bulmak değil, yeni tanıdığı bu alemde ihtiyacı olduğunu düşündüğü gönüllere bir parça şifa olabilmekti... (ve kendi yüreğinde ki yıkık kenti unutmak!) Süre gitti bir zaman bu... Ama artık hücrelerde (+) & (-) olarak ayrılıyordu...

Ve bir gün (+) hücrelerden biri farklılaşmaya başladı, önceleri hikayesi ilginç geldiği için ve diğer muhâtabını da tanıdığı için farklı ilgilendi onunla, daha sonra farkını fark ettirdi, gerçekten özeldi o!... O da kendisi gibi bir çiçek ruhu taşıyordu, Yasemen çiçeğinin ruhunu! “Yüreği yüreğime denk” diye düşündü papatya... Sedr-e şifa gibi! Ama yüreği acıyordu çiçek ruhunun, çaresizce ruh eşi olduğunu düşündüğü Çınar ağacının ruhunu arıyordu... İlk zamanlar Yasemen çiçeğinin ruhu, papatyayı, Çınar ağacının kılık değiştirmiş ruhu sandı... İlginç diyaloglar yaşandı, nice sonra inandı çiçek ruhu! İşte o inançtan sonra çok şey değişti aralarında papatya & çiçek ruhunun... Çok iyi dost ve sırdaş oldular, tek yanlı bir sırdaşlık belki!... Çiçek ruhu ona herşeyini anlatır, temiz yüreğinde ki tüm hissedişlerini, coşarlar bazen birlikte, öylesin eğlenirler ki “ömre bedel anlar” yaşar papatya... Ve bazen elmaslar döker çiçek ruhu, ezilir papatya tüm gökyüzü yüreğine çöktü sanır, bu güzel yürek karşısında kendisini çok kirli hisseder... Oysa ki daldan gözünü çevirdiği anda dal ile ilgili hiçbir şeyi yaşamına taşımayacaktır, söz vermiştir kendine... Dala baktığında tüm yüreği ile onun için çalışacak ama bittiği anda kendi yaşamına dönecektir... Çiçek ruhundan önce de hep böyle yapmıştır, ama artık olmuyordur, onu aklından çıkaramıyor, “onun için ne yapabilirim” diye durmadan düşünüyordur ve araştırıyordur... Zaten o güzel gönül dostunun karşısın da doğru olmayan yaşamı ile eziliyordur, “en azından onun için doğru birşeyler yapayım” diye düşünür... İlk zaman Çınar ruhunun doğru bir seçim olup olmadığını sorgulaması yönünde düşünce oluşturmaya çalışır & çeşitli düşünce oyunları oynar papatya, ama başaramaz, çiçek ruhu hislerinden kesin emindir... İşte orada eli kolu bağlanmıştır papatyanın, atacağı her adımı dikkatli atması gerekiyordur, zira söyleyeceği her kelime yada davranışı, gerçek bir aşkın bitmesine neden olabilirdi... Ama bir de madalyonun diğer yüzü vardı, ya “gerçek aşk”, “gerçek” ve de “aşk” değilse!?

 

Bir sabah papatya gönül dostu ile açık ve net bir konuşma yapmaya hazırlanır... O gün erkenden uyanır, önce sabah serinliğinde nehrin serin sularının şırıltısı ve nehrin kenarında ki ağaçların yaprak hışırtısı ile eşsiz melodiler oluşturan kuşları dinler, uzun süre gökyüzünü izler, ve “vakit” der! “konuşmalı ve çiçek ruhumu artı-eksileri ile bildiğim ve bu zamana kadar ki deneyimlerim ile herşeye hazırlamalıyım” muhteşem bir güne “merhaba”nın ardından tam birşeyler söylemeye başlayacaktır ki çiçek ruhu o gece gördüğü ilginç rüyadan bahseder, donar kalır papatya, “yaşamın sırlarından biri mi tecelli ediyor acaba” der ve susar...

 

eylül cankar

Yorum (2) Yorum yaz!

kış bizede geldi

 

 Kış bizede geldi

 

 Sabahleyin bir kalktık hava buz gibi

daha iki gün önce yaprak dökümü bitmemişti

       havalarda çok güzel gidiyordu.

        Bir gün geleceği belliydi kara kışın

                  hazırlıksız yakalanmaya gör

                      bir de çetin geçerse sen o zaman gör

                          mart demez yaktırır kazmayı küreği

                                  siz siz olun hazırlığınızı tam

                                     yapın

 

                                            sakın kışa bırakmayın

 

mağdur olur çoluk çocuğunuz

      ana ana baba yüreği  bu dayanmaz  

   

             çocuklarımız üşür diye kıyamaz   

 

 

 

     

 

      

 

 

 

 

 

 

 

Joch (Pfäffikon)

 

 


   

 
 
Luegeten (oberhalb Pfäffikon)

 

Seeanlage Pfäffikon

 

 

Am Seeufer in Freienbach

 

                        

 

 

Yorum (4) Yorum yaz!

dünyamızı tanıyalım

Yeryüzünden ilginç resimler

AVUSTRALYA

 

untitled

Bu koalalar çok şirin

 

 

untitled
Ayers Rock dünyadaki en büyük kaya parçası – Buradaki gün batımı bir harikadır.
 
untitled
Uçsuz budaksız dış bölge ama dikkat aşırı ıssız olabilir
 
 
untitled
 Great Barrier Reef  doğadaki dünya harikalarından biridir – Avustralya'nın doğu bölgesinden2.000 Kilometre boyunca devam eder. 
 
 
untitled
Kangurular Avustralya'nın bir göstergesidir.
 
 
 
Surfer in Australien
Australya surfciler için bir cennet özellikle doğu bölgesindeki en sevilen bölgesi Ort Byron Bay'dır
 
 DUBAYI'DEKİ JUMEİRAH BEACH RESORT
 

Sahile döküm yapılarak yapılan adada inşa edilen otel  tüm ihtişamıyla karşınızda.  

 

 

untitled
Bu kocaman yatak odasındada yer bulma korkusu yaşamaz insan.
 
 
untitled
 Royal-Suite: Lüksü

Royal-Suite: Lüksü görülmeye değer
 
 
untitled
 Royal-Suite^'in uyku bölümü
 
untitled
 Jumeirah Beach Resort hotelinin gece görünüşü
 
 
 
untitled
Alışılmadık balık lokantası her tür deniz ürünleriyle otel salonuna kadar deniz altıyla gidiliyor.
 
 
  "Al Iwan" Restaurantı deniz manzaraları 

 

untitled
Resepsiyon bölümü
 
untitled
İyi bir manzara: Toplantı salonu otelin 27.. katında
 
untitled
Altın kaplama: kral dairesinin banyosu

 

                  GALAPAGOS ADASI

 

untitled
Galapagos adasında10.000 dev kablumbağa yaşıyor.
 
untitled
....ve onlar da ara sıra gezintiye çıkıyor.
 
untitled
Leguanlar gözetleme turunda
 
untitled
Kara -Iguana - nadir hayvan türlerinden biri
 
untitled
Comorane - rekek kuş kuluçkaya yatıyor doğada çeşitlilik çok
 
untitled
Boobies
 
 
Krebs
Normalde Sally-Light yengeçleri çok utangaçtır .Böyle görüntüler çok nadir yakalanıyor.
 

 

Antarktika' dan ilginç görüntüler

 

 

 

untitled
İmparator penguenleri- Asil ve gururlu
 
 
untitled
Antarktika'da yaz. Havanın ılık derecede ısnması karlarında erimesine neden oluyor.
 
 
untitled

 
Buzul o kadar çok ki ulaşılamayacak kadar
 
 
untitled
Antarktika 'da gün batımı - Nefes kesici
 
 
İmparator pengueni  türünün en büyüğüdür ,boynundaki kırmızılılıkla tanınır.
 
 

Antarktikada ışık refleksi - ,güneş ışığı buzullar sayesinde daha aydınlık  şekilde yansıyor.
 
 

Güney kutbu jeografiye göre bakır boruyla(önde)işaretlenmiştir.Arka bölümde güney kutbuna keşif yapmış 12 ülkenin bayrakları var.
                              Bu resimde               
                 Siz de bir eksiklik farkediyormusunuz

Yorum (5) Yorum yaz!

kalsiyum kemikler için gerekli

Kemikler için; Kalsiyum

Kalsiyum, kemiklerimizin oluşumu ve sağlamlığı için gerekli minerallerden biridir. Vücut dengelemesi için de oldukça önemlidir...


Kalsiyumun yüzde 98'i kemiklerde, yüzde 1'i dişlerimizde, yüzde 1'i ise kan dolaşımı ve yumuşak dokularda bulunmakta ve hayatımız için önemli rol oynamaktadır.
Kalsiyumun vücudumuzda dengelenmesi çok önemlidir. Bu düzey diyetle dışarıdan alınarak veya kemikteki kalsiyum kullanılarak vücut tarafından dengelenmeye çalışılır. Diyetle yeterince kalsiyum alınmaması durumunda vücut otomatik olarak kemiklerde depolanan kalsiyumu kullanmaya başlar ve bu uzun süre devam eder. Eksilen kalsiyum yerine koyulmazsa kemikler güçsüzleşir ve kolay kırılır bir hal alır. Bu osteoporoz (kemik erimesi) hastalığının habercisidir.
Yaşlanmaya karşı kemiklerin güçlenmesi, kanın pıhtılaşması, kasların gevşeyip kasılması, sağlıklı dişler, düzgün bir sinir iletimi, yüksek kan basıncına yardım için ve erken menopoz sendromunun kolaylaşması açısından kalsiyum önem arz etmektedir.

Kalsiyum bakımından zengin besinleri şöyle sıralayabiliriz:

  • Süt ve süt ürünleri (peynir, yoğurt gibi).
  • Yeşil yapraklı sebzeler (karnabahar, brokoli gibi).
  • Kurubaklagiller.
  • Kurutulmuş meyveler, susam, fındık, pekmez.
  • Limon, portakal, çilek gibi meyveler (orta derecede).
  • Etler, diğer sebze ve meyveler (daha az derecede).
  • Yorum (yok) Yorum yaz!

    vücut yaşınız kaç

    Vücut yaşınız kaç?

    Vücut yaşı, sağlık göstergeleriyle de hesaplanabilir.


    İşte size biyolojik yaşınızı hesaplama testi.



    Cilt elastikiyeti

    Cilt yaşlandıkça, kolajen ve elastin maddeleri azalır ve elastikiyetini kaybeder. Elinizin üzerindeki deriyi çimdikler gibi tutarak çekin ve bir dakika bu şekilde tutun. Deriyi bıraktığınızda tekrar normal, düz hale gelmesi ne kadar zaman alıyor?

    1 - 2 saniye: 30’lu yaşlar

    3 - 4 saniye: 40’lı yaşlar

    5 - 10 saniye: 50’li yaşlar

    11 - 30 saniye: 60’lı yaşlar

    31 - 45 saniye: 70’li yaşlar

    45 saniyenin üzerinde: 80’li yaşlardasınız


    Tepki testi

    Tepki verme hızı yaşlandıkça azalır. Bunu ölçmek için, yazı yazarken kullandığınız elinizi açın ve bir arkadaşınızdan elinizin üzerinde 45 cm’lik bir cetvel tutmasını isteyin. Cetveli bıraktığında yakalayın. Tuttuğunuz yer, ne kadar hızlı tepki verebildiğinizi gösterir. Cetveli yakaladığınız yer:

    14 cm’ye kadarsa: 20’li yaşlar

    15 - 24 cm: 30’lu yaşlar

    25 - 29 cm: 40’lı yaşlar

    30 - 35 cm: 50’li yaşlar

    40 cm ve üzeri: 60’lı yaşlardasınız.


    Zihinsel zindelik

    100’den geriye doğru 0’a kadar 7’şer 7’şer sayın. Ne kadar sürede sayabiliyorsunuz? 25 saniyeden uzun sürmesi zihinsel yaşlanma göstergesidir.

    20 saniyeden kısa: 40 yaşın altındasınız

    25 saniye: 40 - 60 yaşlarındasınız

    Emin olmak için bir test daha yapın. Bir dakika içinde aklınıza kaç tane meyve ve sebze ismi geliyor? 60 yaşın altındakiler, en az 15 tane bulabilir.


    Denge

    Sağ ayağınızı 45 derece eğik halde tutarak sol ayağınızın üzerinde durun, ellerinizi de kalçanızın üzerine koyun ve gözlerinizi kapatın. Dengenizi kaybedip sağ ayağınızı yere koymadan ne kadar durabileceğinizi ölçün. Bu hareketi birkaç dakika arayla 3 kez tekrarlayın ve bu şekilde ortalama ne kadar durabildiğinizi hesaplayın.

    70 saniyeden fazla: 20’li yaşlar

    60 - 69 saniye: 30’lu yaşlar

    50 - 59 saniye: 40’lı yaşlar

    40 - 49 saniye: 50’li yaşlar

    30 - 39 saniye: 60’lı yaşlar

    20 - 29 saniye: 70’li yaşlar

    19 saniyeden az: 80’li yaşlardasınız.


    Gözbebeği boyu

    Gözbebekleri yaşlandıkça küçülür. Ancak ışık da gözbebeğinin küçülmesine yol açtığı için bu testi normal gün ışığında yapmalısınız.

    Gözbebeğinizin çapı 4 mm ise biyolojik yaşınız 30; 2 mm ise 60’tır.


    Kornea testi

    Aynada göz yuvarlağınıza bakın. Korneanızın çevresinde yay şeklinde bir beyaz çizgi var mı? Beyaz çizginin uzun olması kolesterolünüz de yüksek olduğuna işaret ediyor olabilir. 80’li yaşlara geldiğinizde kornea çevresindeki beyazlık tam bir daire şeklini alır.


    Kaynak : e-koley

    Yorum (1) Yorum yaz!

    göz çevresi şişlikleri

              Göz çevresi özen ister

    Güzelliğin en çarpıcı silahı olan gözler, yüzün en hassas bölgesi olduğu için erken yaşlarda kırışıklıklara davetiye çıkarıyor. Bu nedenle göz çevresine ekstra bir bakım gerekiyor. İşte doğal yöntemlerle göz çevresi bakımı ve egzersizler?

     
    Gözler, ruhun ve sağlığın aynası ama aynı zamanda yüzün en nazik bölgesi. Çünkü göz çevresindeki deri yüzün diğer kısımlarından 7 kat daha ince. Dış etkenlere aşırı duyarlı ve kırışıklıklara açık bir yapısı olduğundan yüze uygulanan her türlü krem ya da maske göz çevresi derisine zarar veriyor. Bu bölgeye özel ürünlerin kullanılması gerekiyor.
    En doğru seçim, tahriş etmeyen ve alerjik olmayan yağsız nemlendiriciler kullanmak ve doğal yöntemlerle cildi beslemektir. Beslenmekten, dinlenmeye, temizlikten göz jimnastiğine ve evde hazırlanan doğal kremlere kadar pek çok konuda bazı temel kurallara uymak gerekiyor.

    Beslenme

    Dengeli beslenmek sağlık kadar güzellik için de yararlı. Vücudumuz için gereken her türlü besini her gün düzenli olarak yemek gerekiyor. Bunun yanı sıra gözlerin dostu olan A vitamini deposu yiyeceklere günlük öğünlerde mutlaka yer verin. Özellikle havuç, balkabağı, ıspanak, pazı, kereviz, maydanoz, dereotu, roka, kayısı, şeftali, kavun, et, balık ve yumurta gibi A vitamini kaynağı besinleri sofranızdan eksik etmeyin.

    Dinlenme

    Uykunun azı da fazlası da zararlı. Her gün 8 saatlik düzenli uyku göz sağlığı için çok yararlı. Her akşam aynı saatlerde uyumak yorgun gözleri dinlendiriyor. Özellikle yoğun tempoda çalışanların düzenli uyku uyumaları ve mümkünse öğle yemeğinden sonra gözlerini 5-10 dakika dinlendirmeleri gerekiyor.

    Temizlik

    Göz makyajı her akşam yatmadan önce mutlaka temizlenmeli. Ancak temizleme işlemini göz çevresini tahriş etmeden yumuşak hareketlerle yapın. Rimel ya da far kalıntıları veya uygun olmayan temizleme ürünleri gece boyunca cilde zarar verebiliyor hatta kirpiklerin dökülmesine neden olabiliyor.

    GÖZ ÇEVRESİ SORUNLARI VE ÖNLEMLER
    Yorgun ve şiş gözler

    Çok az ya da çok fazla uyku, bir gece önce alınan alkol, aşırı kafein tüketimi, stres ile yapay ışıklar bilgisayar ve televizyon gibi olumsuz etkenlere uzun süre maruz kalmak sabahları şiş gözlerle uyanmanın başlıca nedenidir. Ertesi sabah aynada hoş olmayan görüntülerle karşılaşmak istemiyorsanız bir gece önceden almanız gereken birkaç basit önlem var.

    Ne yapmalı?

    Zambak, papatya, ıhlamur ve lavanta çaylarıyla yapılan güzellik kürleri gözlerdeki yorgunluk ve şişlikleri gideriyor. Bunun için örneğin bir tutam ıhlamuru 1 çay fincanı kaynar suya ilave edip 10 dakika bekletin. Süzüp soğumaya bırakın. 2 makyaj pamuğunu çaya batırıp göz kapaklarınıza uygulayın. 10 dakika bekleyip, yıkayın. 2 dilim çiğ patatesi göz kapaklarınıza yerleştirip 15 dakika bekleyin. Yıkayıp kurulayın. Gözaltı şişliklerine antioksidan özellikli göz kremleri de sürebilirsiniz.
    Sorununuz kronikleştiyse ve ne yaparsanız yapın şiş gözlerle uyanmaktan kurtulamıyorsanız kalp-damar sistemini etkileyen sporlar yapın. Yürüme, koşma, bisiklet ve aerobik gibi sporlar, vücutta ödeme yol açan tuz ve toksinlerin atılmasını sağlıyor. Bu sporlar tüm vücuttaki şişliklerin giderilmesine yardımcı oluyor. Şişliklerin inmesini beklemek için yeterli zamanınız yoksa bir parça buzu göz çevresine gezdirerek sürün.
    Şiş gözleri makyajla kamufle etmek için ten renginize uygun kapatıcıyı elmacık kemiklerinize kadar geniş bir bölgeye ince bir kat halinde sürün. Farınızı koyu renklerden seçin. Koyu renkli bir rimeli sadece üst kirpiklerinize sürün.

    Göz torbaları

    Gözaltı torbaları ya dengesiz bir yaşam stili ve kötü alışkanlıklar sonucunda oluşuyor ya da genetik yapıdan kaynaklanıyor. Bazen az uyku ya da adet dönemlerinde de ortaya çıkabiliyor.
    Hiçbir kozmetik ürünü ya da doğal ürün bu sorunu çözmeye yeterli değil. Ancak damar duvarlarını ve kılcal damarları güçlendirici yöntemlerle gözaltı torbalarını hafifletmek mümkün.

    Ne yapmalı?

    Günlük öğünlerinizi C, PP ile E vitaminli ve bioflavonoidli besinleri içeren gıdalarla ve orman ürünleriyle zenginleştirin. Yağlı yemeklerden ve stresli ortamlardan uzak durun. Günde en az 8 saat uyuyun. Gözaltı torbalarını hafif makyaj hileleriyle kapatın. Bunun için uygun kapatıcılar kullanabilirsiniz.

    Kaz ayakları

    Genelde ilerleyen yaşla artan bu kırışıklıkların bir nedeni gülüş şeklidir. Gözlerini iyice kısarak gülmek kaz ayaklarının erken yaşlarda ortaya çıkmasına neden oluyor.

    Ne yapmalı?

    Retinol çeşitlerini içeren göz kremlerini kullanabilirsiniz. Güneş ışınlarına karşı özel kremler kullanın. Göz çevresini sürekli nemlendiren doğal kremler hazırlayın. Göz egzersizlerini her gün düzenli olarak yapın. Göz Çevresini canlandırmak için 2 salatalık dilimini göz kapaklarınıza yerleştirip 15 dakika bekletin. Göz çevresine ayda bir veya iki kez bademyağı içeren doğal kremler kullanın.

    DOĞAL REÇETELER

    Yorgun gözler için:

    2 poşet çayı yarım çay fincanı kaynar suda 15 dakika demlendirip soğutun. 2 parça pamuğu çaya batırıp elinizle sıkın. Göz kapaklarınızın üzerine yerleştirip 10 dakika bekletin ve yıkayın.

    Gözaltı torbaları için:

    2 çay fincanı kaynar suya 2 çorba kaşığı fındık yaprağı ekleyip 15 dakika bekletin. Süzüp buzdolabında soğutun. 2 parça pamuğu çaya batırıp elinizle sıkın ve göz kapaklarınızın üzerine yerleştirin. 10 dakika bekletip yüzünüzü yıkayın.
    Bir bardak kaynatılmış rezene çayını soğutun. 2 parça pamuğu çaya batırıp göz kapaklarınıza yerleştirin ve 15 dakika bekleyin.

    Gözaltı morlukları için:

    Papatya çayı ya da lavanta çayını soğutun. 2 parça pamuğu çaya batırıp elinizle sıkın. Göz kapaklarınıza uygulayın.

    Göz çevresi kırışıklıkları için:

    1 kahve fincanı soya yağı, 1 kahve fincanı bademyağı ve yarım kahve fincanı avokado yağını bir kapta karıştırın. Parmak uçlarınızı bu karışıma batırıp göz çevresine masaj yaparak sürün. Bu uygulamayı akşamları yatmadan evvel yapın. Sabahları yüzünüzü yıkayıp kurulayın.

    Kirpikleri uzatmak için:

    1 bardak suyu kaynatın. 1 çay kaşığı hint yağı ve 12 gr kakao yağı ekleyip karıştırın. Kabı sıcak su dolu bir başka kabın içine yerleştirip krem kıvamına gelene kadar ısıtın. Karışımı soğutup 15 gün boyunca yatmadan önce gözlerinize kaçırmamaya dikkat ederek kirpiklerinize sürün. Sürme işlemini kirpik kökünden uca doğru uygulayın.

    Kirpikleri gürleştirmek için:

    Eşit ölçüde hint yağı ve badem yağını bir şişede karıştırıp 15 gün boyunca akşamları yatmadan önce gözlerinize kaçırmamaya dikkat ederek kirpiklerinize dipten uca doğru sürün.

    Yorum (1) Yorum yaz!

    RABBİM HER ŞEYİN ŞİFASINI VERMİŞ

    Bana gelen e-maillerden birini paylaşmak istedim sizlerle.
    Başlık aynen şudur:

    PATLICAN SENİ YARATAN ALLAH'A KURBAN OLAYIM

    Başlığı okuyunca kafayı üşüttüğümü sanacaksınız. Eğer siz de benim gibi 36 yıldır hemoroid (basur) hastası olsanız, ilaçla tedaviniz yok dense... Fistülünüzü ya lastikle boğarak çürütüp koparacağız veya lazerle kesip yarayı yakacağız deseler ve bunu içinde 1 milyar 300 milyon isteselerdi... Hem parası çok, hem ızdırabı çok bir işten, Patlıcan'ın sayesinde, sapları kaynatıp suyunu içerek, 5 günda parası yok, ızdırabı yok bir şekilde kurtulsaydınız, bu başlığa az bile derdiniz.

    36 yıldır devamlı sanki tuvalet ihtiyacı var gibi bir hisle yaşamanın, üstelik ağrı ve kanamanın olmasının ne demek olduğunu ancak bu derdi çeken bilir.

    Gazetede anlatıldığı gibi, 10 adet kemer patlıcanın yeşil sap kısmını 10 bardak su ile kaynatıp, bu sudan sabah akşam bir bardak içtim. Beşinci gün sonunda basur diye bir derdim kalmadı. Sevincimden sokaklarda bağırıp bu derdi hala çeken kardeşlerine duyurmak istiyorum ve ilaçla tedavisi yok denilen bu hastalığın çaresini patlıcanın sapına yerleştiren Rabbime sonsuz şükürler olsun diyorum."

    SARIMSAK VE LİMON MUCİZESİ


    2 litre limon suyu, 40 diş soyulmuş ve ezilmiş sarımsak, ağzı sıkı kapanan koyu renkli veya üzeri kağıtla kapatılmış bir kavanoz lazım. Limonların suyunu iyice sıkıp kavanoza doldurunuz soyulmuş 40 diş orta boy sarımsağı yıkamadan ve ezerek limonun içine atıp kavanozun kapağını kapatıyoruz, 25 gün boyunca normal ılık bir yerde saklanıp her gün çalkalanacak, (sarımsaklar iyice erimiş olacak) 25 gün sonra kavanozu açıp her sabah aç karnına yarım veya içebiliyorsak bir çay bardağı içiyoruz. Kavanoz bitene kadar içilecek, kapağı hep kapalı olacak, kavanoza asla su, şeker e.b. karıştırılmayacak ancak çay bardağına aldığınız kısmını dilersek sulandırarak içebiliyoruz. Bunu içtikten sonra en az yarım saat bir şey yiyip içilmeyecek, yarım saat geçtikten sonra kahvaltı yapılacak. Mümkünse her sabah aynı saatte içilecek.


    % 100 KANITLANMIŞ YARARLARI


    1. Tüm damar iltihapları (vaskülir) tedavi ediyor, tıkanan damarları açıyor, damar sertliklerine ve hipertansiyonu önlüyor.

    2. Kollestrol ve lipidi düşürüyor, zararlı yağların yakılması sağlıyor, kilo verdiriyor (bazal metabolizmayı hızlandırıp yağların yakılmasını sağladığı için iştahı açıyor bu dönemde diyete dikkat etmek gerekiyor) şekeri düşürüyor, pankreasın yenilenmesini sağlıyor.

    3. Böbrek ve safra taşlarını eritiyor, idrar söktürüyor, vücuttaki şişkinlik ve tüm dokulardan ödemi kaldırıyor.

    4. Helycobeacter pylori adlı ülser mikrobunu öldürerek mide ve on iki parmak bağırsağı ülserinin kesin tedavisini yapıyor.

    5. Tüm romatizmal iltihabı önleyip, her tür romatizmal ağrıları dindiriyor, kireçlenmeyi önlüyor, eklem düzeylerinin yenilenmesini sağlıyor, her türlü ağrıyı kesiyor.

    6. Beyin hücreleri ve tüm sinir sistemlerinin yenilenmesini sağlıyor. Sinirdeki aksiyon potansiyelini düzenleyip ileri refleks hızını arttırıyor, felçlere ve vertigo'da fayda veriyor.

    7. Vücudun bağışıklık sistemini son derece kuvvetlendiriyor ve her türlü alerjiyi özellikle damarsal kökenli ve strese bağlı cilt alerjilerini kökünden kesiyor, kansere karşı tüm vücudu koruyor.



    Not : İlacı hazırlayanın babasının koroner by-pass ile üç damarı değişecekken bu ilaç sayesinde % 100 tıkalı damarları açılmış ilaç hazırlandıktan sonra sarımsaklar erir, koku etrafa yayılmaz. Kullanan üç kişi ile görüştüm hep son derece memnun olduklarını adeta gençlik iksiri olduğunu söylüyorlar. Bunu ilk defa Rus doktorlar bulmuş ve uygulamışlar, şimdi ABD'de uygulanmaya başlamış, tıp ta devrim yaratacağı söyleniyor ve sarımsak limon karışımından oluşan maddelerin kimyasal yapısı çözülmeye çalışılıyor.


    Dr. Sencer TEPE
    Sağlık Bakanlığı Daire Başka
    not:
    hiper tansiyonu olanlar dikkat etsinler sarımsak kullanmak onlar için zararlı olabilir bir doktora danışsınlar
                     rainbow7

    Yorum (3) Yorum yaz!

    AĞRILARA KARŞI EGZERSİZ

            AĞRILARA KARŞI EGZERSİZ

     

    Ağrılar hayatımızın bir parçası hâline geldi. Kimimiz bel, boyun, kimimiz baş ağrılarından şikâyet ediyoruz. Kimimiz de diyabet, şeker, böbrek yetmezliği gibi başka hastalıklardan kaynaklanan dinmek bilmeyen ağrılar yaşıyor. Ağrı, oluşturduğu psikolojik etkiler nedeniyle hayat standardını bir anda düşüren ve adeta ıstıraba dönüştüren bir durum. Peki ağrılardan kurtulmak için en iyi çarenin doğru egzersiz olduğunu biliyor musunuz?... Anadolu Sağlık Merkezi’nden Prof. Dr.Ayşen Yücel ağrı ile başetme yöntemlerini anlattı:
    AĞRILARI YOK EDEN EGSERSİZ
    - En rahat olduğunuz şekli alın, oturun veya sırt üstü yatın. Başlangıçta bu çalışmayı sırt üstü yatar durumda yapmanız sizin için daha kolay olacaktır. Yatar durumdayken kollarınızın iki yanda olmasına dikkat edin. Bacak bacak üstüne atmayın. Gözlerinizi kapatın. Daha önce öğrendiğiniz gibi derin bir nefes alın, nefesinizi tutun ve verin. İki yumruğunuzu da sıkın. İyice sıkın. Yumruklarınızın ve ellerinizin gerginliğini hissedin. Şimdi gevşetin. Bu gerginliğin yavaş yavaş ortadan kalktığını hissedin. Ellerinizin ne kadar gevşediğini hissedin. Yavaşça derin bir nefes alın. Nefesinizi tutun ve bırakın.
    - Sıra kollarınızı ve yumruklarınızı birlikte sıkmaya geldi. Başlayın ve iyice sıkın. Ellerinizdeki ve kollarınızdaki gerginliği hissedin. Şimdi serbest bırakın. Tamamen gevşek bırakın. Ne kadar gevşediğinizi hissedin. Yavaşça derin bir nefes alın, nefesinizi tutun ve bırakın.
    - Sağ omzunuzu kulağınıza doğru kaldırmaya çalışın, iyice kaldırın. Şimdi gerginliği hissedeceksiniz. Yavaş yavaş serbest bırakın. Tamamen gevşemesini sağlayın. Omzunuzdaki gevşemeyi hissedin. Şimdi sol omzunuza aynı şeyi yapacaksınız. Sol omzunuzu kulağınıza doğru kaldırmaya çalışın. İyice kaldırın gerginliği hissedin. Yavaş yavaş serbest bırakın, gevşemesini sağlayın. Omzunuzdaki gevşemeyi hissedin. Yavaşça derin bir nefes alın, nefesinizi tutun ve bırakın.
    - Sağ ayağınızdaki kasları germeye çalışın, ayak parmaklarınızı iyice kıvırın ve bu gerginliği hissedin. İyice hissedin. Yavaş yavaş bırakın. Tamamen gevşeyin. Bütün gerginliğin akıp gitmesini sağlayın. Sol ayağınızdaki kasları germeye çalışın. Sol ayağınızın parmaklarını iyice kıvırın ve bu gerginliği hissedin. İyice gerin. Yavaş yavaş bırakın, tamamen gevşemesini sağlayın. Yavaşça derin bir nefes alın, nefesinizi tutun ve bırakın.
    - Aynı şeyi kalçalar ve bacaklarla yapacaksınız. Sol bacağınızı ve kalçanızı gerin.. İyice gerin.. Bu gerginliği hissedin. Şimdi bırakın. Yavaşça gevşetin ve gevşemeyi hissedin. Bütün gerginlik vücudunuzda akıp gidiyor. Yavaşça derin bir nefes alın, nefesinizi tutun ve bırakın.
    - Şimdi yumruklarınızı, kollarınızı, omuzlarınızı, ayaklarınızı ve bacaklarınızı hep birlikte ve aynı anda gereceksiniz. Yumruklarınızı sıkın. Kollarınızı omuzlarınızı gerin. Ayak parmaklarınızı, bacaklarınızı iyice gerin. Daha kuvvetli gerin. Öylece tutun. Şimdi bırakın. Tamamen bırakın. İyice gevşetin. Tüm vücudunuzu tatlı bir gevşeme kaplasın. Şimdi karın kaslarınızı kasın, iyice kasın, karnınızdaki gerginliği iyice hissedin. Serbest bırakın, tamamen gevşetin. Karın kaslarınızın tamamen gevşediğini hissedin. Karnınızın giderek yumuşadığını hissedin.
    - Yavaşça derin bir nefes alın. Nefesinizi tutun ve bırakın. Başınızı çeneniz göğsünüze değecek şekilde öne doğru bükün. Boynunuzdaki gerilimi hissedin. Yavaşça serbest bırakın. Gevşemeyi hissedin.
    DİKKAT EDİLECEK ŞEYLER
    - Ağızdan değil, burundan nefes alın.
    - En önemlisi nefes egzersizlerini arka arkaya tekrar etmeyin. Her nefes alışın arasına 5-6 kere de normal nefes alış verişi koymak gerekiyor. Bu yapılmadığı taktirde kandaki oksijen miktarı artacağından, baş dönmesi gelişebilir.
    NEFES ALMAYI ÖĞRENİN
    Ağrılardan kurtulmanın ilk adımı nefes almayı, vermeyi ve tutmayı bir düzen içinde öğrenmek. Çünkü, vücudun tamamen gevşemesi, ancak düzenli bir nefes pratiğinden sonra mümkün olur. Derin nefes önce akciğerin alt kısmının havayla dolmasıyla başlıyor. Mide ve kaburgaların alt kısmı genişliyor, sonra orta kısım havayla doluyor. Yani göğüsler genişliyor ve en son olarak da omuzlar hafifçe kalkıyor. Nefes egzersizlerinden sonra kasların gevşetilmesine geçiliyor. Bu çalışma vücudunuzdaki kas gruplarının gerilmesini, sonra da gevşetilmesini içeriyor. Gevşeme en iyi loş ışıklı, sakin bir odada sırt üstü yatılarak yapılabilir. Elleriniz ve ayaklarınız iki yana hafifçe açık olsun. Uygulama sırasında bedeninizi sıkan kemer, ayakkabı ve dar elbiseleri çıkarın. Bu tür giysiler nefes alışı, kasların gevşemesini olumsuz yönde etkiler. Egzersizleri sırayla yapın. Egzersizi yapmadan bir sonraki egzersize geçmeyin, acele etmeyin. Günde en az bir kez, mümkünse iki kez yapılması, pratik kazanmanızı sağlar.
    NASIL YAPILIYOR?
    Gözlerinizi yavaşça kapayın. Sağ elinizi göbeğinizin üzerine, sol elinizi de göğsünüzün üzerine koyun. Nefes alıp verirken sol eliniz göğsünüzün inip kalktığını hissetsin. Bu, ciğerlerinizin üst kısmı ile nefes alıyorsunuz demektir. Şimdi ciğerlerinizin alt kısmını hava ile doldurmaya, karnınızdan solunum yapmaya çalışın. Midenizin üzerindeki sağ eliniz inip kalkmaya başladıysa bunu başarıyorsunuz demektir. Düşüncelerinizi tamamen nefes alıp vermeniz üzerinde odaklaştırın. Burnunuzdan havanın girip çıktığını hissedin. Yavaşça derin bir nefes alın, nefesinizi tutun ve verin. Kendinizi zorlamadan, gerilim duymadan oldukça rahat bir şekilde nefes alın. Tüm vücudunuz gevşiyor. Sakin, rahat ve huzur dolusunuz...

    Yorum (yok) Yorum yaz!

    nestleye dikkat çocuklarımızın hayatıyla oynuyor

    NESTLEYE DİKKAT ÇOCUKLARIMIZIN
     HAYATIYLA OYNUYOR
     
    Nestle, Genler ve Türkler Geçtiğimiz günlerde basına
    yansıyan haberlerde, Nestle firmasının üçüncü dünya
    ülkelerinde satılan ürünlerinde genlerle oynıyan bir
    madde (GE) olduğu açıklandı. Habere kimse tepki
    göstermedi. Sessizce geçiştirildi.
    Aynı zamanda alerjik reaksiyonlara da neden olan bu
    maddenin hemen hemen her Türk çocuğu tarafından
    alındığını düşünürsek vaziyetin vehameti daha ciddi
    bir şekilde ortaya çıkar.

    Batının Türk Genleri ile oynama isteği 1990 lı
    yıllarda alınan bazı istihbaratlarla ortaya çıkmış
    fakat yetkililer bu konuda görevlerini yerine
    getirmemişlerdir. Size aşağıda bu konuda anlatacağım
    olay bu konunun vehametini daha ciddi bir şekilde
    ortaya koyacak ve ortak olmaya çalıştığımız batının
    gerçek yüzünü bir nebze olsun açıklıyacaktır
    sanıyorum; Yıl 1993 tür. Genç bir doktor olan Munise
    Ozan(eşim) Sinop ili Merkez iki nolu sağlık ocağında
    göreve başlar.

    İnsanlar ekonomik sıkıntı içersindedir. Sinop'ta
    fabrikalar kapanmış insanlar işsiz kalmıştır. Hasta
    olan çocukların tedavisi oldukça pahallıya mal
    olmaktadır. Allahtan!!!??? UNICEF in yardım programı
    vardır ve sağlık ocaklarında üst solunum yolları
    hastalıklarının tedavisi için bedava "penicilin
    benzeri "procain"isimli bir ilaç dağıtılmaktadır.
    Çünki çocuklar genelde üst solunum yolu hastalıklarına
    yakalanmaktadır. Bahsi geçen ilaç doktorlara flakonlar
    halinde gelmekte ve hali ile doktorlar ilacın
    prospektüsünü ve ambalajını görmemektedir, Dr Munise
    Ozan şüpheli bir iki vaka üzerine ilacın ambalajını ve
    prospektüsünü ister. Ama mecbur olduğu halde ilacın
    prospektüsünün olmadığını görür. Ama en korkunç
    açıklama ilaç ambalajının üzerindedir.

    Sağlık Bakanlığımızın yaptığı programa göre özellikle
    5 yaş altı çocuklara kullanılması gereken ilaç
    ambalajı üzerinde ingilizce ve fransızca olarak
    "KESINLIKLE 5 YAŞ ALTIÇOCUKLARA KULLANILMAZ" ibaresi
    vardır. Dr Munise Ozan durumu Sağlık Bakanlığına yazar
    ve ilacın kullanımını sorumlu olduğu bölgede durdurur.


    Bakanlık konuya bir açıklık getiremez ve Dr Munise
    Ozan a o yazıları karalayıp ilacı kullanması söylenir.
    O diretir. Durumu bana iletir. Çünkü ben o zammanlar
    Sinop Orta Doğu gazetesi muhabirliği yapmaktaydım. O
    zamanki Cumhuriyet Gazetesi Sinop Muhabiri ve Sinop
    Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Sayın Cengiz Demirel ile
    birlikte Sağ ve sol ayırımı yapmadan olayın üzerine
    gittik. Önce Fransız Sağlık Bakanlığına yazdık. Gelen
    cevapta bu ilacın Fransa'da üretilmediği yazıyordu.
    Ama ambalaj üzerindeki adres Pariste'ki bir adresti ve
    Paris'te öyle bir adres yoktu. Konu iyice
    karanlıklaşmaya başlamış ve bizim de Türk Milletini
    uyarma hakkımız doğmuştu.

    Önce Yerel Sinop TV de Hiç bir deneyimim olmadığı
    halde bir program yaptım. O gece Sinop TV Jandarma
    tarafindan kapatıldı.

    Cengiz Demirel konuyu CUMHURIYET gazetesinde, Sayın
    Aslan Bulut ta Orta Doğu gazetesinde yazdı. Fakat
    bütün bunlar yeterli olmadığı için konuyu Arena
    programına ***ürdüm. Çünki bu arada sağlık
    bakanlığındaki bazı yetkililerde konuşmaya başlamış ve
    ilacın genetik allerji yaptığını bir fax mesajı ile
    Cumhuriyet Gazetesi'ne iletmişlerdi. Fakat kimse
    genetik allerji'nin ne olduğunu bilmiyor ya da
    söylemek istemiyordu. Karı koca arena programına
    çıktık ilacın yalnız gördüğümüz taraflarını belirttik
    ve bu genetik allerji meselesinin açıklanması
    gerektiğini halka anlattık. O zamanki Sinop valisi
    Adil Yazar "efendim Dr Munise Ozan altı üstü bir
    pratisyen hekim uzman doktorlar bile konuyu bilmiyor o
    nasıl bilebilir" diyecek kadar gaflet içindeydi. Çünki
    ilaç kırsal kesimde fakir halk çocuklarına
    dağıtılıyor, Unicef'e raporlar gönderiliyor ve bir
    takım veriler bir yerlerde toplanıyordu. Ve ilaç
    sadece pratisyen hekimlere kullandırılıyordu. Daha
    korkuç olanı ilacın kullanıldığı pilot illeri içeren
    harita idi. Bu na göre Erzurum, Kastamonu, uşak,
    Eskişehir, Manisa, Tokat, Çorum gibi Türkmen nüfüsun
    egemen olduğu iller seçilmişti. Ve eğitim düzeyi düşük
    olan bu illerin kırsal kesimindeki halk allerji,
    genetik gibi şeylerin farkında bile değildi. O zaman
    arena ya çıkan sağlık bakanı Yıldırım Bey bile kem küm
    etmekten başka bir açıklama getiremedi, Ama benim
    peşinde olduğum olay genetik allerji olayı idi. Kimse
    olayı dikkate almadı olay kapandı. Dr Munise Ozan
    basına izinsiz demeç verdiği için ceza aldı. Ama her
    kes Prof.'lar dahil, genetik allerji yoktur diye ahkam
    kesti.

    Genlerle oynama olayı Oktay Babuna olayında açıkça
    ortaya çıktı ve Sayın Durmuş her türlü tepkiyi
    almasına rağmen gerekeni yaptı.

    Simdi Nestle deki bir maddenin genlerle oynadığı ve
    allerji yaptığı ve sadece üçüncü dünya ülkelerinde
    yani Türk Cumhuriyetlerinde satıldığı açıklanıyor.

    Çıkartacağımız netice şudur "TÜRK MILLETI SENIN
    GENLERINLE OYNUYORLAR BUNU YARDIM OLARAK GÖNDERDIKLERI
    ILAÇLARLA YAPIYORLAR. BUNLARI ÇOCUKLARINA VERDIĞIN
    ILAÇLARINA KOYUYORLAR. EĞER FARKEDERSEN BU SEFER
    ONLARIN EN ÇOK SEVDIKLERI ÇİKOLATALRINA VE ŞEKERLERINE
    KOYUYORLAR. DUYGUSAL YÖNÜN
    .
    Ü ISTISMAR EDIP KANLARINI
    TOPLAYIP GEN HARITANI ÇIKARTIYORLAR.

    VAR GERISINI SEN DÜŞÜN...

    Milli kuvvetler cemiyetinden alıntıdır....!

    Yorum (3) Yorum yaz!

    HANGİ HASTALIĞA HANGİYİYECEKLER

    HANGİ HASTALIĞA HANGİ YİYECEKLER

    Doğa bir eczane gibidir! Tahıl, sebze ya da meyvelerde bulunan çeşitli maddeler, vitaminler;depresyondan tansiyona birçok hastalığa iyi gelir. Urfa'nın acı pul biberinin cilde yararlı, teni güzelleştiren maddeler içerdiğini, İlaçta aspirin neyse, yiyecekler içinde elmanın da o, olduğunu söyleyen Londra Üniversitesi uzmanlarının hazırladığı doğal savaş programında hangi hastalığa karşı neler yemeniz gerektiği anlatılıyor.

    GRİP
    Satsuma: (Küçük portakal) İçerdiği folik asit ve C vitamini sayesinde öksürüğü ve kanlı tükürükleri keser. Ayrıca kan pıhtılaşmasına karşı en etkin doğal yiyecek olduğu için ileri yaşlarda felç ya da kalp krizi riskini de azaltır.
    Tarçın: Yemeklere girmiş olabilecek E-coli bakterisinin vücutta yayılmasını engeller. Mideyi düzene sokar. Kusmayı engeller. Hatta bal ya da limon suyuyla birlikte alındığında boğazdaki yanmaları keser.
    Hardal: İçindeki singrin maddesi, midenin gaz çıkarmasına yardımcı olur. Sindirim sistemini düzenler, mide ağrılarını giderir. En fazla bir çay kaşığı alınmalıdır.
    Nane: İçerdiği mentol, midenin normalleşmesine neden olur. Vücuda giren grip mikrobuna karşı savaştığı gibi, ileri yaşlarda ülsere yakalanma riskini de azaltır. Nane çayı, baş ağrısı, grip, stres gibi hastalıkların yanı sıra mide yanmasına da bire birdir.

    DEPRESYON
    Avokado: Sindirimi çok rahat olan bu meyvayı özellikle yeni doğmuş bebeklerin ilk maması olarak tavsiye ederiz. İçerdiği E vitamini kalbe iyi gelir, yüksek potasyum da dinç tutar ve insanı depresyona sokan uyuşukluluk ve rahatlığı üzerinden atar. Vücudun kolesterol oranını ayarlar. Teninizin sürekli hücre yenilemesine neden olur. (Zayıflamak isteyenler dikkat: Yağ oranı bir çikolata kadar yüksek olan avokadoyu yememenizi öneririz.)
    Çikolata: Sütlü çikolataları tercih edin. Çünkü içerdiği kakao yağı, magnezyum, E vitamini beynin kendisini yenilemesine ve psikolojik rahatlık sağlamasına yardımcı olur. Migreni olanlar çikolatadan uzak durmalıdır.
    İstiridye: İçindeki demir, sperm sayısını ve insanın seks gücünü artırır. A, B12 ve C vitaminleri içerir. Beyin için en faydalı yiyecek olan istiridye, enerji verir. (Dikkat: Kolesterol oranı birçok balığın iki katıdır.)
    Patates: Orta boy bir patates,bir insanın bir gün içinde alması gereken C vitaminini içerir. Beyindeki serotonin adlı kimyasal maddenin kendisini yenilemesini sağlar.

    İDRAR YOLLARI
    Nane: İdrar söktürücü özelliğe sahiptir. İçerdiği mentol, midenin normal işlevini görmesine neden olur. Vücuda giren grip mikrobunakarşı savaştığı gibi, ileri yaşlarda ülsere yakalanma riskini de azaltır. Sabahları mide bulantısını keser. Nane çayı, baş ağrısı, stres gibi hastalıkların yanı sıra mide yanmasına da bire birdir. Ancak nane çayını aç karnına değil, tok karnına içiniz.
    Elma: İçindeki C vitamini ve pektin oldukça faydalıdır. Kolesterolü düşürür, sindirim sistemini düzenler ve idrar ve hacet yollarındaki sorunları giderir.
    Kepekli ekmek: B3 vitamini, demir, potasyum ve folik asit içerir. Çok fazlası idrar yollarına zarar verirken, günde 2 dilim yemek iyi gelir.

    ALERJİ
    Kayısı: İçindeki betakarotene adlı madde hücrelere saldıran molekülleri kontrol altına alarak,kanseri önler. Bir kayısı ne kadar parlaksa, içindeki betakarotene oranı o kadar yüksektir. İçerdiği kalsiyum ve magnezyum, gırtlak yanmalarını engeller. Kuru kayısıya rengi bozulmasın diye eklenen sülfür dioksit, astım gibi alerjilere iyi gelir.

    HEMOROİD (BASUR)
    Hindistan cevizi: İçerdiği myristin adlı madde kusmayı engeller, basur tedavisinde birebirdir. (Dikkat! Ancak fazlası basur için tehlikelidir.)

    KARIN AĞRISI
    Papatya çayı: Bağırsak yollarında toplanan gazı çıkartır, sindirim sistemini düzenler, mide ağrısını keser.

    KARACİĞER
    Enginar: Cynarine adlı madde sayesinde en sert yiyecekleri dahi sindirimine yardımcı olur.Karaciğer hastalarının yanı sıra romatizma, artirit ve gut hastalığına yakalananlarla, hamilelere şiddetle tavsiye ederiz.
    Meyan kökü: Dünya üzerinde birçok kabile yüzyıllardır ülser, artirit, bronşit ve karaciğer rahatsızlıklarına karşı meyan kökünü "doğal ilaç" olarak kullanır. Adrenalini yükseltir, insanın strese girmesini engeller, kan basıncını düşürür.
    Zerdeçal: Karaciğer rahatsızlıklarının yanı sıra sindirime de yardımcı olur.

    DİŞ
    Ekmek: Şekerli yiyecek yenildiğinde içindeki asitler dişlere her 20 dakikada bir saldırır. Ekmek,dişleri korur. Gün boyunca 6 ila 11 dilim ekmek yiyin.

    Meyve: (Her çeşit) Günde 2 ila 4 öğün meyve tüketin.
    Sebze: (Her çeşit) Günde 3 ila 5 öğün tüketin.
    Yoğurt veya beyaz peynir: Eğer yemekler arası atıştırırken diş sağlığınızı düşünüyorsanız, kalsiyum deposu olan bu iki yiyeceği tercih edin.
    Muz: Yüksek miktarda karbonhidrat içerir. Zengin bir potasyum kaynağıdır. Bu mineral, kalbin düzenli olarak çalışmasını ve tansiyonun düzenli olmasını sağlar.

    TANSİYON
    Rezene: İçerdiği potasyum sayesinde tansiyonu düzenler. Sağlıklı kan hücreleri için gerekli olan folik asidi de bol miktarda bulundurur. Rezene çayı sindirim için iyidir.
    Tahıl: Kan damarlarını gevşeten ve rahatlatan bir tür fotosentez kimyasal maddesi içeriyor. Bu sayede kanın damarlardan daha rahat geçmesini sağlıyor. Tahıl yemek sebzelere oranla vücutta daha fazla kalori yakılmasını sağlar. Kalorinin azalması tansiyonu düzenler.
    Un: Yapıldığı tahılın besin değerlerini içerir. B vitaminleri, E vitamini, demir ve magnezyum açısından oldukça zengindir.
    Karaciğer: Sağlıklı bir bağışıklık sistemi, cilt ve keskin gözler için gerekli olan A vitamini açısından zengindir. Küçük bir porsiyonu günlük A vitamini ve demir ile aylık B12 vitamini ihtiyacını giderir.

    Yorum (yok) Yorum yaz!

    HAYAT KURTARACAK 15 İPUCU

                               HAYATIMIZI KURTARACAK 15 İPUCU
     
        Londra'daki King College Hastanesi Yaşlanma Bilimi Enstitüsü tarafından yapılan bir araştırma, vücudumuzun bize hayatımızı kurtaracak tam 15 ipucu verdiğini ortaya koydu.
    Sağlıklı yaşam konusunda birçok araştırmaya imzasını atan; Londra'daki King College Hastanesi Gerontoloji (yaşlanma bilimi) Enstitüsü'nde araştırmalarını yürüten Prof. Dr. Robert Wale, "Sadece parmaklarınızın uzunluğu bile sizin sağlığınız hakkında kayda değer bilgi sahibi olmamızı sağlıyor aslında. Siz de vücudunuzla ilgili önemli detaylara; dikkat ederek sağlığınızı koruyabilirsiniz " diyor ve ekliyor: "Vücudunuz; siz fark etmeden sağlığınızla ilgili en önemli ipuçlarını veriyor.
    "Prof. Wale'ye göre, tırnaktan gözlere, doğum kilosundan avuç içine kadar vücuttaki her şey birer gösterge. O halde bir test yaparak ne kadar sağlıklı olduğumuzu anlamak mümkün. Wale'nin "İşte hayatınızı kurtaracak 16 ipucu" dediği test şöyle:

    1.Tırnaklar :
    Tırnaklarınıza dikkatle bakın. Eğer hafif mavilik yada; morluk görürseniz bu bir kalp hastalığıyla karşı karşıya olduğunuz anlamına gelebilir. Tırnaklarınızın aşırı kalın olması ya da üstlerinde tümsekler olması da nefes alma hatta akciğer sorunlarıyla karşı karşıya olduğunuzu gösterebilir.

    2. Nefeslerinizi sayın :
    Eğer dakikada 15 kez ve daha altında nefes alıp veriyorsanız sağlıklı ciğerlere sahipsiniz demek... Eğer 25 kez nefes alıp veriyorsanız o zaman sağlığınıza dikkat etmelisiniz.

    3. Gözler :
    Aynada gözlerinizden birine bakın. İris'in etrafında beyaz bir daire varsa kolesterol seviyeniz yüksek anlamına geliyor. Bu aynı şekilde yaklaşan kalp sorunlarının da en büyük habercisi.

    4. Avuç içinize bakın :
    Avuç içlerinize dikkatle bakın. Eğer kırmızı ve lekelilerse karaciğerinizde sorun var demek.

    5. Hafıza kontrolü :
    Bir tepsinin üstüne rasgele 10 eşya koyun. Tepsiye sadece 10 saniye bakın. Kaç tanesini hatırlayabildiniz? İyi bir hafızanızın olması Alzheimer'le karşılaşma riskinizin daha az olacağı anlamına geliyor.

    6. Kas kontrolü :
    Sırt üstü yatın. Bacaklarınız dümdüz olsun. Bir bacağınızı havaya kaldırın. Bir kişinin ayağınıza bastırmasını isteyin. Eğer bacağınız yere düşüyorsa,kaslarınız da bir zayıflık olduğu anlamına geliyor.

    7. Görünüş :
    Gözünüzün hemen altında elmacık kemiğiniz üzerine bir cetvel yerleştirin. Sonra cetvelin üstüne bir kredi kartı yerleştirin kartı en rahat okuduğunuz uzaklığı ölçün.
    Ne kadar yakına gelirse gelsin kartı rahat okuyabiliyorsanız göz sağlığınızın iyi olduğu anlamına geliyor.

    8. Tiroit misiniz? :
    Kollarınızı yere paralel olarak tam karşınızda birşeye uzanıyormuş gibi uzatın. Ellerinize dikkat edin. Eğer elleriniz bu pozisyonda titriyorsa o zaman tiroit olma riskiniz çok.

    9. Düz yürümek :
    Yere bir metre uzunluğunda bir çizgi çizin. Üzerinde rahat rahat yürüyebiliyorsanız, vücudunuzun koordinasyonu iyi işliyor demektir.

    10. Doğum kilonuz :
    Annenize kaç kilo doğduğunuzu sorun. 3 kilonun altında doğmuşsanız kalp sorunlarıyla karşı karşıya kalabilirsiniz.

    11. Beliniz kalın mı? :
    Vücut şekliniz elmaya benziyorsa, yani yağlarınız belinizin çevresinde toplanıyorsa, kalp sorunu yaşama riskiniz daha fazla.

    12. Tuvalet sıklığı :
    Her 3 saatte bir tuvalete birden çok gitme ihtiyacı mı hissediyorsunuz? Diyabetin en erken alarmlarından biri sık sık tuvalete gitmektir.

    13. Nabız kontrolü :
    Nabzınız ne kadar yavaş atıyorsa o kadar uzun yaşayacaksınız demektir. Yani nabzınız 70'in altındaysa sağlıklısınız anlamına geliyor.

    14.Dişlerinizi fırçalayın :
    Eğer dişleriniz kanıyorsa, kalbiniz tehlikede demektir.

    15. Parmak uzunluğu :
    İşaret ve yüzük parmakları aynı uzunlukta olan kişilerin kalp krizi geçirme riski daha fazla.


    16. Ayak bilekleri :
    Baş parmağınızla ayak bileğinizin arka kısmına bastırın. Eğer bastırdığınız noktada çok fazla çukurluk oluşuyorsa, o zaman kalp, akciğer, böbrek sorunlarıyla karşı karşıya kalabilirsiniz.

    Dr. Ahmet Cetinbudaklar

    Yorum (1) Yorum yaz!

    CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN

             

     

     

                  ALLAHIM BU VATANI BİZE BAĞIŞLA

     

     ONCA ŞEHİTLERİMİZİN KANINI YERDE KOYMA

     

    BİZE DÜŞMANLIK DÜŞÜNENLERE FIRSAT VERME

     

     

                                                                              AMİN

     

     

     

     

     

     

     

    iSTiKLAL MARŞI

    Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
    Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
    O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak!
    O benimdir, o benim milletimindir ancak!

    Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
    Kahraman ırkıma bir gül... ne bu şiddet, bu celal?
    Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal.
    Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklal.

    Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım;
    Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
    Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
    Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

    Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar.
    Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
    Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
    'Medeniyyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?

    Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın;
    Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
    Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın,
    Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

    Bastığın yerleri 'toprak!' diyerek geçme, tanı!
    Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
    Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı.
    Verme, dünyâları alsan da bu cennet vatanı.

    Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
    Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
    Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,
    Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.

    Rûhumun senden ilahî, şudur ancak emeli:
    Değmesin ma' bedimin göğsüne na-mahrem eli!
    Bu ezanlar-ki şehâdetleri dinin temeli-
    Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

    O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım.
    Her cerîhamdan, İlâhi, boşanıp kanlı yaşım,
    Fışkırır  rûh-ı mücerred gibi yerden na'şım;
    O zaman yükselerek arşa değer belki başım!

    Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
    Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
    Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl;
    Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet,
    Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklâl!

    Mehmet Akif Ersoy

     


    ATATÜRK'ün GENÇLİĞE HİTABESİ

    Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyet'ini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

    Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur.

    Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir.

    İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır.

    Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetln imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin!

    Bu imkân ve şerait, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir.

    İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.

    Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dagıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.

    Bütün bu şeraitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hiyanet içinde bulunabilirler.

    Hatta bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhit edebilirler.

    Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir. Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır!

    Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda, mevcuttur!

    K. ATATÜRK 20 Ekim 1927.

     

     

    İSTİKLAL SAVAŞI
     

    Mondros Mütarekesinden sonra, anlaşmayı imzalamış olan ülkeler anlaşmanın
    öngördüğü koşullara uymamışlardır. Çeşitli bahaneler öne süren İtilaf Devletlerinin ( Fransa,
    İngiltere ve İtalya ) Donanmaları İstanbul'a gelmiş, Adana vilayeti Fransızlar tarafından,
    Urfa ile Maraş vilayetleri ise, İngilizler tarafından işgal edilmiştir. Antalya ve Konya'da
    İtalyan askerleri, Merzifon ve Samsunda ise İngiliz askerleri,  hemen her yerde yabancı subaylar, yetkililer ve ajanlar vardır. Yine İtilaf Devletlerinin onayıyla Yunan Ordusu'nun 15 Mayıs 1919'da
    İzmir'e çıkması üzerine, Mustafa Kemal Anadolu'ya gitmeye karar vermiş ve 16 Mayıs 1919'da, "Bandırma" isimli küçük bir tekne ile İstanbul'dan ayrılmıştır. Mustafa Kemal, Anadolu'ya yapacağı bu yolculuğu esnasında düşmanlarının bu gemiyi batırmayı planladıkları konusunda uyarılmıştır. Ama o bundan korkmamış ve 19 Mayıs 1919 Pazartesi tarihinde Samsuna ulaşarak Anadolu toprağına ayak basmıştır.

    İşte bu tarih, Türk İstiklal Savaşının başlangıcıdır. Mustafa Kemal bu tarihi daha sonra kendi doğum tarihi olarak da seçmiştir.

    Böylece, Anadolu'da bir ulusal direniş dalgası oluşmuş, Doğu’da Erzurum'da da bir hareketlilik başlamıştır. Mustafa Kemal hızlı bir biçimde hareket ederek tüm organizasyonun başına
    geçmiştir. 1919 yılının yazında yapılan Erzurum ve Sivas kongrelerinde ulusal bir sözleşme ile ulusal hedefler ilan edilmiştir.

    İstanbul'un, İşgal kuvvetlerince işgal edilmesi üzerine, Mustafa Kemal, 23
    Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisini açarak merkezi Ankara olan yeni ve
    geçici bir hükümet kurmuştur. Mustafa Kemal aynı gün Meclis Başkanlığına getirilmiştir.
    Bu sırada Yunan Ordusu da, Çerkez Ethem'in ayaklanmasından yararlanarak ve onunla işbirliği
    içerisinde Bursa ve Eskişehir yönünde harekete geçmiştir. Ancak 10 Ocak 1921
    tarihinde, düşman kuvvetleri Batı Cephesi Kumandanı Albay İsmet İnönü ve orduları tarafından
    çok ağır bir yenilgiye uğratılmıştır. 10 Temmuz 1921 tarihinde ise, Yunan Ordusu beş tümen ile Sakarya'ya bir cephe saldırısı başlatmıştır. 23 Ağustos tarihinden 13 Eylül tarihine kadar aralıksız olarak
    süren büyük Sakarya Savaşı sonrasında, Yunan Ordusu yenilmiş ve çekilmeye zorlanmıştır.
    Bu savaş sonrasında, Büyük Millet Meclisi Mustafa Kemal'e Gazi ve Mareşal unvanlarını vermiştir. Düşmanlarını ülkesinden kovmaya kararlı olan Mustafa Kemal, 26 Ağustos 1922 sabahında, ordularına saldırıyı başlatma emrini vermiştir. 30 Ağustos 1922 tarihinde, tüm düşman kuvvetleri Dumlupınar'da ya öldürülmüş ya da esir edilmiş, düşman ordularının Kumandanı General Trikupis esir alınmıştır.

    9 Eylül 1922 tarihinde Atatürk’ün “ORDULAR! İLK HEDEFİNİZ AKDENİZDİR, İLERİ!...” emriyle, kendilerini kovalayan ordularımızdan kaçmakta olan düşman kuvvetleri İzmir yakınlarında denize dökülmüşlerdir.

    Olağanüstü askeri bir yeteneğe sahip olan Mustafa Kemal komutasındaki Türk kuvvetleri yurdu
    işgal etmiş olan Müttefik kuvvetlere karşı bir İstiklal mücadelesi vermişler ve sonunda bütün cephelerde zaferler kazanmışlardır. 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan Antlaşmasının imzalanmasıyla, hem bu zafer hem de bu zaferin ürünü olan yeni Türk devleti tüm dünyaca tanınmıştır. Mustafa Kemal, yeni, sağlam ve dinç bir devlet kurmuştur. 29 Ekim 1923 tarihinde, yeni Türk Devletinin idare şeklinin Cumhuriyet olduğunu ilan etmiştir.
    Ve Mustafa Kemal, Türkiye Cumhuriyetinin ilk Cumhurbaşkanı olarak seçilmiştir.

    ATATÜRK'ÜN BAZI ÖZDEYİŞLERİ

    - Ne mutlu "Türküm" diyene. 

    - Geldikleri gibi giderler.

    - Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak 
    Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır. 

    - Bu millete çok şey öğretebildim ama onlara uşak olmayı
    bir türlü öğretemedim. 

    - Yurtta sulh, cihanda sulh.

    - Sizlere saldırmanızı değil, ölmenizi emrediyorum. 

    - Memleketin efendisi hakiki müstahsil olan köylüdür. 

    - Doğruyu söylemekten korkmayınız. 

    - Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir. 
    Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve 
    hissediyorsanız bu yeterlidir.

    - Türkiye Cumhuriyeti mutlu, zengin ve muzaffer olacaktır. 

    - Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur. 

    - Ordular, ilk hedefiniz Akdenizdir. İleri !

    - Büyük hedefimiz, milletimizi en yüksek medeniyet seviyesine 
    ve refaha ulaştırmaktır.

    - Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür. 

    - Süngülerle, silahlarla ve kanla kazandığımız askeri zaferlerden 
    sonra, kültür, bilim, fen ve ekonomi alanlarında da zaferler 
    kazanmaya devam edeceğiz. 

    - Zafer, "Zafer benimdir" diyebilenindir. Başarı ise, 
    "Başaracağım" diye başlayarak sonunda "Başardım" 
    diyebilenindir. 

    - Egemenlik verilmez, alınır. 

    - Egemenlik, kayıtsız şartsız ulusundur. 

    - Milleti kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. 

    - Öğretmenler: Yeni nesiller sizlerin eseri olacaktır. 

    - Hayatta en hakiki mürşit ilimdir. 

    - Türk Milleti bağımsız yaşamış ve bağımsızlığı varolmalarının 
    yegane koşulu olarak kabul etmiş cesur insanların torunlarıdır. 
    Bu millet hiçbir zaman hür olmadan yaşamamıştır, yaşayamaz 
    ve yaşamayacaktır. 

    - Biz Türkler tarih boyunca hürriyet ve istiklale timsal olmuş bir milletiz.

    - Milletimiz davranışlarında ve gayretlerinde sarsılmaz bir
    bütünlük gösterdiği için başarılı olmuştur.

     

     

    Yorum (4) Yorum yaz!

    Şeker Ahmet Paşa RESİMLERİ VE HAYATI

    ŞEKER AHMET PAŞA

     


    Osmanlı'nın bürokratik bir toplum olmasının doğal bir sonucu olarak, 19. yüzyılda asker kökenli ressamlar ağırlıkta olmuş; Batı anlayışındaki yeni resmin güçlü temsilcileri ise Paris'e gönderilenler olmuştur. Avrupa'ya sanatsal bir etkinliğe katılmak üzere giden ilk Türk padişahı olan ve birçok Avrupalı sanatçıyı sarayına davet ederek saray koleksiyonu için tablolarını alan Abdülaziz [4] döneminde (1861-1876) Paris'e gönderilen Ahmet Ali Paşa (Şeker Ahmet) ve Süleyman Seyyid, Fransa'da, İzlenimcilik öncesi akademik anlayıştan etkilenmiş; natürmortlar ve diğer asker

     

     

    Manzara, 1870’ler

    Tual / Yağlıboya
    43 x 61 cm.

    Özel Koleksiyon

    Osmanlı’da, Batılılaşma döneminde askeri okullara konulan perspektif dersleri, resim sanatını başlatan etkenlerden biridir. Eğitimleri sırasında, padişahın mal varlığını belgelemek amacıyla fotoğraftan resim yapan bu öğrenciler-ki Türk Primitifleri olarak anılırlar-resimlerine düşsel bir atmosfer eklemişlerdir. Bu resimlerdeki şiirsel, manevi güzellik anlayışı, doğada var olan her şeyin aynı ölçüde güzel olduğunu öne süren tasavvuf düşüncesiyle de ilişkilendirilebilir, şüphesiz.

    ressamlardan farklı tutulması gereken bir anlayışta manzaralar yapmışlardır. Her ikisi de, akademik bir eğitim almalarına rağmen figür ressamı olmamış; Türk resminde etik boyutu da içeren figürlü anlatımın ve portreciliğin öncülüğünü yapan kişi, aslında Paris'e hukuk eğitimi için gönderilen Osman Hamdi Bey olmuştur.

    Osman Hamdi Bey'in asıl önemi, artık "estetik amaçlı" eğitimin verildiği bir kuruma ihtiyaç duyulduğunu anlayarak, 2 Mart 1883 tarihinde Sanayi-i Nefise-i Mektebî Âlisi'ni hayata geçirmesidir. Osman Hamdi Bey öncesinde de böylesi bir girişim yok değildir. 1874 yılında P.D. Guillemet, Abdülaziz'in izniyle Pera'da, Kalyoncu Kulluğu mevkiinde bir resim okulu açmıştır. Daha çok azınlıkların devam ettiği bu okulu, Osman Hamdi Bey'in girişimleriyle kurulan Sanayi-i Nefise-i Mektebî Âlisi izlemiştir. Bu kurumun ilk müdürü olan Hamdi Bey, her ne kadar yıllar sonra Ali Sami (Boyar), "…Ressamlar da az acınacak halde değillerdi. İstanbul san'at âlemine mekteple beraber doğan, mekteple beraber ihtiyarlıyan M.Valeri tamamen alaydan yetişme bir ressamdı (…) Merhum Hamdi Bey bilmem onun nesini beğenmiş te mektebe hoca almıştı…" [5] eleştirisinde bulunsa da, çağdaşlarının figürü tercih etmemeleri ve figür çiziminin yapılmadığı bir akademinin "akademi" olarak nitelenemeyecek olması nedeniyle, kadroda azınlık hocalara görev vermiştir.
                                             

    Ormanda Karaca, 1886-87

    Tual / Yağlıboya
    136,5 x 101 cm.

    Özel Koleksiyon

    Bildiğimiz gibi, Şeker Ahmet de Harbiye çıkışlıdır. Paris’e gittiğinde Gérôme ve Boulanger’nin akademik eğitiminden geçmiştir geçmesine ama o daha ziyade o yılların Paris’inde akademik anlayışın dışında kalan, Barbizon Okulu’nun etkisinde kalmış; Barbizon okulunun romantik tabir edilebilecek manzara anlayışı doğrultusunda resimler yapmıştır. Barbizon Okulu’nun etkilerini en çok yansıtan resimleri “Orman” konulu resimleridir. Teknik açıdan “dört dörtlük” resimler değildir elbette bunlar; ama Şeker Ahmet Paşa’nın resimlerini deyiş yerindeyse “gizemli kılan” da bu “yetersizliği” olmuştur.


    Kuşkusuz, bu dönemde sanat ortamının şekillenmesinde katkıda bulunan bir diğer unsur, sergilerdir. Amacı her ne olursa olsun, askeri okulların programlarına alınan resim dersleri, 1832 yılında İstanbul'da yayınlanmaya başlayan ilk Türkçe gazete olan Takvim-i Vekayi ve sonrasında yayınlanan gazetelerde sanat konularına yer verilmiş olması, toplumun ilgisini çekme amaçlı sergilerin düzenlenmesine yol açmıştır [6]. 28 Aralık 1845'te Orecker adlı bir manzara ressamı sarayda bir sergi düzenlemiş; [7] 1863 yılındaki Sergi-i Osmanî'de resim için de bir köşe ayrılmış; 27 Nisan 1873'te ve 1 Temmuz 1875'te Şeker Ahmet Paşa tarafından düzenlenen sergilerle de [8] sanat piyasasının olmasa bile, sanat ortamının temelleri oluşturulmuştur. Bundan sonra, 1876'da Guillemet'nin akademisinde öğrenci çalışmaları sergilenmiş; 1880-1'de azınlıkların kulübü Club de l'ABC (Elifba Kulübü) iki sergi düzenlemiş; [9] bunları 1882-3'te Cormona adlı ressamın sergisi ve İtalyanların balmumu heykel sergisi izlemiştir. [10] 1883 sonrasında her yıl, Sanayi-i Nefise Mektebi'nde yıl sonu sergisi açılmış; Abdullah Biraderlerin fotoğraf atölyelerindeki sergiler, Beyoğlu Passage Orientale sergileri, 1901-03 arasında düzenlenen Salon sergileri, bu zincirin halkalarını oluşturmuştur.

    Yirminci yüzyılın başına gelindiğinde, sanat ortamının bir nebze de olsa renklendiği ve henüz İstanbul dışına çıkılamasa da saray dışına çıkılabildiği gözlemlenmektedir. Bunda II. Meşrutiyet'in (1908) getirmiş olduğu ortamın yadsınamaz katkıları olmuştur. Bu dönem, romanların da konu edindiği yanlış Batılılaşma hareketlerine sahne olmuşsa da, yanlış ya da doğru Batılılaşma, sarayın tekelciliğine son vermiş ve buradan akımlaşmalara varılarak bir Türk Resim Sanatı Tarihi oluşturulmuştur.

    II. Meşrutiyet ile ivme kazanan çıkışlar, 1909 yılında, Halife Abdülmecid'in manevi koruyuculuğunu yapmış olduğu, [11] Osmanlı Ressamlar Cemiyeti'nin kurulmasını sağlamıştır. 20 Kanunusani (Ocak) 1911 ile Temmuz 1914 arasında yayınlanan ve on sekiz sayıdan oluşan Osmanlı Ressamlar Cemiyeti Gazetesi, cemiyetin yayın organı olmuş; "amaçları, Osmanlı ülkesinde ressamlığın ilerlemesi ve ressamların geleceklerini garanti altına alacak koşulların sağlanması" [12] olan bu cemiyet farklı adlarla günümüze kadar gelmiştir. "Cemiyetin düzenlediği ilk ve tek büyük sergi, 1916 yılında açılan Galatasaray Sergisi'dir. Cemiyetin yazlık Galatasaray sergileri daha küçük boyutlardadır ve 1919 yılından sonra düzenlenmiş olan beş sergi, Türk Ressamlar Cemiyeti tarafından düzenlenmiştir." [13]

    Hüseyin Zekai Paşa'nın yaşadığı 19. yüzyıl ortalarından 20. yüzyıl başında 1914 Kuşağı (Çallı Kuşağı) dönemine dek sanat alanındaki gelişmeler yukarıdaki gibi özetlenebilir. Görüldüğü gibi, 1850 sonrasında, imparatorluğun tek sanat merkezi durumundaki İstanbul'da, sanatla ilgilenen farklı kesimlerin ve mesenlerin, sanatçı atölyelerinin varlığı, basının ve eğitim kurumlarının rolü, askeri ve sivil okullardaki sanat eğitimi, sanatçıların yurtdışında almış oldukları sanat eğitimi, sanatçıların kişisel eğilimleri, Pera'da yerleşmiş Levantenler'in, Türkiye'ye gelen ve burada çalışan yabancı sanatçıların katkısı ile oluşan sanat çevresinde oldukça karmaşık bir alt yapı, Germaner'in deyişiyle "bir kaos" izlenmektedir. [14] Yukarıda da değinildiği gibi, bu dönemde Avrupa'da eğitim gören sanatçıların yapıtlarında, aldıkları akademik eğitimin de etkisiyle figür ön plana çıkmaktadır. Gerek Paris'te Jean Leon Gérôme atölyesinde eğitim gören Osman Hamdi Bey, gerek Gérôme ile Courtois atölyelerinde çalışan Halil Paşa portrelere ve figürlü kompozisyonlara yer verirken; Alexandre Cabanel atölyesinde çalışan Süleyman Seyyid Bey ve Gustave Boulanger ile Gérôme atölyelerinde eğitim gören Şeker Ahmet Paşa, figürü ikinci plana itmeyi ve daha ziyade manzaralar ve natürmortlar ortaya koymuştur.

     

     

     


    Osmanlı'nın bürokratik bir toplum olmasının doğal bir sonucu olarak, 19. yüzyılda asker kökenli ressamlar ağırlıkta olmuş; Batı anlayışındaki yeni resmin güçlü temsilcileri ise Paris'e gönderilenler olmuştur. Avrupa'ya sanatsal bir etkinliğe katılmak üzere giden ilk Türk padişahı olan ve birçok Avrupalı sanatçıyı sarayına davet ederek saray koleksiyonu için tablolarını alan Abdülaziz [4] döneminde (1861-1876) Paris'e gönderilen Ahmet Ali Paşa (Şeker Ahmet) ve Süleyman Seyyid, Fransa'da, İzlenimcilik öncesi akademik anlayıştan etkilenmiş; natürmortlar ve diğer asker ressamlardan farklı tutulması gereken bir anlayışta manzaralar yapmışlardır. Her ikisi de, akademik bir eğitim almalarına rağmen figür ressamı olmamış; Türk resminde etik boyutu da içeren figürlü anlatımın ve portreciliğin öncülüğünü yapan kişi, aslında Paris'e hukuk eğitimi için gönderilen Osman Hamdi Bey olmuştur

    .

    Ormanda Karaca, 1886-87

    Tual / Yağlıboya
    136,5 x 101 cm.

    Özel Koleksiyon

    Bildiğimiz gibi, Şeker Ahmet de Harbiye çıkışlıdır. Paris’e gittiğinde Gérôme ve Boulanger’nin akademik eğitiminden geçmiştir geçmesine ama o daha ziyade o yılların Paris’inde akademik anlayışın dışında kalan, Barbizon Okulu’nun etkisinde kalmış; Barbizon okulunun romantik tabir edilebilecek manzara anlayışı doğrultusunda resimler yapmıştır. Barbizon Okulu’nun etkilerini en çok yansıtan resimleri “Orman” konulu resimleridir. Teknik açıdan “dört dörtlük” resimler değildir elbette bunlar; ama Şeker Ahmet Paşa’nın resimlerini deyiş yerindeyse “gizemli kılan” da bu “yetersizliği” olmuştur.


    Osman Hamdi Bey'in asıl önemi, artık "estetik amaçlı" eğitimin verildiği bir kuruma ihtiyaç duyulduğunu anlayarak, 2 Mart 1883 tarihinde Sanayi-i Nefise-i Mektebî Âlisi'ni hayata geçirmesidir. Osman Hamdi Bey öncesinde de böylesi bir girişim yok değildir. 1874 yılında P.D. Guillemet, Abdülaziz'in izniyle Pera'da, Kalyoncu Kulluğu mevkiinde bir resim okulu açmıştır. Daha çok azınlıkların devam ettiği bu okulu, Osman Hamdi Bey'in girişimleriyle kurulan Sanayi-i Nefise-i Mektebî Âlisi izlemiştir. Bu kurumun ilk müdürü olan Hamdi Bey, her ne kadar yıllar sonra Ali Sami (Boyar), "…Ressamlar da az acınacak halde değillerdi. İstanbul san'at âlemine mekteple beraber doğan, mekteple beraber ihtiyarlıyan M.Valeri tamamen alaydan yetişme bir ressamdı (…) Merhum Hamdi Bey bilmem onun nesini beğenmiş te mektebe hoca almıştı…" [5] eleştirisinde bulunsa da, çağdaşlarının figürü tercih etmemeleri ve figür çiziminin yapılmadığı bir akademinin "akademi" olarak nitelenemeyecek olması nedeniyle, kadroda azınlık hocalara görev vermiştir.

    Kuşkusuz, bu dönemde sanat ortamının şekillenmesinde katkıda bulunan bir diğer unsur, sergilerdir. Amacı her ne olursa olsun, askeri okulların programlarına alınan resim dersleri, 1832 yılında İstanbul'da yayınlanmaya başlayan ilk Türkçe gazete olan Takvim-i Vekayi ve sonrasında yayınlanan gazetelerde sanat konularına yer verilmiş olması, toplumun ilgisini çekme amaçlı sergilerin düzenlenmesine yol açmıştır [6]. 28 Aralık 1845'te Orecker adlı bir manzara ressamı sarayda bir sergi düzenlemiş; [7] 1863 yılındaki Sergi-i Osmanî'de resim için de bir köşe ayrılmış; 27 Nisan 1873'te ve 1 Temmuz 1875'te Şeker Ahmet Paşa tarafından düzenlenen sergilerle de [8] sanat piyasasının olmasa bile, sanat ortamının temelleri oluşturulmuştur. Bundan sonra, 1876'da Guillemet'nin akademisinde öğrenci çalışmaları sergilenmiş; 1880-1'de azınlıkların kulübü Club de l'ABC (Elifba Kulübü) iki sergi düzenlemiş; [9] bunları 1882-3'te Cormona adlı ressamın sergisi ve İtalyanların balmumu heykel sergisi izlemiştir. [10] 1883 sonrasında her yıl, Sanayi-i Nefise Mektebi'nde yıl sonu sergisi açılmış; Abdullah Biraderlerin fotoğraf atölyelerindeki sergiler, Beyoğlu Passage Orientale sergileri, 1901-03 arasında düzenlenen Salon sergileri, bu zincirin halkalarını oluşturmuştur.

    Ormanda Yol, 1906

    Tual / Yağlıboya
    130 x 88,5 cm.

    MSGSÜ İRHM

    Yirminci yüzyılın başına gelindiğinde, sanat ortamının bir nebze de olsa renklendiği ve henüz İstanbul dışına çıkılamasa da saray dışına çıkılabildiği gözlemlenmektedir. Bunda II. Meşrutiyet'in (1908) getirmiş olduğu ortamın yadsınamaz katkıları olmuştur. Bu dönem, romanların da konu edindiği yanlış Batılılaşma hareketlerine sahne olmuşsa da, yanlış ya da doğru Batılılaşma, sarayın tekelciliğine son vermiş ve buradan akımlaşmalara varılarak bir Türk Resim Sanatı Tarihi oluşturulmuştur.

    II. Meşrutiyet ile ivme kazanan çıkışlar, 1909 yılında, Halife Abdülmecid'in manevi koruyuculuğunu yapmış olduğu, [11] Osmanlı Ressamlar Cemiyeti'nin kurulmasını sağlamıştır. 20 Kanunusani (Ocak) 1911 ile Temmuz 1914 arasında yayınlanan ve on sekiz sayıdan oluşan Osmanlı Ressamlar Cemiyeti Gazetesi, cemiyetin yayın organı olmuş; "amaçları, Osmanlı ülkesinde ressamlığın ilerlemesi ve ressamların geleceklerini garanti altına alacak koşulların sağlanması" [12] olan bu cemiyet farklı adlarla günümüze kadar gelmiştir. "Cemiyetin düzenlediği ilk ve tek büyük sergi, 1916 yılında açılan Galatasaray Sergisi'dir. Cemiyetin yazlık Galatasaray sergileri daha küçük boyutlardadır ve 1919 yılından sonra düzenlenmiş olan beş sergi, Türk Ressamlar Cemiyeti tarafından düzenlenmiştir." [13]

     

    Ormanda Yol, 1906

    Tual / Yağlıboya
    130 x 88,5 cm.

    MSGSÜ İRHM

    Hüseyin Zekai Paşa'nın yaşadığı 19. yüzyıl ortalarından 20. yüzyıl başında 1914 Kuşağı (Çallı Kuşağı) dönemine dek sanat alanındaki gelişmeler yukarıdaki gibi özetlenebilir. Görüldüğü gibi, 1850 sonrasında, imparatorluğun tek sanat merkezi durumundaki İstanbul'da, sanatla ilgilenen farklı kesimlerin ve mesenlerin, sanatçı atölyelerinin varlığı, basının ve eğitim kurumlarının rolü, askeri ve sivil okullardaki sanat eğitimi, sanatçıların yurtdışında almış oldukları sanat eğitimi, sanatçıların kişisel eğilimleri, Pera'da yerleşmiş Levantenler'in, Türkiye'ye gelen ve burada çalışan yabancı sanatçıların katkısı ile oluşan sanat çevresinde oldukça karmaşık bir alt yapı, Germaner'in deyişiyle "bir kaos" izlenmektedir. [14] Yukarıda da değinildiği gibi, bu dönemde Avrupa'da eğitim gören sanatçıların yapıtlarında, aldıkları akademik eğitimin de etkisiyle figür ön plana çıkmaktadır. Gerek Paris'te Jean Leon Gérôme atölyesinde eğitim gören Osman Hamdi Bey, gerek Gérôme ile Courtois atölyelerinde çalışan Halil Paşa portrelere ve figürlü kompozisyonlara yer verirken; Alexandre Cabanel atölyesinde çalışan Süleyman Seyyid Bey ve Gustave Boulanger ile Gérôme atölyelerinde eğitim gören Şeker Ahmet Paşa, figürü ikinci plana itmeyi ve daha ziyade manzaralar ve natürmortlar ortaya koymuştur.

     

     

     

     

     


    Orman (Detay)


    Tual / Yağlıboya
    140 x 181 cm.

    MSGSÜ İRHM

    Berger, resmi inceler; Avrupa’ya döner ama halen sorularının yanıtını bulabilmiş değildir. Taa ki, Heidegger’in, Düşünme Üstüne Söylev kitabının “Bir Dağ Yolunda Düşünmeyle İlgili Konuşma” bölümünü okuyana dek. Burada şöyle bir diyalog geçer: “…ufuğu ufuk yapan şeyle henüz karşılaşılmamıştır. Ufka baktığımızı söyleriz. Bu yüzden bakış alanı açık bir şeydir, ama bu açıklığın bizim bakışımızla bir ilgisi yoktur.” (John Berger, “Şeker Ahmet Paşa ve Orman”,Çev. Cevat Çapan, P Dünya Sanatı Dergisi, S.34, Yaz 2004, s.128.) Bu Heidegger okumasından Şeker Ahmet Paşa’nın resminin uzaklığın yakınına gelmekle ilgili olduğu sonucuna varır John Berger. Doğrudur da, Şeker Ahmet’in resmi, bizi Heidegger’in zaman kavramına götürür düpedüz. Heidegger’e göre, şimdiki zaman ölçülebilen bir zaman birimi değil, var olmanın, var olanın kendisini etkin olarak ortaya koymasının bir sonucudur. Orman ve ormandaki oduncu da böyle değerlendirilebilir nitekim. Oduncu ve katırı bu devasa ormanın içinde ilerlemektedirler ama bu ilerleme hissedilmez pek; daha ziyade zamanın durduğudur hissedilen…

     

     

    Orman


    Tual / Yağlıboya
    140 x 181 cm.

    MSGSÜ İRHM

    John Berger’ın kafasını kurcalayan, üzerine yazı yazmasına neden olan resimdir “Ormanda Oduncu”. Şöyle diyor John Berger, yazısında: “…Daha bakar bakmaz beni ilgilendirmeye ve aklımı kurcalamaya başladı bu resim. Aslında bilmediğim bir ressamı tanımama yol açması değil, resmin kendisiydi bu ilginin kaynağı.” (John Berger, “Şeker Ahmet Paşa ve Orman”,Çev. Cevat Çapan, P Dünya Sanatı Dergisi, S.34, Yaz 2004, s.124.) Berger, yazısında resmin neden bu kadar inandırıcı olduğu ve Şeker Ahmet Paşa’nın bu resmi nasıl olup da böyle yapabildiği sorularından yola çıkıyor. Şeker Ahmet’in resmindeki renklerin, boya dokusunun, ton değişikliklerinin bir Rousseau’yu, bir Courbet’yi, bir Diaz’ı anımsattığını söylüyor ve ilk bakışta, İzlenimcilik öncesi döneme ait, tipik bir Avrupa resmi olarak görüyor. Ancak resimde bir ağırbaşlılığın olduğunu ve bu ağırbaşlılığın giderek bir özelliğe dönüştüğünü de ekliyor. Bu resmin perspektifini sorgulamaya başlıyor Berger. Şöyle ki: “Resmin perspektifinde, oduncu ve katırıyla resmin sağ üst köşesindeki ormanın sınır çizgisi arasında var olan ilişkide kendini hissettiren oldukça belirgin ve ince bir özellik bu. Sınır çizgisinin hem ormanın en uzak köşesi olduğunu, hem de uzaktaki ağacın (bir kayın ağacı belki) resimde bize en yakın görünen nesne olduğunu görüyorsunuz. Aynı zamanda bizden uzaklaşan ve bize yaklaşan bir ağaç bu.”

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

    Yorum (22) Yorum yaz!

    kışın nasıl beslenmeliyiz

    Kışın nasıl beslenmeliyiz?

    Mevsim değişimlerinde bağışıklık sistemi zayıflıyor.


    Hastalıklara yakalanmamak ve kilo almamak için özel bir beslenme programı uygulanması öneriliyor.



    Beslenme ve Diyet Uzmanı Özlem Sert Aydın, kış mevsiminde nasıl bir beslenme programı izlemek gerektiğini anlattı.

    Nasıl daha dirençli olabiliriz?

    "Beslenme yaşam boyu önem verilmesi gereken bir konu ama bunun önemini hastalıklar ortaya çıkınca anlıyoruz. Kış mevsiminin kendini hissettirmesiyle soğukalgınlığı, nezle, grip sıklıkla görülüyor.

    Yaz mevsiminden kışa geçişte bağışıklık sistemimiz yani vücudu dış etkenlere karşı koruyan yapı zayıflıyor. Bu nedenle kış aylarına girerken bağışıklık sistemimizin korunması, hastalıklara yakalanmamak ve vücudumuzun sağlıklı bir şekilde fonksiyonlarını sürdürmesi için kışa özel bir beslenme programı uygulamalıyız."

    Neler tüketilmeli?

    "Enfeksiyonlara yakalanmamak için vitamin ve minerallerden zengin beslenmeliyiz.

    Özellikle A, C, B6, E vitamini ve çinko, selenyum minerallerinden zengin olan kış sebzelerinden brokoli, lahana, brüksel lahanası, kırmızı lahana, karnabahar, havuç, marul, yeşil biber, roka, sarımsak, soğan ve meyvelerden portakal, mandalina, greyfurt, kivi, elmadan bir veya birkaçı günlük beslenmemizde yer almalı."

    Özel tüketilmesi gerekenler var mı?

    "Kış gecelerinde televizyon karşısında geçen zamanın da artmasıyla kişi daha fazla yeme isteği duyar. Yağlı, şekerli, hamurlu yiyecekler yerine taze sebze ve meyve tercih edilmeli.

    Güneş ışığını daha az almamız nedeniyle daha mutsuz oluruz, bu nedenle de kışa doğru depresyon vakaları artar. Sinir sistemimizin güçlenmesi için haftada en az iki kez balık tüketilmeli, günde 10-15 adet fındık veya badem gibi kuruyemişler yenilmeli.

    Daha çok çocuklar ve kadınlarda görülen, üşüme, halsizlik, baş dönmesiyle kendini gösteren demir eksikliği de kışın artıyor. Günlük beslenmelerinde et, kurufasulye, yeşil mercimek, barbunya, nohut, yeşil yapraklı sebzelerden destek alınmalı ve beraberinde demirin emilimini hızlandırmak için limon suyu içeren salata tüketilmeli.

    Bitki çayları da kışın hem içimizi ısıtacak hem de içeriğindeki yararlı maddeler bizleri hastalıklara karşı koruyacak. Kuşburnu, ıhlamur, adaçayı, rezene, nane-limondan günde 1-2 fincan içmekte fayda var."

    Kilo almamak için önerileriniz?

    "Yemekleri pişirirken margarin ve tereyağından kaçınılmalı, sıvı yağlarla yemek yapılmalı. Etli yemeklerde de yağsız et kullanılmalı. Kızartma yerine ızgara veya buğulama veya fırında pişirme tercih edilmeli.

    Yağışlı ve soğuk havalar fiziksel aktivitemizi de engelliyor, daha az hareket, daha yağlı beslenme kilo artışını da hızlandırıyor. Spor salonuna gidecek zamanımız yoksa en azından evde yapılan yarım saatlik yürüyüşün dahi etkisi olacak."

    Kiloyu kontrol altında tutmak için ne yemeli?

    “Kilo kontrolünü sağlamak için ana öğünler arasında ara öğünler tüketilmeli, bol lifli yiyecekler yenilmeli, yağlı-tatlı-hamurlu yiyeceklerden uzak durulmalı.

    Kahvaltı yapılmalı ama poğaça, kek türü yiyecekler değil, ekmek, peynir, zeytin, domates, salatalık ve haftada 1-2 kez yumurta yenilmeli.

    Öğle ve akşam çorba, salata, yoğurt yanına ızgara et veya etli sebze yemeği veya kurubaklagiller tüketilmeli. Tatlı olarak sütlü tatlılar tercih edilmeli, günde en az 1.5 litre su içilmeli."



    Kaynak : CNNTURK

    Yorum (1) Yorum yaz!

    Osman hamdi bey resimleri ve hayatı

           Osman Hamdi Bey - Dönemi ve Oryantalizmi Üzerine Notlar


    Osman Hamdi Bey ve dönemi üzerine yapılmış olan araştırmalar, kuşkusuz Batılılaşma Dönemi'nde Osmanlı İmparatorluğu'nun durumu, Osmanlı İmparatorluğu'nun Fransa ile olan ilişkileri, sanata bakışı ve en nihayetinde de "Oryantalizm" üzerine odaklanmış durumdadır. O halde, bu metinde de öncelikle Batılılaşma Dönemi'nde Osmanlı'da kültür ve sanat ortamının nasıl şekillendiğine bakmakta fayda bulunmakta.

    Bilindiği gibi, on sekizinci yüzyılda Osmanlılar, on yedinci yüzyılın toprak kayıpları sonrasında, gerileme döneminde olduklarını kabul etmiş ve imparatorluğu tekrar güçlendirme çalışmalarına girişmişlerdir. Bu bağlamda tek çözümün Batı'ya açılmak olduğunu düşünen Osmanlı [1], bu dönemde Batı'nın bilgi ve teknolojisinden yararlanmak istemiş; yöneticilerin kurumsal Batılılaşmaya verdikleri öncelik, yeni bir sanat anlayışının yerleşmesine dolaylı da olsa katkıda bulunmuştur. [2]

    Bu yüzyılda, matbaanın kullanıma geçirilmesiyle kitap ressamlığına da gerek kalmamış ve böylelikle artık tasvir edilenin malzemesi değişmiş ve boyutları büyümüştür. Yurtdışına elçilerin gönderilmesi sonrasında mimari bezeme programları değişmiş ve duvar resimleri, Batı'nın kaprislerinin özelliklerini de barındırarak bu yeni bezeme içerisindeki yerlerini almışlardır. Aynı dönemde İstanbul'a gelen "Boğaziçi Ressamları" [3] kentte atölye sahibi olmuş ve azınlıklar da bu sanatçılarla ilişkiye geçmişlerdir.

    Başlangıçta Pera'da açılan elçiliklerde karşımıza çıkan resim sanatı, kente gelen Oryantalist ressamlarla birlikte ressam-sultan ilişkisini doğurmuş ve bu dönemde resim sanatı sadece sarayla sınırlı kalmayarak Pera ve civarındaki azınlıkların faaliyetleriyle de yayılmaya başlamıştır. Bu dönemde İstanbul'a gelen yabancı ressamlar padişahın portresini yaparak Saray'a sunmuş; II. Mahmud da kendi portresini devlet dairelerine astırarak Fatih Dönemi'nde başlayan ve Nigari ile de farklı bir tekniğe uygulanan geleneği canlandırmış ve taşınabilir resmin yaygınlaşması konusunda önemli bir adım atmıştır.

    Sanat eğitimi de, bu dönemde, Batılılaşmanın teknolojik boyutu ile ilişkili olarak başlamıştır. Yeni açılan askeri okulların ve Darüşşafaka'nın müfredatlarında, tamamen estetik dışı bir amaca yönelik olarak resim dersleri yer almıştır. Önce Mühendishane-i Bahri-i Hümayun'un gemi inşaiye sınıfında, ardından Mühendishane-i Berri-i Hümayun'da ve Harbiye Mektebi'nde verilen fenn-i menazır (perspektif) dersleriyle yetişen öğrenciler tuval resminin öncüleri olmuşlardır. Daha sonra kurulan sanayi ve mülkiye mektepleri, idadiler ve Darüşşafaka Lisesi gibi kurumlarda okutulan dersler de yine askeri okullardaki gibi teknik amaca hizmet etmiştir. Ancak ilginç olan, II. Mahmud dönemi reformlarıyla, Enderun Mektebi'nin programında da, askeri okulların bir uzantısı olarak resim derslerinin bulunması ve bu okullarda yapılan resimlerin, İstanbul'a gelen yabancı ressamların çizimleriyle ve çağdaşı Batı'nın kaprisleriyle ilişkili olup, bunların içinde yer alan mimari öğelerin de Osmanlı saray ve köşkleri olmasıdır.


    kahve ocağı,1879

    Tuval / Yağlıboya
    50 x 38 cm.

    Leon Grünberg Koleksiyonu

    Osman Hamdi Bey’in resimleri ikonografik açıdan çözümlendiğinde karşımıza çıkan ve artık bir sorun teşkil eden yegane nokta, onun Oryantalizm’i ve bu Oryantalizm’i farklı bir zemine oturtma, handiyse meşru kılma çabalarıdır. İşte Osman Hamdi Bey’in “Kahve Ocağı” adlı tablosu da bu bağlamda değerlendirildiği takdirde, bu çabaların en azından Osman Hamdi’nin her tablosu için geçerli olmadığı görülebilecektir.

     

     

     


    Kuran Okuyan Kız, 1880
    Tuval / Yağlıboya

    Özel Koleksiyon

    Osman Hamdi Bey’in “Haremden” adlı tablosuyla aynı tarihli olan “Kuran Okuyan Kız” tablosuna baktığımızda da, durumun pek farklı olmadığını, diğer bir deyişle Osman Hamdi Bey’i diğer Oryantalistlerden ille de farklı kılmak gibi bir tutum içine girmemizin gereksiz olduğunu anlamamız mümkün. Zira, bana kalırsa Osman Hamdi Bey’in burada işlediği konu, kadının kendisi olup, bu kadını muhakkak diğer Oryantalistlerin kadınlarıyla karşılaştırmamız gerekmemekte.


    Kaplumbağa Terbiyecisi, 1906

    Tuval / Yağlıboya
    223 x 117 cm.

    Pera Müzesi

    “Kaplumbağa Terbiyecisi”, Osman Hamdi Bey’in son birkaç yıldır en çok konuşulan hatta artık bir prestij meselesi haline gelen resimlerinden biridir bilindiği gibi… Üzerinde bu kadar çok konuşulan ve belki de salt bu nedenden ötürü Osman Hamdi Bey’in en çok tanınan resmi haline gelen “Kaplumbağa Terbiyecisi” üzerine de çoğu resminde olduğu gibi, birbirinden farklı ama birbiriyle kesişen noktaları da olan okumalar yapılmıştır.


    Sultanahmed Camii Girişinde Kadınlar

    Tuval / Yağlıboya

    Özel Koleksiyon

    “Gezintide Kadınlar” için söylediklerimiz, Osman Hamdi Bey’in muhtemelen aynı tarihlerde gerçekleştirdiği “Sultanahmed Camii Girişinde Kadınlar” adlı resmi için de geçerlidir. Osman Hamdi Bey’in bu kez, önlerindeki güvercinlerle ilgilenen ve yine farklı pozlar sergilediği beş kadın figürü, yine davetkar fakat bir o kadar da kontrollü bakışlara sahiptirler. Arka planda, üçlü ve ikili kadın figürlerini ayırırcasına konumlandırılmış olan dilenci figürü ise, Batı’nın görmek istediği Doğu’dan enstantane sunmaktadır. Dolayısıyla Osman Hamdi Bey’in kadınları, en azından “Gezintide Kadınlar” ve “Sultanahmed Camii Girişinde Kadınlar” adlı resimlerine odaklandığımızda, Batılılaşma döneminin ev içinden dış dünyaya yönelen elit kadınından farklıdır. Evet, bu kadınlar dışarıdadır ama “öteki” tarafından görülmek üzere oradırlar. Belki de, Vasıf Kortun’un sözünü ettiği “entelektüel şizofreni” işte tam da burada devreye girmektedir. (Vasıf Kortun, “Osman Hamdi Üzerine Yeni Notlar”, Tarih ve Toplum, S.41, Mayıs 1987, s.281-282.)


    Silah Taciri II, 1908 (Detay)

     

    Yorum (4) Yorum yaz!

    hastalığını söyle kişiliğini öğren

    Hastalığını söyle kişiliğini öğren!

    Başbakan'ın hastalığı Shapiro'ya göre bakın kimlerin hastalığı?


    Hastalıkların aslında kişilerin duygu ve düşüncelerinin etkisiyle ortaya çıktığını savunan ABD'li sağlık terapisti Debbie Shapiro'ya göre, hastalıklar ruhun aynası.



    Başbakan'ın hastalığı Shapiro'ya göre bakın kimlerin hastalığı?ABD'de satışa sunulduğu günden bu yana büyük ilgi gören Debbie Shapiro'nun "Bedeninizi Dinleyin" isimli kitabı Türkiye'de Yakamoz Yayınları tarafından yayımlandı. Hastalıkların aslında kişilerin duygu ve düşüncelerinin etkisiyle ortaya çıktığını savunan Shapiro'ya göre, hastalıklar ruhun aynası. Shapiro'nun iddiasına göre bazı hastalıklar ve nedenleri şöyle:
    KALP KRİZİ: Hiçbir şey hissetmemek amacıyla kalbini bir kafese kapatan, geçmişteki acılara, sıkıntılara takılıp kalan, affetmeyi reddedenlerde görülür. Ayrıca, yaşamını askeri bir disiplin içinde programlayan, tamamen işe odaklanarak duygusal yönünü zayıflatan ve duygularını bastırmaya çalışanlar risk altındadır.
    YÜKSEK TANSİYON: Yüksek tansiyonlu kişiler, genellikle kendileriyle yüzleşmemek için, sürekli bir şeylerle uğraşan aşırı aktif insanlardır. Öfke, baskı, panik ve korku durumları etkili olur.
    DÜŞÜK TANSİYON: Yaşama korkusuz bir şekilde katılmaya direnmenin göstergesidir. Kişi hayatla yüzleşmeyi beceremez ve pes eder.
    KEPEK: Kişinin kendisini yeterince zeki ya da güvenilir bulmaması kepeğe yol açabilir.
    SAFRAKESESİ: Safra taşı, başkalarını mutlu etmeye çalışırken, kişinin kendisini ihmal etmesinden ve ihmal edilmiş hissetmesinden kaynaklanır. Başkalarına "Hayır" diyememe etkilidir.
    MİGREN: Kişinin yaşam gücünün azalması, hayata katılmaktan kaçınması, kabuğuna çekilmek istemesi anlamına gelir. Migren genellikle korkularla, hayal kırıklıklarıyla ve karşılanamayan psiko-duygusal beklentilerle bağlantılıdır.
    FELÇ: Beyne kan gitmemesi sonucu oluşan felç, stresin sinir sistemi üzerine bindirdiği yükten kaynaklanır.
    FITIK: Mükemmeliyetçi, bir şeyleri takıntı haline getiren, altına girdiği yükler altında ezilen kişilerde görülür.
    OSTEOPOROZ: Boş vermişlik, umutsuzluk ve çaresizlik, amaçsızlık, eşinden yeterince ilgi görememe etkili olur.
    MİYOP: Geleceğin güvensiz olduğunu düşünen, içe dönük, yalnız, utangaç kişilerdir.
    HİPERMETROP: Dışa dönük kişilerdir. Sürekli olarak başkalarının yaşamlarını ilgilendiren işlerle meşgul olurlar, kendilerine bakmaya zaman ayırmazlar.
    SİNÜZİT: Kendini kısıtlanmış, engellenmiş hissedenlerde, eski alışkanlıklarından kurtulamayanlarda, ilgiyi reddedenlerde görülür.
    UÇUK: Duygusal stres dönemlerinde ve ilişkilerde çatışmalar yaşandığında ortaya çıkar. Cinsel sorunlar da uçuğa neden olabilir.
    ZONA: Uzun zaman boyunca biriken içsel acının ve gerilimin göstergesidir.
    BÖBREK TAŞI: Geçmişteki üzücü deneyimleri dile getirmeyip içinde biriktirenlerde görülür; çözülmemiş meseleler neden olur.
    NASIR: Başkalarıyla olan ilişkilerinde set çekip duygularını engelleyen kişilerde olur.
    KULAK ÇINLAMASI: Dikkatin dağıldığı, başkalarına ve özellikle kişinin kendisine dikkatini vermediği dönemlerde ortaya çıkar.
    ZATÜRRE: Hayatla baş etme güçlüğü çekildiği, durup dinlenme isteği ve yardıma gereksinim duyulduğu dönemlerde ortaya çıkar.
    DAMAR HASTALIKLARI: Duygusal açıdan bağlanmaktan kaçınan, sürekli çabalarken kendisini ihmal eden, her şeyi kendi başına halledebileceğini düşünen, katı tavırlı kişilerdir.
    'Hipoglisemi' hastaları kendilerini ihmal ediyor
    Kitaba göre şeker hastalığı, birisini kaybetmek ya da yalnızlık hissinin etkili olduğu durumlarda oluşuyor. İlerleyen yaşlarda ortaya çıkarsa, kişiye gösterilen sevgi ve ilginin reddedildiğinin işareti. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın yakalandığı "hipoglisemi" ise kan şekerinin düşmesi olarak tarif ediliyor. Hipoglisemi, başkalarına vakit harcarken kendini ihmal edenlerin rahatsızlığı. Bu hastalık, sevilme, ilgi görme gereksinimini belirtiyor.


    Kaynak : Milliyet

    Yorum (1) Yorum yaz!

    bayram tatlıları

    Bayram hazırlıkları başladı umarım bu tatlılar yol gösterici olmuştur

    Afiyet olsun

    Bülbül Yuvası

    Malzemeler
    Mutfak
    Zorluk 3
    Süre 80 dk.
    Kaç Kişilik 20
    Yöntem
    Yarım kilo un
    3 Adet yumurta
    1 Çay bardağı süt
    1 Çay bardağı sıvıyağ
    1 Tutm tuz
    3 Çorba kaşığı yoğurt
    1 Kase nişasta
    İçine :
    Yarım kilo ceviz
    Üzerine :
    1 Paket margarin
    Şerbeti için :
    7 Su bardağı tozşeker
    8 Su bardağı su
    Yarım limon


    Hazırlanışı
    • Ön hazırlık olarak 8 su bardağı su ile 7 su bardağı tozşekeri kaynatın.
    • Daha sonra içine yarım limon sıkıp, şerbeti soğumaya bırakın.
    • Başka bir kapta yarım kilo un, 3 adet yumurta, 1 çay bardağı süt, 1 çay bardağı sıvıyağ, 1 tutam tuz ve 3 çorba kaşığı yoğurdu karıştırın.
    • Kulak memesi yumuşaklığında bir hamur elde edene dek yoğurun.
    • Daha sonra hamurdan 30 parça koparın.
    • Her parçanın üzerine nişasta serpip, yufka açın.
    • Açılan yufkaların içine dövülmüş ceviz serpin.
    • Yufkayı oklavaya sarın.
    • Daha sonra oklavanın üzerinde yufkayı ikiye kesin.
    • Kesilen yufkaları oklavada büzerek sıyırın ve uçlarını birleştirin.
    • Hamurlar bitene kadar bu işlenleri uygulayın.
    • Hazırladığınız bülbül yuvalarını tepsiye dizin.
    • 1 Paket margarini eritip, bülbül yuvalarının üzerlerine gezdirin.
    • Önceden ısıtılmış fırında 30 dakika pişirin.
    • Tatlıları fırından aldıktan sonra önceden hazırladığınız şerbeti, bülbül yuvalarının üzerine gezdirerek dökün

    Hazırlanışı
    • Ön hazırlık olarak 8 su bardağı su ile 7 su bardağı tozşekeri kaynatın.
    • Daha sonra içine yarım limon sıkıp, şerbeti soğumaya bırakın.
    • Başka bir kapta yarım kilo un, 3 adet yumurta, 1 çay bardağı süt, 1 çay bardağı sıvıyağ, 1 tutam tuz ve 3 çorba kaşığı yoğurdu karıştırın.
    • Kulak memesi yumuşaklığında bir hamur elde edene dek yoğurun.
    • Daha sonra hamurdan 30 parça koparın.
    • Her parçanın üzerine nişasta serpip, yufka açın.
    • Açılan yufkaların içine dövülmüş ceviz serpin.
    • Yufkayı oklavaya sarın.
    • Daha sonra oklavanın üzerinde yufkayı ikiye kesin.
    • Kesilen yufkaları oklavada büzerek sıyırın ve uçlarını birleştirin.
    • Hamurlar bitene kadar bu işlenleri uygulayın.
    • Hazırladığınız bülbül yuvalarını tepsiye dizin.
    • 1 Paket margarini eritip, bülbül yuvalarının üzerlerine gezdirin.
    • Önceden ısıtılmış fırında 30 dakika pişirin.
    • Tatlıları fırından aldıktan sonra önceden hazırladığınız şerbeti, bülbül yuvalarının üzerine gezdirerek dökün

     

    Revani

    Malzemeler
    Mutfak
    Zorluk 2
    Süre 50 dk.
    Kaç Kişilik 8
    Yöntem
    7 Adet yumurta
    15 Çorba kaşığı tozşeker
    15 Çorba kaşığı irmik
    15 Çora kaşığı süt
    15 Çorba kaşığı un
    3 Paket kabartma tozu
    Yarım rendelenmiş portakal kabuğu
    Şerbeti için :                                      

                            Malzeme :


    1 Litre su
    1 Kilo tozşeker
    1 Dilim limon
    Üzerine :
    Yarım su bardağı dövülmüş fındık


    Hazırlanışı
    • Çırpma kabına şeker ile yumurtaları koyun ve şeker iyice eriyene kadar çırpın.
    • Yumurtalı karışıma irmiği ve sütü ilave edin.
    • Çırpmaya devam edin, ardından unu ve kabartma tozunu ekleyin.
    • Kabartma tozunun hamurun her yerine dağılması için hamuru iyice karıştırın.
    • Yarım portakal kabuğunu rendeleyin ve hamurun içine katın.
    • 50 Santim çapındaki yuvarlak bir tepsiyi yağlayın.
    • Hamuru tepsiye dökün ve önceden ısıtılmış 100 dereceli fırında pişirin.
    • Bu arada tatlının şerbetini hazırlayın.
    • Şeker ve suyu kaynatın.
    • Şurup kıvamına geldiğinde 1 dilim limonu ekleyin.
    • 1-2 Dakika bu şekilde kaynatın.
    • Sonra ılınması için bir kenarda bekletin.
    • Ilık şerbeti, kare şeklinde kestiğiniz tatlının üzerine dökün.
    • Şerbeti çekene kadar bekletin.
    • Üzerine dövülmüş fındığı serperek servis yapın.

    Gül Baklava

    Malzemeler
    Mutfak
    Zorluk 2
    Süre 60 dk.
    Kaç Kişilik 12
    Yöntem
    1 Çay bardağı sıvıyağ
    2 Çorba kaşığı yoğurt
    1 Adet yumurtanın sarısı
    1 Çay kaşığı karbonat
    1 Su bardağı nişasta
    125 gr tereyağı            
    Alabildiğince un        Malzemesi :
    Dövülmüş ceviz
    Şerbeti için :             
    3 Su bardağı tozşeker
    3 Su bardağı su
    Yarım limonun suyu


    Hazırlanışı
    • Hamur youracağınız kapta sıvıyağ, yoğurt, yumurta sarısı, karbonat, nişasta, tereyağ ve alabildiğince unu karıştırın.
    • Malzemeler özleşene kadar yoğurun.
    • Hamurdan ceviz iriliğinde parçalar koparın.
    • Parçaların her birini pasta tabağı büyüklüğünde açın.
    • Yuvarlakların dört yanından bıçakla kesikler yapın.
    • Ortasına dövülmüş ceviz koyun.
    • Kesikler sonucunda her bir hamur üzerinde dört parça oluşacaktır.
    • Parçaların her birinin ucunu dışa doğru kıvırın.
    • Sonra iki ucunu cevizli harcın kenarında yani ortaya yakın bir yerde birleştirin.
    • Hafif yağlanmış tepsiye dizin.
    • Orta ısılı fırında üzerleri kızarana dek pişirin.
    • Şerbeti için suyu ve şekeri kaynatın.
    • Ateşten indireceğine yakın limon suyunu ilave edin.
    • Kıvamına gelen şerbeti soğutulmuş hamurların üzerine dökün.
    • Şerbeti çektikten sonra servis yapın.

    Tulumba Tatlısı

    Malzemeler
    Mutfak
    Zorluk 2
    Süre 40 dk.
    Kaç Kişilik 8
    Yöntem
    1 Çorba kaşığı tereyağı
    5 Kahve fincanı su
    5 Kahve fincanı un
    4 Adet yumurta
    1 Tutam tuz
    Kızartmak için sıvıyağ
    Şerbeti için :
    2 Su bardağı su
    500 gr tozşeker
    1 Çorba kaşığı limon suyu


    Hazırlanışı
    • Öncelikle şerbeti hazırlayın.
    • Bunun için suyu tencereye alın.
    • Tozşekeri ekleyin.
    • Kaynayınca limon suyunu ekleyip, karıştırın ve bir-iki taşım kaynatın.
    • Ocaktan alıp, soğumaya bırtakın.
    • Hamuru için tereyağını ve suyu tencereye alın.
    • Su kaynayınca unu azar azar ilave edin.
    • Karıştırarak 5-6 dakika pişirin.
    • Ateşten alıp, soğutun.
    • Daha sonra yumurtaları ve bir tutam tuzu karışıma yedirin.
    • Elinizle yoğurun.
    • Sıkma torbasına doldurun.
    • Sıvıyağı hafifçe kızdırın.
    • Sıkma torbasındaki hamuru baş parmak kalığında yağa sıkın.
    • Sallayarak kızartın.
    • Soğuk şerbetin içine atın.
    • 15 dakika bekletip, servis tabağına alın ve soğuk veya ılık olarak servis yapın.

    Meyvalı Tart

    Malzemeler
    Mutfak
    Zorluk 3
    Süre 45 dk.
    Kaç Kişilik 6
    Yöntem
    2.5 Su bardağı un
    1/2 Paket Margarin
    1 Yumurta
    1 Paket hamur kabartma tozu
    2.5 fincan pudra şekeri
    1 Portakal kabuğu rendesi
    1 Fincan iri dövülmüş fındık
    Kreması İçin:
    1/2 Paket margarin
    1 Su bardağı pudra şekeri
    2 Çorba kaşığı süt
    1 Paket vanilya
    1 Portakal


    Hazırlanışı
    • Kabartma tozunu una karıştıralım.
    • Ortasını havuz gibi açalım.
    • Yumuşatılmış margarini ve şekeri elimizle krem haline gelene dek yoğuralım.
    • Yumurtayı, Portakal kabuğunu, fındığı ilave edelim.
    • Yoğuralım.
    • Kalıbı yağlayalım.
    • Şeker serpiştirelim.
    • Hamuru kalıba alıp yarım cm kalınlığında döşeyelim.
    • Orta ısılı fırında pişirelim.
    • Ilınınca kalıptan çıkarıp soğutalım.
    • Krema için, yumuşatılmış yağı, pudra şekeriyle yoğurup krem haline getirelim.
    • Hamuru kalıba alıp yarım cm kalınlığında döşeyelim.
    • Orta ısılı fırında pişirelim.
    • Ilınınca kalıptan çıkarıp soğutalım.
    • Krema için, yumuşatılmış yağı, pudra şekeri ile yoğurup krem haline getirin.
    • Süt ve vanilyayı ilave edip mikserle çırpalım.
    • Kremayı, krema sucaklığına doldurup tartın üzerine dilediğimiz şekilde sıkalım.
    • Portakal veya mandalinayı soyup dilimlere ayıralım.
    • Kremaların aralarına portakal dilimlerni dizelim.
    • Buzdolabında birkaç saat soğutalım.
    Kalkandelen  Şekerparesi

                        Malzeme :

                                                   1/2 kg. un
                                                   1/2 kg. tereyağı
                                                   1/2 kg. şeker
                                                   5 adet yumurta
                                                                                                 1 limonun suyu
                                                                                                 Bir buçuk  süt fincanı su

    Yapılışı :

    Tereyağı  porselen bir kaseye konup, tahta kaşıkla döverek iyice ağartılır. Un azar azar dökülerek tereyağına yedirilir. Dört yumurtanın sarısı ile bir tam yumurta çırpıldıktan sonra yağlı hamura katılarak iyice yoğrulur.
    Hamur, kıvamını bulunca, ceviz iriliğinde parçalara bölünür. Hamur parçaları avuç içinde yuvarlanır, hafifçe bastırılarak yassılaştırılır. Sonra fırın tepsisine aralıklı bir biçimde yerleştirilir. Her yassı yuvarlağın ortasına kavrulmuş bir iç fındık veya badem konur.
    Tepsi  kızgın fırına konur  (250 C) ve orta ısıda (180 C) yarım saat kadar pişirilen şekerpare hamuru pembeleşince fırından çıkarılır.
    Şekerpareler pişerken tencereye tozşeker ve üstünü örtüp iki parmak aşacak kadar su konur. Bir limonun suyu da eklenerek tencere kaynamaya konulur. Şurup kıvamını bulunca ateşten indirilip soğutulur. Şekerpare fırından çıkarılır çıkarılmaz üzerine  soğutulmuş şurup dökülür. (Her zaman biri soğuk diğeri sıcak olmalı).
    Şekerpareler şurubunu iyice çekip soğuduktan sonra servis yapılır.

     

     

    Gurabiye (Kurabiye)

                            Malzeme :

                                                       1 bardak süt
                                                       1/2 kg. şeker
                                                       250 gr. eritilmiş tereyağı veya margarin
                                                       4 yumurta
                                                       Bir tatlı kaşığı karbonat
                                                       1 kg. un

      Yapılışı :

    Süt ile şeker karıştırılır. Buna eritilmiş tereyağını ilave ediyoruz. Tereyağı çok sıcak değilse içine teker teker yumurtaları kırıyoruz. Una karbonat karıştırılıyor ve önceden yapılan karışımla karıştırıp hamur haline getirilir. Hamur yoğrulduktan sonra, iki elle yuvarlanarak uzatılır ve bir baston durumuna getirilir. Bu hamurdan ceviz iriliğinde parçalar kesilip her parça iki avuç arasında yuvarlanır ve çok hafif bir biçimde yassılaştırıldıktan sonra yağlanmış, unlanmış tepsiye ikişer parmak arayla dizilir. Kurabiyenin tepe noktaları bıçakla artı işareti şeklinde bir santim uzunluğunda kesilir.
    Fırın orta derecede ısıtıldıktan sonra tepsi içine konur ve fırının derecesi yarı yarıya azaltılır. Yarım saat kadar pişirildikten sonra tepsi fırından çıkarılır ve kurabiyeler bir tabağa aktarılır. Soğuduktan sonra servis yapılır.

     

     

    Süt Tatlısı

                            Malzeme :

                                                       250 gr. tereyağı (veya margarin)
                                                       1 l. süt
                                                       250 gr. irmik veya margarin
                                                       5 çorba kaşığı un
                                                       4 yumurta
                                                       (1 paket kabartma tozu)

                                                                Şurubu için :

                                                                                                  1 kg. toz şeker
                                                                                                  1 ½ su bardağı su
                                                                                                  1 limonun suyu

      Yapılışı :

    Tereyağı ile süt bir tencerede kaynamaya bırakılır. Su kaynayınca, 5 kaşık un  ile irmik ilave edilir ve hafif ateşte karıştırılarak hamur haline getirilir.Tahta kaşıkla hızlı hızlı çevrilerek 10 dakika kadar pişirilir. Ateşten alınır ve soğumaya bırakılır. Ilımış hamura, kabartma tozu ve yumurtalar tek tek kırılarak yedirilir. Hamurdan iri ceviz büyüklüğünde parçalar koparılıp şekerpareye benzer biçimler verilip tepsiye dizilir.  Isıtılmış fırına verip kızarıncaya kadar pişirilir.
    Hamurlar pişerken, bir tencerede 1 kg. toz şeker, 1 ½  bardak su ve 1 limonun suyu  ateşte kaynatılır.
    Sıcak kızarmış hamurların üzerine sıcak şerbet dökülür.Kısa bir süre için üstü örtülebilir.

    Yorum (2) Yorum yaz!

    GRİPTEN KORUNMA YOLLARI

    GRİP

    Grip deyip geçmeyin ;bu bılaşıcı hastalık bizi en çok mevsim değişimlerinde yakalar onuniçindir ki özellikle bu günlerde çok dikkatli olmalıyız

     

    Uzmanlar, gripten korunmanın yolunu hastalığı iyi tanımaktan geçtiğini belirterek şu uyarılarda bulunuyorlar:
    * Yaşlılar (65 yaş ve üzeri), çocuklar (6-23 ay), kronik kalp ve damar hastaları, astım ve kronik bronşit olanlar, kronik böbrek hastalığı olanlar, şeker hastaları, kronik kan hastalığı olanlar, kanser hastaları, bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaç alanlar ve gebeler riskli grup olarak tanımlanmaktadır. Özellikle bu grupta grip çok daha ağır seyretmekte ve ölüme kadar varabilen ciddi sonuçlara yol açmaktadır.
    * Grip virüsü çok kolay ve hızlı bulaşıyor. Öksürük ve hapşırık, hasta kişilerin eşyalarına veya hasta kişilere temas gribin başlıca bulaşma yolları.
    * Grip hastalık belirtileri başlamadan 1 gün önce ve belirtiler başladıktan sonra 5 güne kadar bulaştırılır. Çocuklarda ise belirtiler başladıktan sonra 1 hafta veya daha uzun süre bulaştırıcılık devam eder.
    * Yüksek ateş, şiddetli kas ağrıları ve aşırı halsizlik nedeniyle 3-7 gün gibi bir süre yatak istirahatı gerekmektedir. Yaklaşık bir hafta içinde belirtiler kaybolmakta, ancak birkaç hafta halsizlik ve öksürük devam edebilmektedir.

    Dengeli beslenin: Vücudun ihtiyacı olan protein, karbonhidrat, yağ ve vitaminler yeterli olarak alınmazsa, vücut direnci düşer ve solunum organları mukozası da bu durumdan etkilenir.

    Yeterli miktarda su için: Solunum yollarının nemli olması, virüs taşıyan damlacıkların etkisine karşı direnci sağlar. Bu bakımdan özellikle su içme ihtiyacının azaldığı kış mevsimi de dahil olmak üzere, her dönemde günde 8-10 bardak su içilmesi oldukça işe yarar.

    Düzenli spor yapın: Sağlıklı yaşamın bir parçası olan spor, gripten korunmak için de çok önemli. Yetişkin bir kişinin haftada 3 gün, günde 1 saat olmak üzere spor yapmasında fayda var.

    Stresten uzak durmaya çalışın: Stres, vücut direncini azaltarak hastalıklara davetiye çıkaran en önemli etkenlerden biri. Bu nedenle, çeşitli yollarla stresten uzaklaşmak, sağlıklı kalmayı da beraberinde getirir.

    Kalabalık yerlerde kendinizi korumaya çalışın: Toplu taşıtlar, sinema, tiyatro gibi kalabalık yerlerde grip olan bir kişinin aksırması ile virüsler büyük bir hızla (160 km/saat) hareket ederek 3-4 metre uzağa yayılabilir. Bu tür yerlerde havalandırmanın iyi olmasına ve temizliğe dikkat etmek gibi basit tedbirlerle gripten korunabilirsiniz.

    Düzenli uyuyun: Bir gece uykusuz kalındığında, virüslere karşı savaşan vücut hücreleri yarı yarıya azalır. Mümkün olduğunca düzenli uyuyun, bu düzen bozulursa mutlaka telafi ederek vücudun uyku ihtiyacını karşılayın.

    Gribe yakalanmış kişiler ile yakın temastan, ortak eşya kullanmaktan kaçının.

    En iyi tedavi: Dinlenmek

    Grip tedavisinde antibiyotik kesinlikle kullanılmamalı ancak belirtileri giderici ilaçlar kullanılmalı, yatak istirahatı yapılmalı ve bol sulu gıdalar tüketilmeli.

    Yorum (1) Yorum yaz!

    balık yemekleri

     
    Bademli Alabalık Filetosu
    4 kişilik Pişirme süresi 25 dakika Zorluk Derecesi 2
    Malzeme

    4 adet alabalık (200 gr.lık ayıklanmış)
    1 çay bardağı  Yağı
    1 çay bardağı badem filesi
    ½ limonun suyu
    2 çorba kaşığı  Un
    1 çorba kaşığı soya sosu
    Tuz
    Karabiber

    Hazırlanışı

    • Tavada Ayçiçek Yağı'nı kızdırın.
    • Balıkları tuzlayıp, üzerine karabiber serpiştirin. Un'a bulayıp, alt üst çevirerek kızartın. Servise vereceğiniz tabağa yerleştirin.
    • Diğer bir tavaya bademleri koyup, yağda biraz renk aldırın.
    • Soya sosu ve limon suyunu ilave edip, kaynatın.
    • Bu karışımı balıkların üzerine kaşıkla gezdirerek dökün.
    • Yeşilliklerle arzunuza göre süsleyip, servis yapın.

    not :dilerseniz balığın kabuklarını kaynayan suya  atıp çıkararak soyabilirsiniz  lütfen fazla bekletmeyiniz

    Fındıklı Uskumru Tava
    2 kişilik Pişirme süresi 25 dakika Zorluk Derecesi 2
    Malzeme

    2 adet uskumru
    1 çay bardağı fındık içi (Kıyılmış, kavrulmuş)
    2 çorba kaşığı  Un
    1 çay bardağı Ayçiçek Yağı
    4 çorba kaşığı  Margarin
    4 demet taze soğan (İnce kıyılmış)
    2 diş sarımsak (İnce kıyılmış)
    1 adet domates (Kabuğu soyulmuş, ince kıyılmış)
    ½ bağ maydanoz (İnce kıyılmış)
    1 tatlı kaşığı bal
    1 tatlı kaşığı sirke
    Tuz
    Karabiber

    Hazırlanışı

    • Tavada Ayçiçek Yağı'nı kızdırın.
    • Balıklara tuzu ve karabiberi serpiştirip,  Un'a bulayın.
    • Daha sonra balıkları kızgın yağın içine yatırın. Alt üst çevirerek kızartın. Servis tabağına dizin.
    • Diğer tavaya Margarin'i, soğanı, sarımsağı koyup, ağaç kaşıkla karıştırın.
    • Domatesleri ve fındık içini ilave edip, 2 dakika daha karıştırın.
    • Balı ve sirkeyi de ekledikten sonra lezzetini kontrol edin.
    • Bu karışımı kaşıkla balıkların üzerine yayın. Arzuya göre süsleyerek servis yapın.

     

     

    Mantar Soslu Soğanlı Levrek Balığı Rulosu
    2 kişilik Pişirme süresi 35 dakika Zorluk Derecesi 2
    Malzeme

    2 adet levrek balığı filetosu
    2 adet orta boy soğan
    1 adet sivri biber
    1 adet kırmızı biber
    1 adet domates
    1 çay kaşığı sarımsaklı çeşni
    2 yemek kaşığı Margarin
    2 adet taze soğan
    1 paket mantar sos
    Su

    Hazırlanışı

    Taze soğanların yeşil kısmı suda haşlanarak ip olarak kullanılmaya hazır hale getirilir.

     

    Soğan, domates ve biberler jülyen şeklinde doğrandıktan sonra margarin ile güzelce sotelenir. Daha sonra  sarımsaklı çeşni ile tatlandırılıp, temizlenmiş levrek balıkların filetolarının içerisine konulur. Rulo yapılıp, taze soğan ile bağlanır ve suda poşe yapılır.

     

    Mantar sos, su ile karıştırılarak pişirilip, margarin ile kıvamı arttırılır.

     

    Bir tabağın ortasına mantar sos, üzerine de levrek balığı rulosu konularak servis edilir.

     

    Tartar Soslu Kalkan Balığı Tava
    2 kişilik Pişirme süresi 20 dakika Zorluk Derecesi 2
    Malzeme

    400 gr. kalkan balığı (4 dilim sırt)
    1 çay bardağı  Ayçiçek Yağı
    2 çorba kaşığı  Un
    Tuz
    Karabiber
    ½ limonun suyu

    Tartar sos için:
    4 çorba kaşığı Mayonez
    2 adet kornişon turşu (İnce kıyılmış)
    1 tatlı kaşığı maydanoz (İnce kıyılmış)
    1 tatlı kaşığı kaperi çiçeği (İnce kıyılmış)
    1 tatlı kaşığı soğan (İnce kıyılmış)
    1 tatlı kaşığı dereotu (İnce kıyılmış)
    ½ limonun suyu
    Tuz

    Hazırlanışı

    • Tavada yağı kızdırın.
    • Bir tabak içinde balıklara limon suyunu damlatın ve tuz ile karabiberi her tarafına yedirin.
    • Daha sonra balıkları tek tek una bulayıp, tavaya yatırın. Alt üst ederek kızartın ve servis tabağına alın.
    • Mayonez'i çukur bir kabın içine koyun. Tüm malzemeyi içine ilave ederek karıştırın.

     

     

    Hamsi Kuşu
    6 kişilik Pişirme süresi 25 dakika Zorluk Derecesi 2
    Malzeme

    1 kg. hamsi balığı (İri boy, kafası koparılıp, kılçığı çıkarılmış)
    1 adet soğan (İnce kıyılmış)
    2 adet domates (Kabuğu soyulmuş, ince kıyılmış)
    ½ bağ maydanoz (İnce kıyılmış)
    2,5 su bardağı Ayçiçek Yağı
    Tuz
    Karabiber
    3 adet yumurta (Çukur kaba konulup, çırpılmış)
    1 su bardağı  Un

    Hazırlanışı

    • Bir kap içinde soğanı, domatesi, maydanozu iyice karıştırın.
    • Avuç içine 3 balığı alın. Derileri içe gelecek şekilde açın.
    • Hazırladığınız malzemeden ceviz büyüklüğünde parçaları balıkların üzerlerine koyun.
    • Malzemenin üzerine 3 balık daha koyun.  una bulayıp bir kenara bırakın.
    • Tavada Bizim ayçiçek yağını kızdırın. Unladığınız balıkları yumurtaya bulayıp, tavanın içine yerleştirin. Alt üst çevirerek kızartın.
    • Yeşil salata yaprakları üzerinde servis yapın.


     

     

    Yorum (1) Yorum yaz!

    Eşimizin Sevgi Deposunu Nasıl Doldururuz?

    Eşimizin Sevgi Deposunu Nasıl Doldururuz?



    (Baylar bu tavsiyeler size... Eşiniz kuru ekmekle yaşayamaz, zaman zaman da yağ sürmek gerekir.)

     Eve geldiğinizde ona selam verip, dokunun.

     Ona günü hakkında, ne yaptığıyla ilgilendiğinizi gösteren belirli sorular sorun. (Doktorla randevun nasıl geçti? Gibi...)

     Kendinizi, dinlemeye ve soru sormaya alıştırın.

     Onun sorunlarını çözmeye çalışmak yerine anlayış gösterin.

     Eşinize yirmi dakika sürekli yoğun ilgi ve dikkat gösterin.(Bu süre içerisinde gazete okumayın, televizyon seyretmeyin.)

     Özel günlerin dışında da ara sıra çiçek götürün.

     Genelde yemek yapmak onun göreviyse ya da sıra ona gelmiş, ama yorgun ve meşgul görünüyorsa, yemeği kendiniz hazırlamayı teklif edin.

     Görünüşüne iltifat edin.

     Bir şeye canı sıkıldığında onu dinleyin ve hak verin.

     Yorgun olduğunda yardım etmeyi önerin.

     Yolculuklarda iki ayağını bir pabuca sokmamak için fazladan zaman ayırın.

     Geç kalacağınız zaman arayıp haber verin. (Her ne kadar Faruk Bey – benim değerli müdür arkadaşım- “ Ben öyle şeyler yapamam” dese de...)

     Yardım edip edemeyeceğinizi sorduğunda, onu buna pişman etmeden evet ya da hayır deyin.

     Eğer genelde bulaşığı o yıkıyorsa ara sıra , yorgun olduğu günlerde siz yıkamayı önerin. ( Ya da biraz paraya kıyıp bulaşık makinesi alın.)

     Dışarı çıkarken , herhangi bir şeyin lazım olup olmadığını sorun; ama sakın benim yaptığım gibi almayı unutmayın.

     İşten arayıp hal hatır sorun, heyecan verici bir olayı paylaşın ya da ona , onu sevdiğinizi ifade edin.

     Çöp kovası dolduğunda fak edip dökmeyi önerin. (Siz de hep öneriyorsunuz. Ne kadar uyanıksınız. Kardeşim, alın o çöp kovasını götürüp dökün.)

     Onunla çıkmadan önce kendi arabanızı temizleyip yıkayın.

     Duygularını paylaşırken sabır gösterin, saatinize bakmayın.

     Kalabalıkta sevginizi gösterin.

     Sizinle televizyon seyrederken kanalları değiştirip durmayın.

     Ona sevdiği şeyleri ikram edin. (Bunun için önce neyi sevdiğini öğrenin; ama bunu sakın çaktırmayın)

     Tiyatro , konser, sinema ya da sevdiği başka bir sanat türü ya da sosyal faaliyet için teklifte bulunun.

     Her ikinizin de resmi giyinebileceğiniz fırsatlar oluşturun.

     Geciktiğinde ya da üstünü değiştirirken anlayışlı olun.

     Kalabalıkta başkalarından çok ona ilgi gösterin.

     Eşinize çocuklarınızdan daha fazla önem verin. ( Ya da öyle olduğunu sanmasını sağlayın)

     Özel günlerde resimlerini çekin.

     Küçük, romantik kaçamaklar yapın.

     Tatillerde eğer yalnız(baş başa) kalabiliyorsanız, bol bol beraber gezip dolaşın ve sohbet edin.

     Bayramlarda, özel günlerde not yazın ve eşinizle duygu yoğunluğu yaşayın.

     Kendini nasıl hissettiğini fark edip bunu belirtin; “ Bu gün çok mutlu görünüyorsun” ya da “ Yorgun görünüyorsun” gibi. Sonra , “ Günün nasıl geçti?” gibi sorular sorun.

     Eşinizi bir yere götürürken, yolu bulma sorumluluğunu ona bırakmamak için gideceğiniz yolu iyice inceleyin.

     Eşinizi özel gezi ve ziyaret yerlerine götürüp farklılıklar yaşayın.

     Bir aşk mektubu ya da şiiriyle onu şaşırtın.( Dikkat!!! Mutlaka eşinize yazılmış olmalı. Aman yanlışlık yapmayın.)

     Eşinize ilişkinizin başında davrandığınız gibi davranın.

     Evde bir şeyler onarmayı önerin.” Biraz zamanım var, neler onarılacak?” diye sorun. Yapabileceğinizden fazlasını üstlenmeyin. ( Onarmak için, televizyon, radyo gibi elektronik eşyalar haricinde eşya seçin.)

     Ona arabanın kapılarını açın. (Bir erkek eşine arabanın kapısını açıyorsa iki nedeni vardır; ya eşi ya da arabası yenidir...)

     Marketten alınanları taşıyın.

     Ağır kutuları taşıyın.

     Yolculuklarda bagajlarla ilgilenin ve arabaya siz yerleştirin.

     Yemek pişirdiğinde iltifat edin.

     Onu dinlerken gözlerine bakın.

     Eşinizle konuşurken ara sıra ona dokunun.

     Gün içinde neler yaptığıyla, okuduğu kitaplarla ve görüştüğü insanlarla ilgilenin.

     Onu dinlerken ilgilendiğinizi belli eden sesler çıkarın.

     Kendini nasıl hissettiğini sorun.

     Hastayken hatırını sorun.

     Yorgunsa çay yapın

     Ayrılırken onu öpün ve hoşça kal deyin.

     Yaptığı esprilere gülün.(Zor da olsa mutlaka gülün)

     Sizin için bir şeyler yaptığında teşekkür edin.

     Baş başa kalmak için fırsat oluşturun.

     Özel anlarda ya da size içini dökerken telefona cevap vermeyin.

     Kısa da olsa birlikte çıkın ve gezin.

     Bir piknik düzenleyin.

     Onu çocuklar olmadan yürüyüşe çıkarın.

     Uzaktayken onu özlediğinizi söyleyin.

     Eve gelirken ararda sırada sevdiği pasta ya da tatlıyı çiçekle beraber getirin.

    Yorum (yok) Yorum yaz!

    Mutlu Olmak Icin???

    Mutlu Olmak Icin???


    MUTLU OLMAK İÇİN KARŞINIZDAKİ KİŞİNİN KİŞİLİK YAPISINI ÖĞRENİN!(*)

    “Ellinci evlilik yıldönümünü kutlayan bir çiftin hikayesi şöyledir: Erkek mutfağa giderek bir tost ve süt hazırlar. Yemeğin hazır olduğunu bildirmek üzere karısına seslenir. Kadın mutfağa girip içeri göz atar atmaz göz yaşlarına boğulur. Şaşkın koca büyük bir merak içerisinde karısını kucaklayıp ne olduğunu sorar. Kadın, gözlerinden hala yaş gelirken, hayatlarının en önemli gecesinde daha düşünceli davranıp kendisine ekmeğin köşesini vermesi gerektiğini söyler. Bir süre sessiz kalan erkek sonunda konuşur: “ Ama neden tatlım burası ekmeğin en sevdiğim yeri!”

    İletişimde yapılan en büyük hatalardan biri insanlardaki farklı zeka ve farklı kişilik motiflerinin dikkate alınmaması ve herkesi kendimiz gibi görmemizdir. Bir düşünün, Kendinizi ne kadar tanıyorsunuz? Arkadaşlarınızı ne kadar tanıyorsunuz? Eşinizi ne kadar tanıyorsunuz? Çocuğunuzu ne kadar tanıyorsunuz? İş arkadaşlarınızı ne kadar tanıyorsunuz?
    İnsanlar; kadın ya da erkek çok farklı kişilik özellikleriyle doğarlar. Bu kişilik özelliklerinin güçlü tarafları vardır, zayıf yanları vardır. Kişiler kendi kişilik özelliklerini bilirlerse sivri yönlerini törpüleyip, zayıf yanlarını güçlendirerek mükemmel insan olma yoluna gidebilirler.
    Aşağıda erkek ve kadınlarının sahip olabilecekleri 9 ayrı kişilik yapısından kısa örnekler verilmiştir.

    1-Mükemmeliyetçi: Aklı başında, objektif, mantıklı, ahlakçı, rasyonel, ihtiyatlı, mükemmeliyetçi, detaylara dikkat eden,

    2-Yardımsever: Sıcak, sevgi dolu, düşünceli, ilgili, yardımcı, fedakar, sıcakkanlı, bakıcı, yönlendirici,

    3-Başarı Merkezli: Göze çarpan, etkileyici, kendini adapte edebilen, hayranlık uyandıran, başarı merkezli, motivator,

    4-Özgün ve Ferdi: Hassas, farklı, özel, kendinin farkında,sezgileri güçlü, derin ve sakin, kendisine karşı dürüst,

    5-Araştırmacı-Gözlemci: Kavrayışlı, meraklı, özü kavrayabilen, derununa vakıf olabilen, objektif, zihni/şuuru sürekli alarmda, kendi dünyasına çekilmiş, gözlemci,

    6-Sadık Sorgulayıcı: Güvenilir, bel bağlanılabilir, sadakat, komplo teorileri, tedbirli, dikkatli, sorgulayıcı,

    7-Coşkun-Maceraperest: Aşklı şevkli, özgür ruhlu, spontane, şen şakrak, enerjik, iyimser, sabırsız,

    8-Meydan Okuyan-Adil: Güçlü, adaletli, iddialı, hakkı/nı savunan, hareket insanı, bağımsız, dirençli,sıhhatli,

    9-Barışçıl: Durağan, nazik/ince/nazenin, arkadaş canlısı, geçimi kolay, doğal, rahat, akıllı uslu.

    En popüler olan ve hayatta sıkça karşılaştığımız kişilik yapılarından birkaç tanesini Abdullah Şahin, “Eşinize Yeniden Aşık Olmanın Yolları” adlı kitabında detaylı bir şekilde incelemiş.Sizlerle paylaşalım.


    Lider Yapılı, Güçlü Kolerik Kişilik Tipi:

    “Mesela , bazı erkek ve kadınlar “Lider Yapılı, Güçlü Kolerik” dediğimiz kişilik yapısına sahiptirler. Bu yapıdaki erkek ve kadınların:

    İstekleri: Kontrol altına almaktır.

    Duygusal İhtiyaçları : İtaat duygusu, başarısı için takdir görme ve yeteneklerine güven.

    En Güçlü Yönleri: Her şeyin sorumluluğunu alabilir, çabuk ve doğru yargıda bulunma yeteneğine sahiptirler.

    En Zayıf Özellikleri: Çok zorba ve tahakkümcü davranışları vardır. Duyarsız ve sabırsızdırlar.Görevleri devretmeye ve başkalarına güvenmeye isteksizdirler.

    Bunalıma Girdiği Zaman : Yaşamı kontrolü altında tutamaz ve insanlar işleri onun gibi yapamazlar.

    Korktuğu Şeyler: Herhangi bir şeyin kontrolünü kaybetmek, örneğin bir işi kaybetmek, terfi edilmemek, ciddi bir biçimde hasta olmak, asi bir çocuğa ya da kendisini desteklemeyen bir eşe sahip olmak.

    Hoşlandığı İnsan Tipi: Destekleyici ve boyun eğen.Olayları kendi bakış açısıyla gören, hemen işbirliği yapan ve puanı başkalarının almasına izin veren.

    Hoşlanmadığı İnsan Tipi: Tembel ve sürekli çalışmakla ilgilenmeyen, otoritesine karşı gelen, bağımsız davranan ya da sadık olmayan.

    İşteki Değerli Yanları: Herkesten daha kısa zamanda daha çok şey başarabilir. Genellikle haklıdır, ama soruna yol açabilir.

    Gelişme Ortamı: Başkalarının karar vermesine imkan tanır, otoriteyi dağıtır, daha sabırlı olur; ancak bütün bunlar herkesin kendisi gibi üretmesini beklemezse olur.

    Lider Olarak: Sorumluluk alma duygusu vardır. Neyin iyi sonuç vereceğini hemen sezebilir. Başaracağına içtenlikle inanır, ama daha pasif insanları da bunaltabilir.

    Eş Tercihi: Sessizce itaat eden, otoritesine karşı gelmeyen; ama asla yeterince başarılı olmayan ya da kendi projeleri için heyecan duymayan Barışçıl Soğukkanlılar.

    Strese Tepkileri: Kontrolü sıkılaştırır, daha çok çalışır, uygulamaya yönelir ve suçluyu başından savar.

    Bilinen Özellikleri: Tez canlı tutum, kontrolü çabuk yakalama, özgüven, hiç durmama ve gücünü kullanma.

    Lider Yapılı , güçlü kolerik erkek ve kadınlar, zayıf yönlerini (Benim söylediğim olacak. Benim görüşüm doğrudur, siz bilmez ve beceremezsiniz. Görüşünüz kısa, hemen ve doğru yapmıyorsunuz vb.) ve zayıf özelliklerini törpülerlerse başarılı olurlar. Başkasının da görüşü, duyuşu olduğunu, herkesin kendisine ,görüş ve düşüncelerine değer verilmesini istediğini, önemli olanın ben anlayışı değil biz anlayışı olduğunu, insanlar istemediği müddetçe baskı ve zorlamanın işe yaramayacağını, ilişkilerde içten ve arkadaşça olunmadığı müddetçe başarılı olunamayacağını anlar ve bunları düzeltilerse, zayıf yanlarını güçlendirmiş olurlar. Herkes tarafından sevilen sayılan, kabul edilen bir lider kişiliğe sahip olurlar.




    Barışçıl Soğukkanlı Tipler:

    Bazı kadın ve erkekler de devamlı herkesle uyumlu olan Barışçıl Soğukkanlıdırlar. Bu yapıdaki kadın ve erkeklerin özellikleri ise:

    İstekleri: Hiç çatışma yaşamamak, huzuru korumak için her fedakarlığa katlanmak.

    Duygusal İhtiyaçları: Saygı duyusu, değer verildiğini hissetme, anlayış duygusal destek.

    En Güçlü Yönleri: Dengeli, hatta düzenlidir. İnce bir espri duygusu vardır ve kişiliğinden genelde hoşlanır.

    En Zayıf Yönleri: Kararsızdır, coşkusu ve enerjisi yetersizdir. Açıkça görünene kusurları yoktur. Gizli bir demirden iradeye sahiptir.

    Bunalıma Girdiği Zaman: Hayat çelişkilerle dolu olur. Kişisel olarak göğüs germek zorunda kalıp kimseye yardım etmek istemez .

    Korktuğu Şeyler : Büyük bir kişisel sorunla uğraşmak, sorumluluk taşımak, büyük değişiklikler yapmak zorunda kalmak.

    Hoşlandığı İnsan Tipi: Onun için karar verecek, güçlü yönlerini kabul edecek, ihmal etmeyecek ve saygı gösterecek insanlar.

    Hoşlanmadığı İnsan Tipi: Fazla hırslı, çok gürültücü ve ondan çok şey bekleyen insanlar.

    İşteki Değerli Yanları: İş birliği yapar, sakinleştirici bir etkisi vardır. Huzuru sağlar, çekişen kişiler arasında arabuluculuk yapar ve sorunları objektif olarak çözer.

    Gelişme Ortamı : Hedef belirleyip kendisini motive eder.Daha fazlasını yapmayı ve beklenenden çabuk davranmayı arzular. Başkalarının sorunlarını hallettiği gibi kendi sorunlarıyla da yüzleşebilir.

    Lider Olarak: Sakin ve kendisine hakimdir. Ani karar vermez. Herkes tarafından sevilir ve zararsızdır. Sorun çıkarmaz fakat sık sık yeni parlak fikirlerle de ortaya çıkmaz.

    Eş Tercihi: Güçlü yönlerine ve kararlılıklarına saygı duyduğu için Güçlü Koleriklere hayrandır; fakat, Barışçıl Soğukkanlı, daha sonra oraya buraya çekiştirilip küçük görülmekten yorgun düşer.

    Strese Tepkileri: Kaçar, televizyon seyreder, yemek yer, yaşama uyum sağlayamaz.

    Bilinen Özellikleri: Sakin yaklaşım, rahat duruş, mümkün olan her an oturma ya da uzanma.

    Mükemmeliyetçi Melankolik Tipler :

    Bazı kadın ve erkekler ise, her şeyi düzgün ve eksiksiz yapan, yapamadığı zaman bunalıma giren Mükemmeliyetçi Melankoliktirler. Bu yapıdaki kadın ve erkeklerin özellikleri ise:

    İstekleri : Düzgün, eksiksiz, hemen başlayayım.

    Arzusu : Düzgün yapmak.

    Duygusal İhtiyaçları : Denge duyusu, mekan, sessizlik, duyarlılık ve destek.

    En Güçlü Yönleri: Planlama yeteneği vardır. Uzun vadeli hedefler belirler. Yüksek standart ve ideallere sahiptir. İyi analiz yapar.

    En Zayıf Yönleri: Kolaylıkla bunalıma girer, hazırlık için çok zaman harcar, ayrıntılara odaklanır. Olumsuzlukları hatırlar ve başkalarına şüpheyle yaklaşır.

    Bunalıma Girdiği Zaman : Yaşam düzensizdir, standartlarını tutturamaz. Hiç kimse ona aldırış etmiyor olarak görür.

    Korktuğu Şeyler : Gerçek duygularını kimsenin anlamamasından yakınmak, hatalar yapmak ve standartlarından ödün vermek zorunda kalmak.

    Hoşlandığı İnsan Tipi : Ciddi, entelektüel, derin ve akıllıca sohbet edebilen.

    Hoşlanmadığı İnsan Tipi: Zekası düşük, unutkan, geciken, düzensiz, yapay, kaçamak yanıt veren ve ne yapacağı sezilemeyen.

    İşteki Değerli Yanları : Ayrıntı duygusu, analiz tutkusu, sabırlı olma, yüksek standartta performans, acı çekenlere karşı şefkat gösterme.

    Gelişme Ortamı: Başkalarının mükemmeliyetçi olmasında ısrar etmezse hayatı çok ciddiye almaz.

    Lider Olarak : İyi organizasyon yapar. İnsanların duygularına karşı duyarlıdır. Yaratıcılığı vardır. Kaliteli performans ister.

    Eş Tercihi : Kişilikleri ve sosyal becerileri için popüler Optimistlere yakındır; ama kısa zamanda onları susturup bir programa bağlar ve bir karşılık alamadığı zaman bunalıma girer.

    Strese Tepkileri : Kabuğuna çekilir, bir kitaba dalar , bunalıma girer, vazgeçer ve sorunlarını herkese anlatır.

    Bilinen Özellikleri : Ciddi, duyarlı, terbiyeli tutum, kendisini küçümseyen yorumlar, titiz ve bakımlı görünüş. ( Hippi tipi entelektüeller, müzisyenler , şairler hariç olmak üzere tabii; bunlar elbiselere ve görünüşe dikkat etmenin dünyevi bir tavır olduğunu ve insanı içsel güçlerinden uzaklaştırdığını düşünürler.)

    Popüler Optimist Tipler :

    Bazı kadın ve erkekler ise çok hareketli, şakacı ve devamlı tebessüm etmeyi başarabilen Popüler Optimist Tiplerdir. Bunların kişilik özellikleri :

    Arzusu : Eğlenmek, gününü gün edip, zor işleri başkalarına yaptırmaktır.

    Duygusal İhtiyaçları : İlgi, şefkat, onay ve kabul görmek.

    En Güçlü Yönleri : Bilgisi olsun olmasın, her yerde her zaman her şey hakkında konuşabilir. Coşkulu bir kişiliğe , iyimserliğe, espri duygusuna, öykü anlatma yeteneğine sahiptir. İnsanlardan hoşlanır.

    En Zayıf Yönleri: Düzensizdir, ayrıntıları ya da isimleri hatırlayamaz, abartır, h,ç bir şey hakkında ciddi değildir. İşlerin yapılmasında başkalarına güvenir; kolay aldanır ve saftır.

    Bunalıma Girdiği Zaman : Yaşam eğlenceli değildir ve hiç kimse onu sevmiyordur.

    Korktuğu Şeyler : Sevilmemek, sıkılmak, saate bağlı olarak yaşamak ya da harcadığı paranın kaydını tutmak.

    Hoşlandığı İnsan Tipi : Dinleyen, gülen, öven ve onaylayan.

    Hoşlanmadığı İnsan Tipi : Eleştiren, esprilerine yanıt vermeyen, kendisinin şirin olduğunu düşünmeyen.

    İşteki Değerli Yanları : Renkli yaratıcılığı, iyimserliği, rahatlatıcı olması, başkalarını neşelendirip eğlendirmesi.

    Gelişme Ortamı : Düzenli olur, çok konuşmaz. Saate bakmayı öğrenirse gelişir.

    Lider Olarak : Başkalarını heyecanlandırır, ikna eder. Esin kaynağı olur, cezbeder ve eğlendirir fakat unutkandır ve sabırlı olamaz.

    Eş Tercihi : Duyarlı ve ciddi Mükemmeliyetçi Melankoliklere yakındır; ancak kendisine sürekli yetersiz ve aptal muamelesi yapılmasından çabuk sıkılır.

    Strese Tepkileri : Sahneyi terk etme, alışverişe çıkma, eğlenceli bir grup bulma, bahaneler yaratma ve başkalarını suçlama.

    Bilinen Özellikleri : Sürekli konuşma, yüksek ses, parlak gözler, hareketli eller, renkli ifadeler, coşku ve kolay kaynaşma yeteneği.

    Tabi insanlar bu kişilik yapılarından sadece birisini taşımayabilirler. Birden fazla kişilik yapısını üzerlerinde bulundurabilirler. Bir tanesi diğerlerine biraz baskındır. Bir kadın ya da erkek Güçlü Kolerik- Barışçıl Soğukkanlı veya Güçlü Kolerik- Melankolik ya da Güçlü Kolerik- Optimist olabilir. İletişimde ya da ilişkilerde eşimizin kişilik yapısını bilmemiz, aile huzur ve mutluluğu adına büyük bir avantaj olacaktır. Kavga ve tartışmalar olmayacaktır.
    Her eş, kendisinin ve eşinin kişilik yapısını bilmelidir. Zayıf ve güçlü yanlarını tespit etmeli, özellikle sevgi dilleriyle ilişkilerini düzenlerken, eşinin hangi desteğe, değişime ve gelişime ihtiyacı var tespit etmeli ve nasıl yardımcı olacağını öğrenmelidir. (1)

    1- Abdullah Şahin- Eşinize Yeniden Aşık olmanın yolları , s.142
    ( * ) Mahmut AÇIL’ın “Sevgiye İhtiyacım Var” isimli kitabından derlenmiştir....

    Yorum (yok) Yorum yaz!

    Mutlu olmak

    Mutlu olmak

    Sıkıntıları, üzüntüleri bir kenara atmak oldukça zor.


    Zor gözükse de, insan istedikten sonra hepsinden kurtulabilir. Artık mutlu olmak benim de hakkım diyorsanız bu önerileri dikkate almalısınız:



    İnsan zihninin dinç kalabilmesi için geleceğe dönük hiçbir endişeli fikir taşımaması gerekir. İnsanın yaşanmış bitmiş olan geçmişteki kötü anı ve acı hatıraları, güncel olaylardan hareketle bugüne asla taşımaması gerekir.

    Stresli ve gergin bir hayat beyinde geri dönüşümsüz hücre göçüne yol açmaktadır. Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Arif Verimli bu konuda önemli uyarılarda bulunuyor.

    - Asla bir eleştiri, öneri ya da teklif karşısında yetersizlik duygusuna kapılmayın.

    - Asla kusursuz bir insan olmaya çalışmayın.

    - Başkalarına hoş görünmek için şirinlik ve fedakarlık yapmayın, yapmak zorunda olduğunuzu düşünmeyin.

    - 24 saati 3'e bölün. 8 saat uyuyun, 8 saat çalışın ve kalan 8 saatte lütfen sizi mutlu edecek bir şeyi yapın. Hobiler edinin, spor yapın, sanatsal faaliyetleri izleyin, sergileri gezin.

    - Size yapılan eleştirileri reddedilmişlik olarak algılamayın.

    - Mükemmeli değil elinizden geleni yapın.

    - Kimse için önyargı taşımayın ve herkese karşı içinizden geldiği gibi davranın.

    - Başkalarınca beğenilmek ve takdir edilmek beklentisi taşımayın, hiç kimsenin sevgisine muhtaç olmayacak kadar kendinizi sevin.

    - Sizin doğrularınızın başkalarının doğruları olmayabileceğini bilin.

    - Çevrenizdeki insanların hareket ve davranışlarını denetlemeyin, hiç kimsenin beyninden geçenleri okumaya ve yorumlamaya kalkışmayın, kimsenin de dillendirmediğiniz müddetçe sizin beyninizi okumasını beklemeyin.

    - Çok okuyun. Okumayı ertelemeyin, okumaya yaşınız ilerlese bile devam edin. Çünkü okumak zihinsel faaliyetleri çalıştırır.

    - Çok gergin ve kaygılı olduğunuz zaman şu nefes egzersizini yapın; iyi bir nefes almak iyi bir nefes vermekle başlar. Ağır derin ve sessiz olun. Nefes egzersizine başlamadan önce, sağ elinizi göbeğinizin hemen altına koyun, sol elinizi göğsünüzün üzerine koyun ve gözlerinizi kapatın. Nefes almadan önce ciğerinizi iyice boşaltın. Yeni bir nefes almak için birkaç saniye bekleyin. Ard arda iki derin nefes aldıktan sonra kesinlikle 4-5 kez de normal nefes alın. Tüm bu işlemleri günde 40 kez yapın ve bunu alışkanlık haline getirin.

    - Akraba, aile ve kök bağlarınızı koparmayın. En azından özel günlerde onlarla olun.

    Yorum (2) Yorum yaz!

    Ramazan'la alakalı her şey

    Orucu Bozup Kaza ve Keffareti Gerektiren Şeyler

    1. Oruçlu olduğunu bilerek yemek ve içmek (yenilip içilen şey ister gıda, ister ilâç olsun).

    2. Oruçlu olduğunu bile bile cinsel ilişkide bulunmak.

    Karı-kocadan biri ötekine zorla cinsel ilişkide bulunduğu takdirde zorla ilişkide bulunana kaza ve keffaret, kendisine zorla ilişkide bulunulan kişiye de kaza lâzım gelir.

    3. Ağzına giren yağmur, kar ve doluyu kendi isteğiyle yutmak.

    4. Sigara içmek, öd ağacı veya anber ile tütsülenip dumanını içeri çekmek.

    5. Enfiye çekmek.

    6. Buğday ve arpa tanesi yutmak.

    7. Dışardan bir susam tanesi kadar bir şeyi alıp yutmak.

    8. Yenmesi alışılmış olan çamur, kil ve kömür gibi şeyleri yemek. (Bazı kimseler bunları severek yerler.)

    9. Az miktarda tuz yemek.

    10. Karısının veya sevdiği bir kimsenin tükürüğünü yutmak. (Bundan zevk aldığı için kaza ve keffaret gerekir. Başkasının tükürüğünden iğrendiği için bundan keffaret gerekmez.)

    11. Kan aldırdıktan veya sadece karısını öptükten sonra orucu bozulduğu kanaatiyle bile bile orucunu bozmak.

    Ramazan ayında niyet ederek oruca başlayan kimse, saydığımız şeylerden birini bilerek ve özürsüz olarak yaparsa orucu bozulmuş olur. Bozulan bu orucu kaza etmesi ve kasten bozduğu için de keffaret tutması gerekir.

    Keffareti Düşüren Şeyler

    Keffareti gerektiren bir şeyi yaparak orucunu bozan kimse, aynı gün oruç tutamayacak derecede hastalanır veya kadın ayhali yahut da lohusa olursa keffaret düşer, yani keffaret orucu tutması gerekmez. Ancak hastalığın kendi isteği dışında olması şarttır. Kendisi kasten hastalığa sebep olursa keffaret düşmediği gibi sefer mesafesinde bir yolculuğa çıkması ile de düşmez.

    Orucu Bozup Yalnız Kazayı Gerektiren Şeyler

    1. Pamuk ve kağıt gibi yenmesi mutad olmayan bir şey yutmak,

    2. Bir defada çok miktarda tuz yemek,

    3. Yenmesi mutad olmayan zeytin çekirdeği yemek. Yenmesi alışılmış olan çekirdeği yemek ise keffareti gerektirir.

    4. Taş, toprak, demir, altın ve gümüş gibi şeyleri yutmak.

    5. İçi olmayan ceviz ve badem yutmak. (Bunların içi olanları yenildiği takdirde keffaret gerekir)

    6. Burnuna ilaç çekmek.

    Bu, Ebu Hanife'nin görüşüdür. Buna göre; tedavî maksadıyla iğne yaptırmak orucu bozar ve kazayı gerektirir. Çünkü iğne vasıtasıyla vücuda verilen ilâç iç kısımlara kadar ulaşmaktadır.

    İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed'e göre; tabiî olan yollar dışında vücudun başka tarafından açılan bir yoldan içeri giden ilâç orucu bozmadığı için iğne yaptırmakla oruç bozulmaz. Çünkü vücuda verilen ilâç ağız gibi tabiî bir yoldan değil, deriden açılan başka bir yoldan verilmektedir.

    Ancak, ibadetlerde ihtiyatlı hareket etmek esas olduğundan Ramazanda iğne yaptırmak zorunda olan kimse bunu mümkünse iftardan sonra yaptırmalıdır.

    Bu mümkün olmaz da gündüz iğne yaptırmak zorunda kalırsa, İmam Ebu Yusuf ile İmam Muhammed'in görüşlerini esas alarak orucuna devam eder ve bu orucunu daha sonra kaza etmesi gerekmez.

    7. Ağzına aldığı boyalı iplik gibi şeylerin boyası ile rengi değişen tükürüğü yutmak.

    8. Boğazına kaçan kar veya yağmuru kendi isteği olmayarak yutmak. (Kendi isteği ile yutarsa keffaret gerekir.)

    9. Zorlama ile oruç bozmak.

    10. Dişleri arasında nohut tanesi kadar kalan yemek kırıntısını yutmak.

    11. Abdest esnasında ağzına ve burnuna su alırken kendi elinde olmayarak boğazına su kaçmak.

    12. Unutarak yeyip içtikten sonra orucunun bozulduğunu zannederek yeyip içmek.

    13. Ağız dolusu kusmak. (Kendi isteği ile).

    14. Ağız dolusu gelen veya kendi isteğiyle getirdiği kusuntuyu mideye geri çevirmek.

    15. Kendi isteği ile içine veya genzine duman çekmek. Kendi isteği ile olmazsa oruç bozulmaz. (İçeri çekilen duman sigara dumanı olursa keffaret gerekir.)

    16. Güneş batmadığı halde-battı zannederek-iftar etmek.

    17. İmsak vakti geçtiği halde daha vakit vardır zannederek yemek.

    18. Cinsel ilişki dışında kadına dokunmak veya öpmek sonucu boşalmak.

    19. Ramazan orucundan başka bir orucu bozmak. (Ramazan orucundan başka bir orucu bozmak sadece kazayı gerektirir.)

    20. Ramazan orucuna niyet etmiyerek yeyip içmek. (Keffaret, niyet edilerek başlanan orucu bilerek bozmaktan lâzım gelir. Oruca niyet edilmeyerek yeyip içtiği takdirde sadece o günün orucunu kaza eder.)

    Ancak mazaretsiz olarak ramazan orucunu tutmamak büyük günahtır.

    21. Misafir iken oruca başlayıp ikamete niyet ettikten sonra yemek.

    22. Mukim iken oruca başlayıp sefer mesafesi yolculuğa niyet ederek bulunduğu yerin sınırlarını geçtikten sonra orucu bozmak.

    Sayılan bu şeylerden birini yapan kimsenin orucu bozulur ve bozulan orucun gününe gün kaza edilmesi gerekir.

    Bunlardan biri ile orucu bozulan kimse akşama kadar orucu bozacak bir şey yapmamalıdır.

    Gündüz iyileşen hasta, yolculuğu sona eren misafir, ayhali veya lohusalıktan temizlenen kadın, erginlik çağına gelen çocuk ve müslüman olan gayr-i müslim, Ramazan ayına saygı için günün kalan kısmında oruçlu imiş gibi akşama kadar orucu bozacak şeylerden sakınmaları uygun olur.

    Oruca niyetlenen kadın gündüz ayhali veya lohusa olursa, orucunu bozması lâzımdır.

    Kadın, henüz ayhali olmadan adet günümdür diyerek orucunu bozmamalıdır.

    Hasta ve yolcu olup da oruç tutmayan kimselerin yemeden, içmeden durmaları gerekmez. Ancak bunlar açıktan değil de gizli olarak yerler.

    Yorum (yok) Yorum yaz!

    RAMAZANINIZ MÜBAREK OLSUN

    islamiSanat.net tarafından Ramazan münasebetiyle dizayn edilmiş bir e-kart resmi.   
             
     

    Orucu Bozup Kaza ve Keffareti Gerektiren Şeyler

    1. Oruçlu olduğunu bilerek yemek ve içmek (yenilip içilen şey ister gıda, ister ilâç olsun).

    2. Oruçlu olduğunu bile bile cinsel ilişkide bulunmak.

    Karı-kocadan biri ötekine zorla cinsel ilişkide bulunduğu takdirde zorla ilişkide bulunana kaza ve keffaret, kendisine zorla ilişkide bulunulan kişiye de kaza lâzım gelir.

    3. Ağzına giren yağmur, kar ve doluyu kendi isteğiyle yutmak.

    4. Sigara içmek, öd ağacı veya anber ile tütsülenip dumanını içeri çekmek.

    5. Enfiye çekmek.

    6. Buğday ve arpa tanesi yutmak.

    7. Dışardan bir susam tanesi kadar bir şeyi alıp yutmak.

    8. Yenmesi alışılmış olan çamur, kil ve kömür gibi şeyleri yemek. (Bazı kimseler bunları severek yerler.)

    9. Az miktarda tuz yemek.

    10. Karısının veya sevdiği bir kimsenin tükürüğünü yutmak. (Bundan zevk aldığı için kaza ve keffaret gerekir. Başkasının tükürüğünden iğrendiği için bundan keffaret gerekmez.)

    11. Kan aldırdıktan veya sadece karısını öptükten sonra orucu bozulduğu kanaatiyle bile bile orucunu bozmak.

    Ramazan ayında niyet ederek oruca başlayan kimse, saydığımız şeylerden birini bilerek ve özürsüz olarak yaparsa orucu bozulmuş olur. Bozulan bu orucu kaza etmesi ve kasten bozduğu için de keffaret tutması gerekir.

    Keffareti Düşüren Şeyler

    Keffareti gerektiren bir şeyi yaparak orucunu bozan kimse, aynı gün oruç tutamayacak derecede hastalanır veya kadın ayhali yahut da lohusa olursa keffaret düşer, yani keffaret orucu tutması gerekmez. Ancak hastalığın kendi isteği dışında olması şarttır. Kendisi kasten hastalığa sebep olursa keffaret düşmediği gibi sefer mesafesinde bir yolculuğa çıkması ile de düşmez.

    Orucu Bozup Yalnız Kazayı Gerektiren Şeyler

    1. Pamuk ve kağıt gibi yenmesi mutad olmayan bir şey yutmak,

    2. Bir defada çok miktarda tuz yemek,

    3. Yenmesi mutad olmayan zeytin çekirdeği yemek. Yenmesi alışılmış olan çekirdeği yemek ise keffareti gerektirir.

    4. Taş, toprak, demir, altın ve gümüş gibi şeyleri yutmak.

    5. İçi olmayan ceviz ve badem yutmak. (Bunların içi olanları yenildiği takdirde keffaret gerekir)

    6. Burnuna ilaç çekmek.

    Bu, Ebu Hanife'nin görüşüdür. Buna göre; tedavî maksadıyla iğne yaptırmak orucu bozar ve kazayı gerektirir. Çünkü iğne vasıtasıyla vücuda verilen ilâç iç kısımlara kadar ulaşmaktadır.

    İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed'e göre; tabiî olan yollar dışında vücudun başka tarafından açılan bir yoldan içeri giden ilâç orucu bozmadığı için iğne yaptırmakla oruç bozulmaz. Çünkü vücuda verilen ilâç ağız gibi tabiî bir yoldan değil, deriden açılan başka bir yoldan verilmektedir.

    Ancak, ibadetlerde ihtiyatlı hareket etmek esas olduğundan Ramazanda iğne yaptırmak zorunda olan kimse bunu mümkünse iftardan sonra yaptırmalıdır.

    Bu mümkün olmaz da gündüz iğne yaptırmak zorunda kalırsa, İmam Ebu Yusuf ile İmam Muhammed'in görüşlerini esas alarak orucuna devam eder ve bu orucunu daha sonra kaza etmesi gerekmez.

    7. Ağzına aldığı boyalı iplik gibi şeylerin boyası ile rengi değişen tükürüğü yutmak.

    8. Boğazına kaçan kar veya yağmuru kendi isteği olmayarak yutmak. (Kendi isteği ile yutarsa keffaret gerekir.)

    9. Zorlama ile oruç bozmak.

    10. Dişleri arasında nohut tanesi kadar kalan yemek kırıntısını yutmak.

    11. Abdest esnasında ağzına ve burnuna su alırken kendi elinde olmayarak boğazına su kaçmak.

    12. Unutarak yeyip içtikten sonra orucunun bozulduğunu zannederek yeyip içmek.

    13. Ağız dolusu kusmak. (Kendi isteği ile).

    14. Ağız dolusu gelen veya kendi isteğiyle getirdiği kusuntuyu mideye geri çevirmek.

    15. Kendi isteği ile içine veya genzine duman çekmek. Kendi isteği ile olmazsa oruç bozulmaz. (İçeri çekilen duman sigara dumanı olursa keffaret gerekir.)

    16. Güneş batmadığı halde-battı zannederek-iftar etmek.

    17. İmsak vakti geçtiği halde daha vakit vardır zannederek yemek.

    18. Cinsel ilişki dışında kadına dokunmak veya öpmek sonucu boşalmak.

    19. Ramazan orucundan başka bir orucu bozmak. (Ramazan orucundan başka bir orucu bozmak sadece kazayı gerektirir.)

    20. Ramazan orucuna niyet etmiyerek yeyip içmek. (Keffaret, niyet edilerek başlanan orucu bilerek bozmaktan lâzım gelir. Oruca niyet edilmeyerek yeyip içtiği takdirde sadece o günün orucunu kaza eder.)

    Ancak mazaretsiz olarak ramazan orucunu tutmamak büyük günahtır.

    21. Misafir iken oruca başlayıp ikamete niyet ettikten sonra yemek.

    22. Mukim iken oruca başlayıp sefer mesafesi yolculuğa niyet ederek bulunduğu yerin sınırlarını geçtikten sonra orucu bozmak.

    Sayılan bu şeylerden birini yapan kimsenin orucu bozulur ve bozulan orucun gününe gün kaza edilmesi gerekir.

    Bunlardan biri ile orucu bozulan kimse akşama kadar orucu bozacak bir şey yapmamalıdır.

    Gündüz iyileşen hasta, yolculuğu sona eren misafir, ayhali veya lohusalıktan temizlenen kadın, erginlik çağına gelen çocuk ve müslüman olan gayr-i müslim, Ramazan ayına saygı için günün kalan kısmında oruçlu imiş gibi akşama kadar orucu bozacak şeylerden sakınmaları uygun olur.

    Oruca niyetlenen kadın gündüz ayhali veya lohusa olursa, orucunu bozması lâzımdır.

    Kadın, henüz ayhali olmadan adet günümdür diyerek orucunu bozmamalıdır.

    Hasta ve yolcu olup da oruç tutmayan kimselerin yemeden, içmeden durmaları gerekmez. Ancak bunlar açıktan değil de gizli olaraktan yemelidir.

     

        

    YARATILIŞIMIZIN   GAYESİ                       

    Yüce Rabbimiz, yaratılışımızın hikmetini, dünyaya gelişimizin gayesini Kur'an-ı Kerim'de şöyle bildiriyor:

    "Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım." 2

    Bu ayetten açıkça anlaşılıyor ki, yaratılışımızın asıl gayesi, Allah'a ibadet etmektir. Bu gayeye uygun olarak ibadet görevini yerine getirdiğimiz taktirde, hem Allah'ın rızasını kazanmış, hem de âhirette sonsuz ve mutlu hayata kavuşmuş oluruz.

    Dünyaya gelmekten maksat; yalnız yiyip-içmek, yatıp-uyumak ve geçici zevkleri tatmin etmek değildir. Bu özellikler diğer canlılarda da vardır. İnsan kısa bir zaman için var olan, sonra yok olup giden bir varlık değildir. İnsan dünyaya, daha yüksek ve sonsuz bir hayata hazırlanmak için gönderilmiştir.

    Dünya, ebedî âleme giden yolun üzerinde bir istasyon gibidir. İnsan belirli bir süre burada kaldıktan sonra yoluna devam edecektir.

    Ölmek, yok olmak değildir. Ölüm, geçici olan dünya hayatından sonsuz olan ahiret hayatına geçiştir. İnsan ebediyet âleminin yolcusudur.

    Bazı duraklarda belirli süreler kaldıktan sonra asıl yurduna varacaktır.

    Peygamber Efendimiz bu yolculuğu şöyle ifade etmiştir:

    " Ben dünyada bir ağaç altında gölgelenip sonra bırakıp giden bir yolcu gibiyim." 3

    Şiirleri, asırlardan beri dillerde yaşayan Yunus Emre de bu gerçeği şöyle dile getirmiştir:

    Bu dünyaya gelen kişi

    Âhir yine gitse gerek,

    Misafirdir, vatanına

    Bir gün sefer etse gerek.

    İnsan, dünyada ne ekerse, ahirette onu biçecektir. Bu sebeple, kısa ve geçici olan dünya hayatını çok iyi değerlendirmemiz gerekir.

    Bu konuda Sevgili Peygamberimiz bizleri uyarmak maksadıyla şöyle buyuruyor:

    "Beş şey gelmeden önce (diğer) beş şeyin değerini bil:

    1. Ölümünden önce hayatının,

    2. Hastalığından önce sağlığının,

    3. Meşguliyetinden önce boş zamanının,

    4. İhtiyarlığından önce gençliğinin."

    5. Fakirliğinden önce zenginliğinin."4

    Derslerine iyi çalışan, ödevlerini zamanında yaparak imtihanda başarılı olan öğrenci gibi, ibadetleri emredildiği şekilde zamanında yapmalıyız. Çünkü, Allah'ın hoşnutluğunu kazanarak sonsuz ve mutlu hayata kavuşabilmemiz, yapmakla yükümlü olduğumuz dinî emirleri ve ibadet görevlerini yerine getirmemize bağlıdır.

    Ramazan Ayının Özellikleri

    İbadetler belirli vakitlerde yapılır. Farz olan orucun vakti Ramazan ayıdır. Ramazan ayının dinimizde büyük bir önemi ve diğer aylar arasında seçkin bir yeri vardır. Bu sebeple oruç konusuna geçmeden önce Ramazan ayının taşıdığı özellikler hakkında bilgi vermek yararlı olacaktır.

    Bu özellikler kısaca şunlardır:

    1- İnsanlığı karanlıklardan çıkarıp aydınlığa kavuşturan Rabbimizin son mesajı Yüce kitabımız Kur'an-ı Kerim, bu ayda yeryüzüne inmeye başlamış ve böylece insanlık için yepyeni ve mutlu bir dönem başlamıştır.

    Bu gerçek, Kur'an-ı Kerim'de şöyle bildirilmiştir:

    "Ramazan ayı ki onda Kur'an, insanlara yol gösterici ve doğruyu yanlıştan ayırıcı belgeler olarak indirildi."7

    Kur'an-ı Kerim Ramazan ayında inmeye başladığı için bu ay, bir anlamda Kur'an ayıdır. Kur'an-ı Kerimi Peygamberimize getiren büyük melek Cebrail, her yıl Ramazan ayında Peygamberimize gelir ve o güne kadar nazil olan Kur'an ayetlerini karşılıklı olarak birbirlerine okurlardı. Peygamberimizin bu dünyadan göçtüğü yılın Ramazanında bu durum, son olarak ve iki defa gerçekleşmiştir.

    Ramazan ayında camilerimizde ve evlerde okunan ve cemaatin büyük bir manevi zevk ve huşû içinde dinlediği mukabele ve Kur'an hatimleri Cebrail ile Peygamberimiz arasında yapılan mukabelenin devam ettirilmesidir.

    Bu vesile ile Kur'an okumanın fazileti ve manasını anlamaya çalışmanın önemini belirtmekte fayda vardır.

    Kur'an okumak ve okunan Kur'an'ı dinlemek sevabı çok olan bir ibadettir.

    Peygamber Efendimiz:

    "Kim Allah'ın kitabı Kur'an'dan bir harf okursa onun için bir sevap vardır. Her sevabın karşılığı da on kat verilecektir" 8 buyurarak Kur'an okuyanlara verilecek sevabın miktarını belirtmiş, ayrıca Kur'an-ı Kerim'in okuyucularına şefaat edeceği Peygamberimiz tarafından bildirilmiştir. Şöyle buyuruyor:

    "Kıyamet günü oruç ve Kur'an kul'a şefaatçi olurlar. Oruç:

    - Ya Rabbi, ben onu gündüzleri yemekten ve zevklerinden alıkoydum. Şimdi beni ona şefaatçi kıl, der. Kur'an:

    - Ya Rabbi, ben onu gece uykusundan alıkoydum. Şimdi beni ona şefaatçı kıl, der.

    Her ikisi de şefaat ederler."9

    Kur'an-ı Kerim, insanlığın kurtuluşu için gönderilen son ilâhî mesajdır. Onu okumak ibadettir. Ancak sadece okumak yeterli değildir. Müslümanın asıl görevi, Kur'an'ı okuyup manasını anlamaya çalışmak ve onun gösterdiği nurlu yoldan yürümektir.

    Kur'an-ı Kerim'in gönderilişindeki sebeb ve hikmeti, yine Kur'an'dan öğreniyoruz.

    Yüce Allah şöyle buyuruyor:

    "Ey Muhammed! Sana bu mübârek kitabı (Kur'an'ı) ayetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlar diye indirdik."10

    2. Âlemlere rahmet olarak gönderilen, yaratılmışların en faziletlisi, Allah'ın en sevgili kulu, son peygamber, Hz. Muhammed Aleyhisselâm'a peygamberlik görevi bu ayda verilmiştir. Mekke yakınlarındaki Hira mağarasında "oku" emri ile başlayan ilk Kur'an ayetlerini Hz. Muhammed'e tebliğ eden büyük melek Cebrail (a.s.) daha sonra ona "Sen Allah'ın Rasûlüsün (Peygamberisin) ben de Cebrailim" diye hitap ederek onun insanlığın kurtuluşu için peygamber olarak görevlendirildiğini bildirdi. Hz. Muhammed (s.a.s.)'in bu kutsal göreve başlaması ile karanlıklar içinde bocalayan insanlık için nurlu bir ufuk açıldı. Onun kalplere yerleştirdiği iman ışığı sayesinde cehaletin yerini ilim, zulmün yerini hak ve adalet, kin ve düşmanlığın yerini insan sevgisi aldı ve gerçek anlamda huzur ve kardeşliğin temelleri atıldı.

    3. Bin aydan daha hayırlı olduğu Kur'an-ı Kerim'de bildirilen ve mü'minlere Allah'ın en büyük lütuf ve ikramlarından biri olan "Kadir Gecesi" de bu ayın içindedir.

    Bu gece, müslümanların iyi değerlendirmesi gereken büyük bir fırsattır.11

    4. İslâm'ın beş şartından biri olan, insanı nefsinin aşırı arzularından ve maddî ihtiraslardan kurtarıp yücelten ve âdeta melekleştiren oruç ibadeti, bu aya tahsis edilmiştir.

    Ramazan gecelerinde cemaatin büyük bir coşku ile kıldığı teravih namazı da bu aya mahsus bir ibadettir. Oruçlunun derin bir huzur ve manevî zevk duyduğu sahur ve iftar sofraları da bu aya ayrı bir anlam kazandıran özelliklerdir.

    İşte böyle özellikler ve manevî güzelliklerle dolu mübârek Ramazan ayı, mü'minler için manevî değeri çok büyük bir rahmet mevsimidir. Bu ayı, Yüce Rabbimize ibadet ederek ve insanlara iyilik yaparak değerlendirdiğimiz takdirde kazancımız büyük olacak ve ebedî saadetin kapıları bize açılacaktır. Bu ayı, "Evveli rahmet, ortası mağfiret, (günahların bağışlanması) sonu da cehennemden kurtuluş" 12 olarak nitelendiren Peygamberimiz, ayrıca mü'minlere şu müjdeyi veriyor:

    "Ramazan ayı gelince; cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar kösteklenir." 13

    Bu hadis-i şerifin ifade ettiği bir mânâ da şudur:

    Ramazanda kendisini cennete götürecek iyi işler yapan mü'mine cennetin kapıları açılmış, cehenneme götürecek kötülüklerden sakındığı için de cehennem kapıları ona kapanmış demektir. Oruç sayesinde nefsine hakim olup şeytana uymadığı için de şeytanı etkisiz hale getirmiş olur. 14

    Esasen Ramazan kelimesinin sözlük anlamı da, oruçlunun günahlardan arınacağını ifade etmektedir.

    Şöyle ki:

    Ramazan; yaz aylarının sonunda ve güz mevsiminin başında yağan ve yerdeki tozları temizliyen yağmur anlamındadır. Bu yağmur, nasıl yeryüzünü yıkayıp tozlardan temizliyorsa, Ramazan ayı da mü'minleri günahlardan öylece temizler.

    Diğer bir anlamı da yanmaktır. Buna göre Ramazan ayı oruçlunun günahlarını yakarak yok eder demektir.

    Her iki mânânın birleştiği nokta; oruçlunun bu ayda günâhlardan arınacak olmasıdır.

    Müjde mü'minler size ihsân-ı rahmandır gelen

    Şânına ta'zim için bu mâh-ı gufrandır gelen

    Ondadır feyz-i hidâyet ondadır afv ü kerem

    Kadrini bil mevsîm-i inzâl-ı Kur'an'dır gelen

    Iyd-ı ekber her günü kadr-i mübârek her gece

    Ehl-i imâna ne mutlu lutf-ı sübhandır gelen

    Zulmet ü kasvetten âzâd etmeye sâimleri

    Nûr-ı İslâm nûr-ı îmân nûr-ı irfandır gelen

    Hâne-i kalbi temizle hoşça istikbâl için

    Ni'meti mebzûl bir mihmân-ı zî-şandır gelen

    El-hazer senden şikâyet etmesin yarın aman

    Rûz-ı mahşer şâfi-i ashâb-ı isyandır gelen

    Rahmet ü gufran hedâyâsıyla cennet bahşeder

    Derde derman vasl-ı cânan ıtk-ı nîrândır gelen

    Mâsivâdan sâim ol Remzî dilersen vasl-ı Hak

    Râh-ı aşkı kullara ta'lîm-i Yezdan'dır gelen *

    ORUÇ NİMETLERİN KIYMETİNİ  ÖĞRETİR

    Nimet elde iken değeri gereği gibi bilinemez. İnsan sahip olduğu nimetlerin değerini ancak bunlar elden çıktıktan sonra anlayabilir. Fakat iş işten geçtiği için artık bunun yararı olmaz.

    Oruç tutmakla bir süre nimetlerden uzak kalan kimse bunların değerini daha iyi anlar. Sahip olduğu nimetlerden bir süre uzak kalmak insana, onları daha iyi korumasını, israf etmemesini ve nimetleri kendisine veren Allah'a daha çok şükretmesini öğretir. Nimetlere şükür ise onların çoğalmasına vesile olur.

    Allah Tealâ şöyle buyuruyor:

    "Andolsun, şükrederseniz elbette (nimetimi) artırırım." 32

    Oruçlu Sabırlı Olmayı Öğrenir

    Sabır, başarıya ulaşmanın en önemli şartlarından biridir. Sahip olduğu helâl şeylere oruçlu olduğu için el sürmeyen kimse; iradesine hakim olmuş, nefsini zorluklara alıştırarak terbiye etmiş ve üstün bir meziyet kazanmış olur.

    Böyle bir insan hayatta karşısına çıkabilecek sıkıntılar karşısında sarsılmaz, bunlara kolaylıkla sabreder ve güçlükleri yenerek başarıya ulaşır. Acılı ve üzüntülü durumlar karşısında sabır ve tahammül göstererek soğukkanlılığını korur.

    Orucun askerlik ve yurt savunması bakımından da ayrı bir önemi vardır. Savaş zamanlarında cephedeki asker, yiyecek ve içecek bulamadığı zaman açlığa ve susuzluğa katlanmak zorunda kalabilir. oruç tutmaya alışmış olanlar, böyle zorluklara daha kolay dayanırlar.

     

    Oruç, belirli bir süre basit bir aç kalma olayı değildir. Onu sadece bu yönüyle değerlendirmek son derece yanlış olur. Oruç, köklü bir irade terbiyesi, insanı kötü alışkanlıklardan temizleyen, çirkin davranışlardan uzaklaştıran ve iyi huylar kazandıran bir ahlâk eğitimidir.

    Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyuruyor: "Her kim yalan söylemeyi ve yalanla iş görmeyi bırakmazsa Allah onun yemesini, içmesini bırakmasına değer vermez." 25

    Bu hadis-i şerifte orucun yüksek hedefi açıkça gösterilmiş, oruç tuttuğu halde kötü huyları terketmeyenlerin oruçlarına Cenab-ı Hakk'ın değer vermeyeceği bildirilmiştir.

    Konunun önemi hakkında peygamberimiz diğer bir hadis-i şerifinde biraz daha açıklık getirerek buyuruyor ki:

    "Çok oruç tutanlar var ki onlara tuttukları oruçlardan sadece açlık ve susuzluk kalır. Çok gece ibadet edenler vardır ki onlara da bundan kalan sadece uykusuzluktur." 26

    Bu kimseler, helâl olan şeylerden uzaklaştıkları halde, esas uzaklaşmaları gereken haramlardan uzaklaşmadıkları için ibadetlerinden bekledikleri karşılığı bulamayacaklardır.

    Görülüyor ki orucun asıl gayesi, insanı kötülüklerden uzaklaştırarak olgunlaştırmak, ahlâk ve fazilet sahibi olmasını sağlamaktır.

    İslâm bilginleri orucun üç mertebesi olduğunu bildirmişlerdir:

    Birincisi; imsaktan akşama kadar yemekten, içmekten ve cinsel arzulardan sakınmak suretiyle tutulan oruçtur. Bu oruç, şartları yerine getirildiği için sahihtir. Ancak bunun gayesine ulaşması için oruçlunun ikinci basamağa yükselmesi lâzımdır.

    İkincisi; birinci maddedekilerle birlikte, kulak, göz, dil, el, ayak ve diğer organları günahlardan uzaklaştırmak suretiyle tutulan oruçtur. Makbul olan oruç budur. Çünkü bu, organlar üzerinde olumlu etkisini gösteren ve sahibine ahlâkî faziletler kazandırarak gayesine ulaşan oruçtur.

    Üçüncüsü; birinci ve ikinci maddedekilerle beraber gönlünde Allah'tan başkasına yer vermemek, kalbini Allah'tan başka şeylerle meşgul etmemek suretiyle tutulan oruçtur. Oruçta ulaşılan en yüksek derece budur. Peygamberlerin ve Allah'ın veli kullarının tuttuğu oruç budur.

    Oruçlu, önce helâl olan yiyecek içecek ve cinsel arzularından geçici bir süre uzak kalarak iradesine hakim olmayı öğrenir. Bu irade terbiyesi ile organlarının her türlü kötülükten uzaklaşmasını sağlayan mü'min, nihayet kalbini de kötü duygulardan arındırarak âdeta melekleşir. Maddî bağlardan, fani ihtiraslardan uzaklaştıkça kulluğun zirvesine ulaşır ve Allah'a yaklaşır.

     

        ORUCU KİMLER TUTAR

    Bir kimseye orucun farz olması için kendisinde şu üç şartın bulunması gerekir:

    1. Müslüman olmak.

    2. Akıllı olmak.

    3. Erginlik çağına gelmiş bulunmak.

    Bu şartları taşımayanlara oruç tutmak farz değildir. Ancak erginlik çağına gelmeyen çocukları, bün

    Bir kimseye orucun farz olması için kendisinde şu üç şartın bulunması gerekir:

    1. Müslüman olmak.

    2. Akıllı olmak.

    3. Erginlik çağına gelmiş bulunmak.

    Bu şartları taşımayanlara oruç tutmak farz değildir. Ancak erginlik çağına gelmeyen çocukları, bünyelerine zarar vermeyecek şekilde oruç tutmaya alıştırmak uygun olur.

    yelerine zarar vermeyecek şekilde oruç tutmaya alıştırmak uygun olur.

    Yorum (2) Yorum yaz!

    Sağlıklı olmak için gerekenler

    Bir sigara 11 dakikaya bedel
    İngiltere Londra Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırma sigaranın insan ömrünü sanıldığından daha hızlı kısalttığını ortaya koydu..
    10.03.2006
    İngiltere Londra Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırma sigaranın insan ömrünü sanıldığından daha hızlı kısalttığını ortaya koydu. Bin 500 kişi üzerinde yapılan araştırmada elde edilen verilere göre, içilen her sigara insan ömrünü 11 dakika kısaltıyor. Sigaranın erkeklerin baba olma şansını yüzde 50, kadınların ise hamile kalma şansını yüzde 39 oranında azalttığı da bu araştırmanın sonuçları arasında. Uzmanlar, sigarayı bırakmak için hiçbir zaman geç olmadığını belirtiyor; "Sigara bırakıldığında 20 dakika içinde tansiyon ve kalp atışları normale dönüyor. Kalp krizi riski azalıyor. Üç gün sonra kolay nefes alma, 9 ay sonra ise ciğerler kendini yenileme başlıyor" diyor.


    Yoğurdun doğal mucizeleri
    Yoğurt, vücudumuz için mucizevi etkilere sahip, çok önemli bir besin kaynağı.

    Vücudumuz yoğurdun içindeki kalsiyum ve proteini süte göre daha çabuk emer. Bu nedenle yoğurt kemiklerin gelişimi açısından süte göre daha etkilidir.
    Yoğurt, zengin besin değeri sayesinde bağışıklık sistemini güçlendirir. Bu özelliği nedeniyle vücudu kanserden mide ve bağırsak hastalıklarından mide, kolon ve ince bağırsak kanserlerine kadar birçok hastalıktan korur.
    Kolesterol emilimini azaltır.
    Yoğurt probiyotik aktiviteye sahiptir. Çocukların bulaşıcı karaciğer iltihabı (hepatit) hastalıklarının tedavilerinde kullanılır.
    Bağırsaklarda bulunan tehlikeli ve zararlı mikropların yaşamasını engeller.
    Sindirimi kolaylaştırır. Çünkü, vücutta kendi kendine sindirilen tek gıda yoğurttur. Tüberküloz hastalığına karşı doğal bir antibiyotik etkisi gösterir.
    Stres, alkol, kolalı ve karbonatlı içeceklerle zarar gören sindirim sistemini korur.
    Bazı bünyeler yapısı gereği sütteki laktozu sindiremez. Bu durum fiziksel rahatsızlıklara neden olur. Sütte bulunan laktoz, yoğurtta laktik asite dönüştüğünden, bu kişiler gerekli besinleri yoğurttan sağlayabilir.
    Yoğurt, güzellik için de çok önemli bir besin kaynağıdır. Cilde, mucizevi bir parlaklık kazandırır. % 61 oranında yağ yakıcı özelliği nedeniyle formda kalmanızı sağlar.
    KAYNAK: www.pinar.com.tr

    Ihlamur her derde deva
    Hoş kokulu bir bitki olan ıhlamur aynı zamanda iyi bir ev ilacı...

    Yurdumuzda Marmara ve Doğu Karadeniz Bölgeleri‘nde bol miktarda yetişen ıhlamurun çiçek, yaprak, kabuk ve ağacından faydalanılıyor. Hoş kokulu bir bitki olan ıhlamur aynı zamanda iyi bir ev ilacı. Kurutulmuş ıhlamur yaprakları, çiçekleriyle birlikte kaynatılarak yapılan hoş kokulu içecek sinirleri yatıştırır, bağırsak kurdunu düşürür, bağırsak sancısını giderir, öksürüğü keser, damar tıkanıklığını açar, gribi iyileştirir, hazımsızlığa karşı kullanılır, mide üşütmesini ve uykusuzluğu giderir. Ihlamur ayrıca idrar söktürücü, terletici, yatıştırıcı, göğüs yumuşatıcı özelliğe de sahiptir. Ihlamur çiçeği balla karıştırılıp içilirse mide ülserine iyi gelir. Kan dolaşımını düzenler...
    Ihlamurun içinde uçucu yağ, tanen, şeker, C ve P vitamini, reçine ve enzimler de bulunuyor. Mide şikayeti olanlar ıhlamuru tek başına kaynatıp içerse hazmı kolaylaştırır. Bunun yanısıra ıhlamurun içine biraz kekik, nane ve rezene katıp kaynatıp içerseniz hem mide yanmalarına, hem de kusma türü rahatsızlıklara iyi gelir.
    Bunların yanında ıhlamur kan dolaşımını düzenler. Kabızlıkta da ıhlamurdan yararlanabilirsiniz. Kramplar için de ıhlamurun iyi bir ilaç olduğunu unutmamalısınız. Sabah aç karnına içilmeye devam edilen ıhlamur zayıflamak isteyenlere bu hususta yardımcı olur. Ihlamurun migren için de birebir olduğu bilinir. Ancak ıhlamuru uzun süre ve fazla miktarda kullandığınızda kalbinize zarar verebileceğini de unutmamalısınız!
    Strese karşı ıhlamur çayı
    İçine çok az karanfil atarsanız hem güzel bir tat elde etmiş olursunuz, hem de sizi sakinleştiren etkisini arttırırsınız.
    Grip ve nezle ye ıhlamur
    Bu tür hastalıklarda ıhlamur sadece terlemeyi sağlayarak değil, aynı zamanda vücudun direncini de artırarak tedaviye yardımcı olur.
    Güzellik için ıhlamur
    Göz çapaklanmalarında ıhlamuru kaynatın ve süzün. Pamuk yardımı ile gözlerinize kompres yapın. Hem çapaklanmaları önleyecektir, hem de gözünüzü dinlendirecektir. Gözlerinize kompres yaparken gözünüzü kapatmayı unutmayın.
    Ihlamuru kaynatıp elde ettiğiniz su ile ara sıra saçlarınızı yıkayarak saçlarınızın beslenip kuvvetlenmesini sağlayabilirsiniz. Bu işlemden sonra saçınızı durulamayı ihmal etmeyin.
    Cildinizde leke mi var?
    Hemen ıhlamuru suda kaynatıp sıvı sümüksü bir hal alıncaya kadar bekletin. Sonra bu sıvıyı lekelere sürün faydasını göreceksiniz. Yine aynı şekilde elde edeceğiniz ıhlamurla kırışıklıklara masaj yaparsanız iyi sonuç alacaksınız.
    KAYNAK: SaglikVakfi.org.tr


    Haftada 3 öğün balık tüketin
    Ülkemizde balık tüketiminin Japonya’ya oranla 50 kat daha az olduğu ve kişi başı yıllık 10 kiloyu bile bulmadığı belirtilerek, sağlıklı yaşam için haftada 3 öğün balık yenmesi gerektiği ifade edildi.

    Su Ürünleri Fakültesi Su Ürünleri Yetiştiriciliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. İbrahim Cengizler, A ve D vitamini bakımından çok iyi bir protein kaynağı olan balığın Türkiye’deki tüketiminin istenilen düzeyde olmadığını söyledi.
    Balığın sindirimi kolay olduğu için özellikle yaşlılar ve çocuklar tarafından tüketilmesi gerektiğini belirten Cengizler, kalp ve damar rahatsızlıkları bulunan kişilere de özellikle önerildiğini ifade etti.
    Cengizler, yapılan araştırmaya göre, balıkla beslenen çocukların balık tüketmeyenlere oranla yüzde 27 daha zeki olduklarının belirlendiğini vurgulayarak, “Üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizde balık tüketimi nüfusa göre yok denecek kadar az. Türkler, büyük olasılıkla Orta Asya’dan kalan alışkanlıkla, enerji ve protein ihtiyaçlarını balık yerine daha çok tahıl ve kırmızı etle gideriyorlar. Oysa, özellikle çocuk ve yetişkinlerin sağlık yönünden haftada en az 3 öğün balık yemeleri gerekiyor” dedi.
    Ülkemiz denizleri, iç sular ve çiftliklerinde yılda ortalama 600 bin ton balık üretimi yapıldığını belirten Cengizler, şöyle konuştu:
    “Çevre kirliliği ve aşırı avcılık baskısı nedeniyle deniz ürünlerinde azalmalar görülüyor. Buna paralel olarak da çiftlik balığı üretimi artıyor. Deniz ve çiftlik üretiminde yeterli derecede balık elde edilmesine karşın yıllık tüketim kişi başına 10 kilonun altında kalıyor. Eldeki veriler, yıllık üretimde üst, tüketimde ise alt sıralarda bulunduğumuzu gösteriyor. Japonya’da yılda kişi başına 500 kilonun üzerinde, Norveç’te 445 kilo, Danimarka’da 230 kilo ve Fransa’da 21 kilo balık tüketiliyor. Bizdeki rakamın azlığı da balık yeme kültürümüzün olmadığını açıkça ortaya koyuyor.”
    Cengizler, son günlerdeki kuş gribi vakasının ise balık tüketimini az da olsa artırdığını söyledi. Vatandaşların, hastalık endişesiyle tavuk etinden uzaklaşmasıyla birlikte yıllık tüketimin artmasının beklendiğini ifade eden Cengizler, “balık üreticileriyle yaptığımız görüşmeler talebin arttığını gösteriyor. Umarım, bu artış, Türk milletinde bir alışkanlık haline gelir” dedi.
     
     
     
     
     
     
    Meyve ve meyve suyu ömrü uzatıyor

    Hücrelerin zarar görmesine ve birçok hastalığa yol açan serbest radikallere karşı vücudun en önemli gereksinimi olan antioksidanlar meyve ve meyve suyunda bol miktarda bulunuyor.
    Gıda Mühendisi Ebru Akdağ
    Kayısı da bol miktarda bulunan E vitamini kalp enfarktüsü riskini yüzde 4 azaltır, böylece kan pıhtısı oluşmasını önler. Portakal, greyfurt, limon, kivi, şeftali, mandalina, armut, çilek, ahududu, siyah üzüm gibi birçok meyvede bulunan C vitamini demir emilimini arttırır. Domates, kırmızı üzüm ve bunların suları prostat kanseri başta olmak üzere kanseri ve kalp hastalıklarını engelleyici özelliğe sahiptir. Nar ise tansiyonun düşmesine, kötü kolesterole, kanser ve kalp hastalıklarına karşı güçlü bir savaşçıdır.
    SERBEST RADİKALLER VE YAŞLANMA
    Serbest Radikaller, hücrelerin zarar görmesine ve birçok hastalığa yol açan reaktif maddelerdir. Normal koşullarda vücut bu serbest radikalleri etkisiz hale getiren antioksidanlar oluştursa da; kimyasallar, radyasyon, röntgen ışınları, besinlerden alınan zararlı maddeler ve yaş ilerledikçe azalan enzim aktivitesi bu koruyucu mekanizmayı zayıflatır. Hava kirliliği, tarım ilaçları, bilgisayar ve cep telefonlarımızdan aldığımız radyasyon, kızarmış yiyecekler, alkol ve kahve buna neden olan kaynaklar arasında yer alır. Ayrıca, sigara dumanı da son derece yüksek seviyede serbest radikal içerir.

    Serbest radikaller niye zararlı? Serbest radikaller zararlıdır çünkü, bir kez oluştuklarında domino taşları gibi ardı ardına ilerleyen bir zincir reaksiyon başlatır, hücrelere ve DNA’ya zarar verir ve vücudumuzdaki hayati bileşenlerin oksitlenmesine bir diğer anlatımla, paslanmasına neden olurlar.

    Serbest radikaller, kanserin en büyük tetikleyicisi olmakla kalmayıp, kalp krizi, Alzheimer hastalığı, yaşlılığa bağlı adale bozulmaları ve katarakt oluşumu ve bağışıklık sisteminin güçsüzleşmesi gibi rahatsızlıklara da yol açar.

    ANTİOKSİDANLAR VE SERBEST RADİKALLER
    Antioksidanlar, serbest radikallerle tepkimeye girerek bunların başlattığı zincir reaksiyonu durduran ve böylece vücudumuzdaki hayati bileşenlerin zarar görmesini engelleyen moleküllerdir. Vücudumuzda birtakım antioksidanlar bulunsa da, düzgün çalışmaları ve yeterli miktara ulaşmaları için meyve ve meyve suyu ile zenginleştirilmiş bir beslenme alışkanlığıyla desteklenmesi gerekir.

    Damarlarımızın serbest radikaller tarafından bloke edilmesi kalp krizi, beyin kanaması, yüksek kolesterol vb birçok hayati rahatsızlığa yol açar. Bunların temizlenmesinde etkin rol oynayan ve bizi bu hastalıklardan koruyan antioksidanlar ise doğanın bir armağanı olarak meyve, sebze ve bunların suyunda bol miktarda bulunur.

    MEYVE SUYU VE ANTİOKSİDAN
    Meyve ve meyve suları A, C, E vitaminleri, karatenoid ve flavonoidler gibi birçok çeşit antioksidan bulundururlar. Ayrıca, antioksidan özellik gösteren pro-vitamin A (beta-karoten) ve selenyum da meyve ve sularında değişik miktarlarda bulunmaktadır.

    Kayısı da bol miktarda bulunan E vitamini kalp enfarktüsü riskini yüzde 40 azaltır, ayrıca aspirin gibi kanı sulandırıcı etkisi olup, böylece kan pıhtısı oluşmasını önler. Güçlü bir antioksidan olarak kanser, katarakt oluşumunu ve bağışıklık sistemin yaşlanmasını önler. Ayrıca sinir sistemi bozukluklarını ve insanın bağışıklık mekanizmasını güçsüzleştiren virüslerin (HIV) ilerlemesini engeller. E vitaminin doğal hali sentetik olanlarına göre iki kat daha etkilidir; dolayısıyla doğal olarak tüketilmesi etkinliğinde önemli bir faktördür.

    Portakal, greyfurt, limon, kivi, şeftali, mandalina, armut, çilek, ahududu, siyah üzüm gibi birçok meyvede bulunan C vitamini demir emilimini arttırır; kemik, deri, göz, kas, kan damarları ve diş eti dokusunu güçlendirir. Ayrıca, bağışıklık sistemini güçlendirerek, yaşlılıkta artan katarakt ve kanser riskini azaltır.

    Şeftali, kayısı,havuç gibi meyve ve sularında bol miktarda bulunan beta-karotenin gerekli kısmı A vitaminine çevrilir. Kalp krizi ve prostat kanseri riskini büyük ölçüde azalttığı belirlenen beta-karotenin kardiyovasküler hastalıklar ve katarakt oluşumuna karşı da etkili olduğu ortaya çıkarılmıştır.

    Domates, kırmızı üzüm ve bunların sularında bulunan bir diğer antioksidan likopen de prostat kanseri başta olmak üzere kanseri ve kalp hastalıklarını engelleyici özelliğe sahiptir.

    Portakallar ve bazı turuncu sebze çeşitleri yüksek miktarda lutein ve zeaksantin pigmentleri içerirler ve bu pigmentler gözleri güçlendirirler.

    Ayva, elma, armut ve bunların suyunda bulunan kuersetin ise kansere karşı etkilidir; kılcal damar, mide sağlığını ve bağışıklık sisteminin güçlenmesini sağlar; alerjilere ve katarakta karşı etkilidir.

    Üzüm çekirdeği, güçlü bir antioksidan ve serbest radikal çöpçüsüdür. Üzüm çekirdeğinden, rezveratrol denilen çok güçlü bir antioksidan elde edilir. Antioksidan etkisinin yanı sıra bağ dokusunu güçlendirerek kalp-damar sistemini korur, damar çeperlerinin esnekliğini sağlayarak damar sertliğine engel olur. Varis, hemeroid, ciltteki mavi lekeler ve yaşlılık lekeleri tedavisinde yararlıdır. Üzüm çekirdeğinde bulunan bu rezveratrol adlı antioksidan üretim aşamasında üzüm suyuna da geçmektedir

    Bazı çalışmalar üzüm ve nar suyu gibi antioksidanların, arterlerde plak ya da yağ birikimlerinin oluşmasına katkıda bulunabilecek düşük yoğunluklu lipoprotein (LDL) ya da “kötü” kolesterol gibi kan lipitlerinin oksidasyonunu önleyebileceğini doğrulamıştır.

    Narda ise polifenol, antosiyanin adlı antioksidanlar bulunur. Ayrıca, C vitamini, demir ve potasyum da bulunduran nar suyu, tansiyonun düşmesine, kötü kolesterole, kanser ve kalp hastalıklarına karşı güçlü bir savaşçıdır.

    Çikolata damar sertleşmesini önlüyor

    İstanbul Teknik Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Dilek Boyacıoğlu, İsviçre’de yapılan bir araştırmada, “çikolatanın damar sertleşmesini önleyerek ciddi kalp rahatsızlıklarını azaltabileceğinin belirlendiğini” söyledi.
    Çikolatada, antioksidan açısından zengin olduğu bilinen kırmızı şarap ve yeşil çay ile çilek, kiraz ve böğürtlen gibi meyvelerden daha fazla miktarda antioksidan bulunduğu tespit edildi.

    Prof. Dr. Dilek Boyacıoğlu, İsviçre’de kurulu Zürih Üniversitesi ile Kalp-Damar Merkezi ve Klinik Kimya ve Hematoloji Enstitüsü tarafından çikolatanın, insan sağlığı üzerindeki etkileri konusunda yapılan araştırmanın bu yılın başlarında sonuçlandığını söyledi.

    Çikolatanın sigara içenlerde damar sertleşmesinin oluşumunu engelleyerek her gün birkaç parça tüketimi ile ciddi kalp hastalıklarıriskini azaltabileceği konusunda yapılan çalışmada, normal çikolata (yüzde 74 kakao oranı) ve beyaz çikolatanın 20 sigara içen erkeğin damardan kan akışına etkisini karşılaştırıldığını ifade eden Boyacıoğlu, şunları kaydetti:
    “Sigara içenlerde, damar duvarlarını çevreleyen endotel hücreleribaşta olmak üzere birçok hücrenin aktivitesinin sürekli olarak bozulması nedeniyle, damarların koroner kalp hastalığının karakteristiği olan sertleşme ve daralmaya yatkın hale geldiği bilinmektedir. Araştırmada, sigara içen deneklerden, 40 gram çikolata yemeden 24 saat öncesinden antioksidan açısından zengin olan soğan, elma, lahana ve kakao ürünlerinden uzak durmaları istendi. Çikolata tüketiminden 2 saat sonra, ultrason taramaları sonucunda çikolatanın damarda akışın düzgünlüğünü önemli ölçüde geliştirdiği görüldü. Etkinin 8 saat boyunca sürdüğü de ortaya çıktı.”

    Kan örneklerinin analizlerine bakıldığında ise siyah çikolatanın damarlardaki bozulmayı yarı yarıya azalttığının belirlendiğini dile getiren Boyacıoğlu, “Çikolatanın damar sertleşmesini önleyerek ciddi kalp rahatsızlıklarını azaltabileceği belirlendi. Antioksidan düzeylerinde ise 2 saat sonra keskin bir artış saptanmıştır. Ancak bu etkiler beyaz çikolata ile gözlenmemiştir” dedi.

    Araştırmada çikolatada antioksidan açısından zengin olduğu bilinenkırmızı şarap ve yeşil çay ile çilek, kiraz ve böğürtlen gibi meyvelerden daha fazla miktarda antioksidan bulunduğunun tespit edildiğini belirten Boyacıoğlu, “Günlük olarak küçük bir bitter ve sütlü çikolata tüketiminin vücuda antioksidan alım düzeyini arttırabileceği ve damar sağlığını yararlı şekilde etkileyebileceği belirlendi” diye konuştu.
     
     
     
     
     
    KIRMIZI BİBER, KANSERLİ PROSTAT HÜCRELERİNİN YOK OLMASINI SAĞLIYOR
    Prostat kanserine karşı kırmızı biber
    ABD'li araştırmacılar, kırmızı biberin içinde etkin olarak bulunan ve acılığını veren bir maddenin, prostat kanseri hücrelerinin ''intiharına'' neden olduğunu ortaya çıkardılar.
    Los Angeles'taki Cedars-Sinai Hastanesi Kanser Enstitüsü ve
    California Üniversitesi'nde yapılan araştırmaya göre, acı kırmızı
    biberde yoğun olarak bulunan alkaloid madde ''kapsaisin'', kanserli
    prostat hücrelerine enjekte edildiğinde, bunların parçalanarak
    yokolmalarını sağlıyor.
    Araştırmada, laboratuvar farelerine nakledilen kanserli insan
    prostat hücrelerinin yüzde 80'inin ''kapsaisin'' karşısında imha
    oldukları ortaya çıktı.
    Sonuçları ''Cancer Research'' (Kanser Araştırması) dergisinde de
    yayınlanan araştırmaya katılan bilim adamlarından Sören Lehmann,
    kapsaisinin, insanlarda kanserli prostat hücre kültürleri üzerinde,
    yayılmayı önleyen güçlü bir etkisi bulunduğunu söyledi.
    Dünyada yılda 680 bin erkek prostat kanserine yakalanıyor.
    ABD'nin New Jersey eyaletindeki Rutgers Üniversitesi'nde yapılan
    bir başka araştırmada da kimyonun, prostat kanserini önleyici etkisi
    olabileceği belirlenmişti.
    Araştırma sonucunda, körinin içinde etkin biçimde bulunan
    kimyonun, tek başına veya özellikle karnabahar, karalahana, brokoli,
    brüksel lahanası, lahana, suteresi ve şalgam gibi sebzelerle birlikte
    pişirildiğinde prostat kanserinin tedavisi ve önlenmesi için
    potansiyel bir etkisi olabileceği bildirilmişti.
    Kanser önleyici kimyasal maddelere sahip ve ''phenethyl
    isothiocyanate'' veya kısaca PEITC içeren sebzeler ile kimyonun,
    antioksidan veya hastalıkları önleyici özelliklerine dikkati çeken
    araştırmacılar, bu tip bir beslenme biçiminin ABD'de erkekler arasında
    en yüksek ikinci ölüm oranına sahip prostat kanserini önlemede çare
    olabileceğine işaret etmişlerdi.
    İSOT-CAPSİCUM-ANİTUM
    Halk arasında isot (ısı otu), bilim çevrelerinde ise ''capsicum
    anitum'' adıyla bilinen kırmızı acı biber, sevilerek tüketilen ve
    kültürü yapılan bir bitki.
    Anavatanının Meksika olduğu sanılan ve Aztekler'in yazılı
    belgelerinde sözettikleri kırmızı acı biber, Avrupa'ya 15. yüzyılın
    sonlarında geldi, 16. yüzyılda kıta ülkelerine ve Osmanlı topraklarına
    yayıldı.
    Kırmızı biberi en çok tüketen ülkelerden olan Hindistan'a ise, bu
    bitki 17. yüzyılda Portekizliler tarafından ulaştırıldı. Hint ve
    Meksika mutfağında çok sık kullanılan kırmızı acı biber, Türkiye'de en
    fazla Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yetiştirilmekte ve tüketilmekte.
    L.T. Tresh adlı bilim adamı, 1846 yılında bibere acılığı veren
    maddenin kristal yapısında olduğunu tespit ederek, adını
    ''capsaicin-kapsaisin'' koymuştu.

    'CRESTOR' İSİMLİ İLACIN DAMAR TIKANIKLIĞINI ÖNLEDİĞİ ORTAYA ÇIKTI
    Tek hapla kalp krizine önlem
    Kolesterol düşürücü olarak geliştirilen 'Crestor' isimli ilacın damar tıkanıklığını önlediği ortaya çıktı.
    Atlanta'da düzenlenen Amerikan Kardiyoloji Derneği'nin 55. yıllık toplantısında konuşan Cleveland Clinic'ten Dr. Steven Nissen, toplantıda sunduğu bildiride "statin" esaslı ilacın atardamarların duvarında biriken yağ plakalarını (damar sertliği) yüzde 6.8 ila 9.1 oranında azalttığını açıkladı. Bunun daha önceki ilaçlarda gözlemlenmediğini belirten Nissen, "Araştırmalar, statin esaslı ilaçların damar sertliğinin ilerlemesini sadece yavaşlattığını göstermişti. Daha önce hiçbir ilacın damar sertliğini gerilettiğine rastlanmamıştı" dedi. Doktor Nissen yeni ilacın bu sayede gelişmiş ülkelerdeki birinci ölüm nedeni olan kalp-damar hastalıklarının tedavisinde çığır açabileceğini de sözlerine ekledi. İngiliz Telegraph gazetesi de AstraZeneca grubunun ürettiği ilaç sayesinde yüzlerce kişinin kalp krizi ve felç riskinden kurtulacağını yazdı. Kalp rahatsızlıklıklarındaki en temel nedenin damardaki yağ birikintileri ile ilerleyen yaşlarda ortaya çıkan ateroma (damar duvarının daralması) olduğunu yazan gazete, ilacın bu iki duruma karşı bu güne kadar geliştirilmiş en etkili yöntem olduğunu ileri sürdü. ABD, Avustralya, Kanada ve Avrupa'da yapılan klinik deneylerde, 507 hastaya iki yıl boyunca günde 40 mg "rosuvastatin'' (crestor'un jenerik adı) verildi ve hastaların 349'unda kötü huylu kolesterol yüzde 53.2 azalırken, iyi huylu kolesterol yaklaşık yüzde 15 arttı. Araştırma sonuçlarına göre ilacın doktor kontrolünde iki yıl boyunca kullanılması damarlar daralmalarını engelliyor ve damarlar 3-4 yıl gençleşiyor. 10 yıl boyunca kullanılması ise damarları 12-15 yıl gençleştiriyor. 2003 yılında İngiltere'de piyasaya sürülen ilaç henüz Türkiye'de satılmıyor.

    Yorum (yok) Yorum yaz!

    Egzersiz

     

    İnsanca yaşamak için; egzersiz

    Stresten ve monoton hayattan şikayetçiyseniz, vücudunuzun sesini dinliyorsanız, Fitness Uzmanı Seçkin Aydın'ın çağrısına kulak verin

    ÜLKEMİZDE spor salonlarına giden insanların büyük bir bölümü zayıflamak veya sağlık problemlerinden kurtulmak için egzersiz yapmaktadırlar. Yapılacak egzersizler her yaş ve cinsiyet için farklılık göstermesine rağmen bilinçsiz yapılan egzersizlerle vücutta istenmeyen sakatlıklar oluşabilmektedir. Böylece vücudun zarar görmesiyle egzersizden kaçınılmaktadır. Burada suçlu egzersiz değil egzersizin yoğunluğunun ve amacının bireye göre ayarlanmamasıdır. Bu durumda egzersiz salonlarında çalışan eğitmenlerin önemi ortaya çıkmaktadır. Vücuda ani yüklenmeler yapılmadan egzersize başlamak yerinde bir karar olmaktadır. Egzersiz sadece şişman veya rahatsızlıkların ortadan kaldırılmasında bir unsur olarak görülmektedir. Oysa sağlık için yapılmalıdır; genç yaşlı, kadın, erkek, zayıf, şişman herkesi kapsayan bir olaydır.

    İşte yararları
    Günlük yaşantısında stresten bunalan ve giderek monotonlaşan bir hayat insanları sağlıksız yapmaktadır. Daha sağlıklı olabilmek insanların içinde bulunan hormonlara bağlıdır. Anti - stres hormon olan Endorfin insanlarda egzersizle en yoğun şekilde salgılanmaktadır. Ve bu hormonun vücuttan salınımı sonucunda yorgunluktan ve stresten söz edilemez duruma gelinmektedir. İnsanların vücutları hareket metabolizması üzerine kurulmuştur, hareketsiz bir yaşam insanları yorgun, mutsuz ve sağlıksız yapmaktadır. Egzersizin vücuda yararlarını sıralamak gerekirse:

    Kalbin dakikadaki atım sayısını düşürür ve kalbi kuvvetlendirir.

    Damar sisteminin iyi çalışmasını ve damar elastikiyetini sağlar.

    Hormonol sistemleri devreye girmesini ve vücudun ihtiyacı olan hormonların salınımını düzenlenmesinde yardımcı olur.

    Şeker rahatsızlıklarında Tip I için alınan ilaçta azalma Tip II grubu için ise insilünin alınımının artmasıyla alınan ilaç azalma veya doktor kontrolünde insilün bağımlılığından kurtulmak mümkün olabiliyor.

    Yüksek tansiyon gibi rahatsızlıklara ilaç tedavisinin yanında egzersiz uygulamasıyla tansiyon problemi ortadan kalkıyor veya azalıyor.

    Kolesterolün düşmesinin yanında iyi kolesterolün (HDL) yükselmesi kötü kolesterolün (LDL) düşmesini sağlıyor.

    Hormonlar sayesinde psikolojik yönden güçlü olmamızı sağlıyor.

    Kondisyonumuzun artmasını, böylece hareketlerimizde rahatlık sağlıyor.

    Kaslarımızın güçlenmesini ve sakatlanma riskimizin azalmasını sağlıyor.

    Eklem ve tendonların kuvvetlenmesini sağlar.

    Solunum sistemimizin düzenli çalışmasını sağlar.

    Şişmanlığın artmasını engeller ve şişmanlığın tedavisinde önemli bir rol oynar.

    Osteoporozun tedavisinde önemli bir rol oynar.
    Bağışıklık sistemini kuvvetlendirir.
    Yukarıda saydığımız yararların dışında daha birçok yararları vardır. Bu yararları ilaçla sağlamak mümkün değildir. Vücudumuzun hastalıklarla daha iyi mücadele edebilmesi ise egzersiz yapmamızı bağlıdır. Egzersizin en iyi ilaç olduğu unutulmamalıdır.
    Planet Health Club Fitness Uzmanı Seçkin Aydın, genç yaşlı kadın erkek zayıf şişman herkesi bu spora davet ediyor, vücuda ani yüklenmeler yapılmadan başlanmasını öneriyor.
    Hareketsiz bir yaşam insanları yorgun, sağlıksız ve tabi mutsuz yapıyor. İşte egzersiz burada devreye giriyor; kalbi, solunumu, şekeri, yüksek tansiyonu, hormonları düzenliyor, adeleye kuvvet veriyor. Kısaca ilaçtan daha fazla iş yapıyor.
     
     
     
     
     
     
    Fast food beyin sağlığını bozuyor

    'Zihin Sağlığı Vakfı'nın araştırmasına göre, yararlı yağların, vitamin ve minerallerin eksik alınması ile fast food tarzı beslenme, 'depresyon, Alzheimer ve şizofreniye' neden oluyor

    İNGİLTERE'DE yapılan bir araştırma, son zamanlarda halkın beslenme tarzındaki değişikliklerin zihin sağlığı üzerinde olumsuz sonuçlara yol açtığını gösterdi. 'Sustain' adlı örgüt ile Zihin Sağlığı Vakfı'nca desteklenen araştırmanın sonuçlarına göre, fast food tarzı beslenme ile yararlı yağların, vitamin ve minerallerin eksikliği 'depresyon, Alzheimer ve şizofreni' ile doğrudan ilişkili. Araştırmacılardan Courtney Van de Weyer, "Vücudu iyi beslemek, zihni de iyi beslemek anlamına geliyor" dedi.

    ARAŞTIRMAYA göre, yemlerde kullanılan katkı maddeleri ve tarım ilaçları, hayvan organizmasında değişikliğe yol açıyor. Bu nedenle de insanlar, omega 6 adlı yağ asidini, omega 3'ten çok daha fazla tüketir hale geliyor. Bu dengesizliğe vitamin ve mineral eksikliği de eklenince, depresyon ve hafıza sorunları ortaya çıkıyor. Araştırma raporunda, beslenme tarzında aminoasitlere, özellikle de balık tüketimine daha fazla yer verilmesi gerektiği belirtiliyor.

    Beyne faydalı yiyecekler:

    Sebzeler (Lifli olanlar)
    Tohumlar ve fındık
    Meyve
    Buğday, kepek
    Organik yumurta
    Organik olarak yetiştirilen ya da vahşi olarak avlanan balıklar (Özellikle yağlı olanlar)

    Beyne zararlı yiyecekler:

    Kızartılmış fast food yiyecekler
    Rafine edilmiş ve işlenmiş besinler
    Alkol
    Şeker
    Çay ve Kahve
    Besinlere konulan bazı ek maddeler
    Tarım ilacı içeren besinler
     
     
     
     
     
     
    Kalbimizi korumak için nelere dikkat etmeliyiz?

    SORU: Koroner kalp hastalığını oluşturan risk faktörleri nelerdir? Nasıl korunabiliriz?
    (Acıbadem Hastanesi Kadıköy Kardiyoloji Bölüm Sorumlusu Dr. Nuri Çağlar)
    Koroner kalp hastalığında değiştirilebilen ve değiştirilemeyen risk faktörleri vardır. Ailede erken yaşta kalp krizi geçiren bireylerin bulunması, erkek cinsiyet ve ileri yaş değiştirilemeyen risk faktörleridir. Değiştirilebilen önemli risk faktörleri ise sigara kullanımı, şeker hastalığı, hipertansiyon ile kan kolesterolü ve trigliseridlerin yüksekliğidir. Sigaranın bırakılması, kan yağlarının düşürülmesi, şeker hastalığının ve hipertansiyonun erken yaşlarda tanınarak etkin biçimde tedavi edilmesi koroner kalp hastalığını önler (birincil koruma). Oluşmuş olan koroner hastalığın ilerlemesini yavaşlatır (ikincil koruma).
    Her erişkin kan basınçlarını ölçtürmeli, normal ise en az 2,5 yılda bir tekrarlanmalıdır. Ailesinde hipertansiyon öyküsü olanlar, şeker hastaları, şişmanlar ve kan yağlarında yükseklik bulunanlar ölçümleri daha sık yaptırmalıdır. Hipertansiyon tek başına kalp hastalığı riskini 2-3 kat artırır. Bu nedenle kan basıncı yüksekliği zamanında ve etkin tedavi edilmelidir.
    20 yaş üzerindeki kişiler en az 5 yılda bir açlık kan yağları düzeylerini (toplam kolesterol, LDL kolesterol, HDL kolesterol, trigliserid) ölçtürmelidir. Kolesterol düzeylerindeki her yüzde 1 lik düşüşün koroner kalp hastalığı riskini yüzde 2 oranında azalttığı belirlenmiştir.
    45 yaş üzerindeki her erişkin kan şekerini ölçtürmeli, değerler normal ise her 3 senede bir ölçümler tekrarlanmalıdır. Şişman olanlar, birinci derecede akrabalarında şeker hastalığı olanlar,doğum ağırlığı yüksek bulunanlar, gebelik sırasında kan şekeri yüksek bulunanlar, hipertansiyonu olanlar, HDL kolesterol 40 mg / dl nin altında ve trigliserid düzeyleri 250 mg / dl nin üzerinde olanlar ve daha önce kan şekeri ölçümleri yüksek bulunanlar kan şekeri ölçümlerini daha erken yaşlarda ve daha sık yaptırmalıdır. Kan şekeri yüksekliği tespit edildiğinde diyet ve ilaçla tedavi edilmeli, hastada diğer risk faktörleri de aranarak daha sıkı takip ve tedavi edilmelidir.
    Haftada 3- 4 kez 30 dakika süre ile orta derecede dinamik egzersiz (tempolu yürüyüş gibi) yapılmalı, gün içerisindeki fizik aktivite artırılmalıdır.
    Birinci derecede akrabalarında koroner arter hastalığı olanlar risk faktörlerinin değerlendirilmesi için doktora başvurmalı. Hipertansiyon, şeker hastalığı, kan yağlarında yükseklik ve şişmanlık gibi risk faktörleri olanlar hekim kontrollerini aksatmamalıdırlar.

    SORU: Enfarktüs ne demektir?
    (Acıbadem Hastanesi Bakırköy Kalp Damar Cerrahi Uzmanı Dr. Yusuf Kenan Yalçınbaş)
    Miyokart enfarktüsü, kalbi besleyen koroner damarların çok defa bir pıhtı ile tıkanması sonucu oluşur. Böyle bir durumda tıkanmış olan koroner damarların beslediği kalp kası oksijensiz kaldığı için kalbin o bölgesinde bir harabiyet meydana gelir. Halk arasında kalp krizi olarak adlandırılan bu olay sırasında hastalardan üçte biri ani ölümle hayatını kaybetmektedir. Tıkanmış olan koroner damarın 2-4 saat içinde yapılacak girişimlerle yeniden açılması halinde kalp krizleri, enfarktüs oluşamadan atlatılabilir. Bunun için ileri teknoloji ile donatılmış, uzmanlaşmış doktor, hemşire ve teknisyen kadrolarının 24 saat çalıştığı kalp krizi merkezlerine ihtiyaç vardır.Bu merkezlerde kalp krizi geçirmekte olan hastalar derhal anjio labaratuvarına alınır, tıkalı olan kalp damarı katater yolu ile yerleştirilen bir stent ile açılarak enfarktüs önlenebilir. Kateter ile açılması mümkün değilse, hasta hemen koroner by pass ameliyatına alınarak miyokart enfarktüsü oluşmadan hayata döndürülebilir.

    SORU: Koroner kalp hastalığının belirtileri nelerdir?
    (Acıbadem Hastanesi Kadıköy Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Nevnihal Eren)
    Koroner kalp hastalığında kalbe kan götüren ve kalp kasının beslenmesini sağlayan atardamarların daralması ve kalbe yeteri kadar kan taşıyamaması söz konusudur. Atardamarlar damar sertliği plakları ile yavaş yavaş daraldığında, dinlenmede kalp adalesi yeteri kadar kanlanabilir ancak egzersiz sırasında kalp kasının oksijen ihtiyacı arttığı için daralmış koroner damarlardan kalp adalesine giden kan yeterli olmaz. Bu koşullarda hasta egzersiz sırasında göğüs ağrısı hisseder ve ağrı istirahatle veya damar genişletici ilaçlarla geçer. Ağrı her iki kola ve çeneye yayılabilir. Bazen mide ağrıları ile karışabilir. Egzersiz sırasında bayılma, egzersiz sırasında nefes darlığının olması yine koroner hastalığının belirtisi olabilir. Bu belirtilerin herhangi birinin bulunması durumunda doktora danışılmalı ve tetkikler yapılarak belirtilerin kalp hastalığına bağlı olup olmadığı ayırt edilmelidir. Özellikle yaşlılarda ve şeker hastalarında koroner arter hastalığı olduğu halde göğüs ağrısı olmayabilir.
    Bazen de damardan belirgin darlık yapmayan ancak kolesterolden zengin ve yumuşak plaklarda ani çatlama olur, plak içeriği kan ile temas eder ve vücut bunu bir damar yaralanması olarak algılayarak çatlamış olan plak üzerine pıhtı yığılır. Damar hızla ileri derecede daralarak dinlenmede şiddetli göğüs ağrısı olur. Damar tam olarak veya tama yakın tıkanırsa kalp krizi meydana gelir. Kalp krizinde bulantı, kusma, fenalık hissi, şiddetli göğüs ağrısı olur. Bu koşullarda zaman kaybetmeden hasta ambulansla en yakın hastaneye nakledilmelidir. Tedavinin başarısında zaman çok önemlidir.

    SORU: Bir kimse hiçbir şikayeti olmadan kalp hastası olabilir mi?
    (Acıbadem Hastanesi Kadıköy Kalp Damar Cerrahisi Bölüm Sorumlusu Doç. Dr. Cem Alhan )
    Damarlardaki daralma ancak yaklaşık yüzde
    60-70 gibi ileri bir seviyeye geldikten sonra ancak şikayete yol açmaktadır, ki bu da oldukça ileri bir aşama demektir. Hastaların yaklaşık yüzde 30'unda
    ise kalp damarları tamamen tıkalı olmasına rağmen hiçbir şikayet ve bulgu vermemektedir. Hastalar bunu
    günün birinde kardiyoloji kontrolünde sürpriz
    olarak öğrenmektedirler. Bu oran diyabetik yani
    şeker hastalarında çok daha yüksektir. Şeker sinir uçlarını zayıflattığından, hasta herhangi bir şikayet hissetmemektedir. Koşarken, yüzerken, spor
    yaparken vs. herhangi bir şikayeti olmaması asla kalp damarlarının normal olduğu anlamına gelmemektedir.

    SORU: Çocuklarda görülen kalp hastalıkları, doğum öncesi tespit edilebilir mi? Yeni doğan bebeklerde kalp ameliyatı yapılabilir mi?
    (Acıbadem Hastanesi Bakırköy Pediatrik Kardiyoloji Uzmanı Prof.Dr.Ayşe Sarıoğlu)
    Çocuk kalp hastalıklarının büyük bir çoğunluğu doğumsal hastalıklardır. Hamilelik sırasında fetal ekokardiyografi dediğimiz işlemle, anne karnındaki bebeğin kalbini görüntüleyerek doğumsal kalp hastalıklarının çok büyük bir oranda tespit edilebilir. Doğumsal kalp hastalıklarının önemli bir kısmında bebekler doğumdan hemen sonra bazı müdahale ve kalp ameliyatlarına ihtiyaç gösterirler. Doğumsal kalp hastalılığı tespit edilen bebeklerin doğumlarının, yenidoğan bebeklere kalp ameliyatları uygulayabilen merkezlerde gerçekleştirilmesi, bu bebeklerin yaşatılabilmesi ve sağlıklı bir çocuk haline getirilebilmesi açısından büyük önem taşır. Bazı doğumsal kalp anomalilerinde doğumdan hemen sonra yapılacak açık kalp ameliyatları ile tamamen düzeltilebilme şansı vardır. Aksi halde doğumdan birkaç hafta sonra bu imkan ortadan kalmaktadır.


    SORU: Kalp-damar hastalığı konusunda risk faktörleri nelerdir?
    (Acıbadem Hastanesi Kadıköy Kalp Damar Cerrahisi Bölüm Sorumlusu Doç. Dr. Cem Alhan)

    Sigara
    Kolesterol yüksekliği
    Diyabet
    Hipertansiyon
    İleri yaş
    Erkek cinsiyet ve menopoz sonrası bayan cinsiyet
    Ailede kalp damar hastalığı hikayesi olması
    Göbek çevresinden alınan kilolar
    Fiziksel aktivitenin az olması
    Homosistein yüksekliği
    Hs-CRP yüksekliği
    Psikososyal stresler

    SORU: Damar sertliği (ateroskleroz) nedir?
    (Acıbadem Hastanesi Kozyatağı Kardiyoloji Uzmanı Dr. Erkan Ekicibaşı)
    Yaygın bir hastalık olan ve tüm damar sistemini etkileyen damar sertliğinin gelişimi çocukluk yaşlarından itibaren başlamaktadır. Hastalığın belirtilerinin ileri yaşlarda görülmesi nedeni ile erken yaşlarda tanısı zordur. Günümüz bilgilerine göre damar sertliği , belirli bir genetik altyapı ve riske sahip kişilerde, çevresel risk faktörlerinin etkisi ile ortaya çıkan bir durumdur. Damar sertliği oluşumunda yüksek kolesterolün yanında diyabet, hipertansiyon, sigara içimi ve genetik geçişin rolü kanıtlanmıştır. Yapılan çalışmalarda yüksek kolesterol düzeylerinin düşürülmesiyle, damar sertliği riskinin azaldığını gösteren oldukça fazla bulgu tedaviye yansımıştır.

    SORU: Daralmış koroner damarlar neden göğüs ağrısına yol açar?
    (Acıbadem Hastanesi Bakırköy Kardiyoloji Uzmanı Dr. Kemalettin Şişli)
    Vücudun her yerinde o bölgeye kan, dolayısı ile de dokunun kullanacağı gıda maddeleri ve oksijeni taşıyan damar sistemleri vardır. Koroner damarlar da kalbin kendisini besler. Kalbi besleyen atardamarlarda daralma veya tıkanıklık olduğunda kalp gerekli gıda ve oksijeni alamaz. Kalp gereğinden daha az besin ve oksijenle çalışmak zorunda kalır. Fiziksel yorgunluk, stres ve ağır yemeklerden sonra kalbin daha fazla çalışması gerektiğinden oksijen ihtiyacı artar. Daralmış olan damar yatağı oksijen ihtiyacını karşılayamaz ve bu göğüs ağrısına neden olur. Kalp damarlarının hepsi açıksa sorun yoktur. Bir veya birkaçının iç hacmi daralmış ise göğüs ağrısı (anjina) oluşur. Eğer damar tamamen tıkanır ve kan akımı durursa, kalp krizi gelişir.

    Kalp krizinde yeni tedavi yöntemi: Kök hücre
    SORU: Kök hücre nedir?
    (Acıbadem Hastanesi Kadıköy Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Sinan Dağdelen)
    Kalp hastalıklarının tedavisinde cerrahi yöntemler, ilaç tedavisi ve "yaşam değişikliği" tedavileri uygulanıyor. Kök hücre uygulamaları bilimsel araştırmalar aracılığıyla çok önemli noktalara gelmiştir. Gelecek açısından ümit vaad edicidir ve bu konudaki araştırmalar devam etmektedir. Günümüzde daha çok henüz yeni kalp krizi geçirmiş hastalar üzerinde çalışılıyor. Son yıllarda uygulanmakta olan kök hücre naklinde birkaç yöntem bulunuyor. "Direk injeksiyon" yönteminde kalbin içine bir "kateter" yoluyla girilip, "injeksiyon" yapılarak kök hücreler naklediliyor. İkinci yöntemde, kalp damarının içine girilerek damar açılıyor. Ardından damarın içine balon konularak, balonun içinden kök hücreler, kalbin odacıklarını besleyen özel bölgeye yerleştiriliyor. Üçüncü yöntemde ise,
    by-pass gerektiren hastalara ameliyat sırasında kalp açılmışken kalbin üstüne iğneyle bu kök hücreler veriliyor. Hastanın kendi kanından elde edilen kök hücreler hasarlı kalp bölgesine koroner anjiografi laboratuarında lokal anestezi
    yerleştirilerek canlanma sağlanmaya çalışılıyor. Bu yarar
    3-6 ay sonra bekleniyor, her hastada arzu edilen kadar
    başarılı olamayabiliyor.

    SORU: Kalbi durdurmadan veya çalışan kalpte yapılan koroner bypass ameliyatından bahsediliyor. Bu işlem her hasta için uygulanabilir mi?
    (Acıbadem Hastanesi Bakırköy Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Ersin Erek)
    Açık kalp cerrahisi teknikleri ile yapılan koroner bypass ameliyatlarında,kalp ve akciğer durdurularak hasta kalp akciğer makinesine bağlanır ve ameliyat bu şekilde tamamlandıktan sonra kalp akciğer makinesi devreden çıkarılır.Bu sistem birçok hastada sorun yaratmadan uygulanabilmektedir,ama tamamen sorunsuz olduğu söylenemez. Son yıllarda kalp akciğer makinesi kullanılmadan çalışan kalpte bypass ameliyatları uygulanmaya başlanmıştır. Ancak bu tekniğin klasik tekniğe üstünlük sağlayıp sağlamadığı yapılan çalışmalarda net bir şekilde ortaya konamamıştır. Başlangıç dönemlerinde popülerite kazanan bu teknik artık birçok merkezde giderek azalan sayıda ve daha seçilmiş hastalara uygulanmaktadır.
     
     
     
     
     
     
    Antibiyotiğin fazlası zarar
    Gereksiz antibiyotik kullanımı, vücutta hücre ölümüne ve direncin düşmesine neden oluyor.
    İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kulak Burun Boğaz Servisi Şefi Prof. Dr. Semih Öncel, gereksiz antibiyotik kullanımının, vücutta hücre ölümüne ve direncin düşmesine neden olduğunu ve hastalığı tetiklediğini söyledi.
    'Grip için C vitamini kullanın'
    Prof. Dr. Öncel, son zamanlarda havaların değişken bir yapı izlemesiyle birlikte gribal enfeksiyon yolları şikayetiyle hastanelere başvuran vatandaşların sayısında artış olduğunu söyledi. Gribin, önceden alınacak tedbirlerle önüne geçilmesinin önemli olduğunu ifade eden Prof. Dr. Öncel, bunun için de bol C vitamini tüketilmesi gerektiğini bildirdi.
    Prof. Dr. Öncel, gribin en önemli belirtilerinin üşüme, titreme, vücutta kırgınlık, halsizlik ve yüksek ateş olduğunu belirterek, bu tür şikayeti olan kişilerin bir uzmana başvurması gerektiğini anlattı.
    'Rastgele antibiyotik kullanmayın'
    İnsanların gribe yakalanmaması için kalabalık ortamlardan uzak durması, tokalaşırken dahi dikkatli olması gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Öncel, şunları kaydetti: 'Grip, evde alınacak önlemlerle atlatılabilir. Ancak belirtilerinuzun sürmesi halinde uzmana başvurulması gerek. Grip virüs kökenli birhastalık. Bu tip hastalıklar ilerlediğinde daha ciddi ve kalıcı bozukluklara neden olabilir. Bu hastalığı atlatmanın en önemli yolu, dinlenmektir. Antibiyotik kullanımı önerilecek ilk tedavi şekli değildir. Hastalık, mikrobik olaylarla birleşip ilerlediğinde, hekim kontrolünde antibiyotik kullanılmalıdır. Gereksiz yere antibiyotik kullanımı, vücutta hücre ölümüne ve direncin düşmesine neden oluyor. Rasgele antibiyotik kesinlikle kullanılmamalıdır.'
    Sağlıklı gözler için bol meyve yiyin
    Gençlerin, ileri yaşlarda da dünyayı net görebilmeleri için bol bol meyve yemeleri gerek. Böylece görme kayıpları yüzde 36 azalıyor
    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet
    Gözlerimiz, sağlığımız konusunda bize çok önemli ipuçları verir. Gözlerimizde oluşan bazı sorunlar kimi zaman vücudumuzdaki çok önemli hastalıkların habercisi olabilirler.
    Örneğin kataraktta, göz merceği saydamlığını kaybeder ve görme azalır. Glokom, göz içi basıncının yükselmesi nedeniyle görme sinirinin giderek zayıflamasına ve görme kaybına yol açar.
    Erişkinlerde görülen göz hastalıklarının birçoğu daha az sıklıkla olmak üzere bebeklerde ve çocuklarda da görülebilir.
    A vitamini almak önemli
    Göz sağlığımızı olumsuz etkileyen hastalıklar arasında ise kronik diyabet ve tansiyon yer alır. Özellikle diyabet, gözde katarakt, glokom ve en önemlisi diyabetik retina hastalığına sebep olabilir. Diyabetlerde görme kaybı gelişme ihtimali normalden 25 kez daha fazladır. Diyabette beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi gerekir. Bu da glisemik indeksi düşük besinleri ve posalı yiyecekleri tercih etmekle, öğün atlamamakla, aşırı yağlı yiyeceklerden sakınmakla, şeker ve şekerli yiyeceklerden uzak durmakla olur.
    Gece iyi görememe olgusu ise genellikle A vitamini ve çinko eksikliğinden ileri gelir. En iyi A vitamini kaynakları havuç, ıspanak, lahana, portakal ve sarı renkli meyvelerdir.
    Sigara tiryakilerinde B12 eksikliğiyle birlikte görülen ender bir göz hastalığı ise tütün körlüğü olarak bilinir.
    Erken yaşlarda düzenli olarak ve bol bol meyve yemek, ilerleyen yaşlarda görme kayıplarını önemli oranda önler. Araştırmalar düzenli olarak günde üç öğün meyve yiyenlerde, yaşlılıkta görme kayıplarının yüzde 36 azaldığını ortaya koyuyor. Çoklu vitamin almak, katarakt riskini yüzde 60 azaltıyor. Özellikle çoklu vitamin hapında bulunan E ve C vitaminlerinin, katarakt riskini indirmede önemli rolü olduğu belirtiliyor.
    Havuç
    Havuç içerdiği özel şekeri, A vitamini ve bol vitaminleri ile karaciğeri kuvvetlendirir, vücuttaki üre asidinin, ürat tuzlarının, benzeri yorgunluk maddelerinin idrarla dışarı atımına yardımcı olur. İçerdiği beta-karoten sayesinde gözleri korur ve bağışıklık sistemini kuvvetlendirir.
    Göz için doğal reçeteler
    Ceviz yapraklarının kaynatılması ile elde edilen sıvıya batırılan temiz bir bez parçası göz üzerine konursa göz iltihaplanmalarını önler.
    Göz nezlesi ve kanlanmasında gül yapraklarından yapılan çayla göz banyosu yapmak çok etkili olur.
    Havuç gözleri kuvvetlendirir.
    Kavun göz nezlesine iyi gelir.
    Maydanoz suyu ile yapılan göz banyosu gözkapağı iltihaplarını iyileştirir.
    Rezene tozu karıştırılan suyla yıkandığında gözler kuvvetlenir.

    Sebze ve meyve sağlık kalkanı
    Günde 2-5 porsiyon meyve, 2-8 porsiyon sebze tüketmek hem kalp-damar hastalıklarına, hem de bazı kanser türlerine karşı korunma sağlıyor
    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet
    Beslenme alışkanlıkları kardiyovasküler hastalıklar ve kanserde önemli rol oynuyor. Yüksek oranda sebze ve meyve tüketimi birçok kronik hastalıklardan korunmada etkili. Araştırmalara göre Batı ülkelerinde günde 3 ve üzeri porsiyon meyve tüketiliyor ki bu rakam kronik hastalıklardan korunmada yeterli bir rakam değil. Normalde günde 2-5 porsiyon arasında meyve, 2-8 porsiyon arasında sebze tüketmek gerekiyor.
    Sebze ve meyve tüketimi ile, kalp-damar hastalıkları, bazı kanser türleri, inme, Alzheimer hastalığı, katarakt ve yaşla ilintili fonksiyonel kayıp riskinin azalması arasında kuvvetli bir ilişki var. Bu etkinin sebze ve meyvelerin içerdiği diyet posası, folat, potasyum ve C vitamini, E vitamini, beta-karoten gibi antioksidan vitaminler dışında güçlü antioksidan etkinlik gösteren biyoaktif fitokimyasal bileşenlere bağlı olduğu belirtiliyor.
    Liflerin gücü
    Vücudumuzda gerçekleşen ve oksidasyon denen bir grup kimyevi reaksiyon sonucunda ortaya çıkan bazı maddeler, bilhassa DNA üzerinde hasara yol açarak çeşitli hastalıklara zemin hazırlar. Sebze ve meyvelerde bulunan lifler, yediklerimizle birlikte istemeden alınan çeşitli zararlı maddeleri emerek dışkı ile vücuttan atar.
    Amerikalı kadınlar üzerinde yapılan bir diğer araştırmaya göre, günde iki porsiyondan fazla sebze ve meyve tüketenlerde, akciğer kanseri görülme riski yüzde 21-32 oranında daha az. Ayrıca, karnabahargiller (lahana, brokoli, karnabahar), turunçgiller ve karotenden zengin sebzelerin akciğer kanserinin gelişme riskini azalttığı bildiriliyor.
    Turunçgiller
    Greyfurt: Sindirimi uyarır. Diş etlerinin kanamasını azaltır, soğuk algınlığına iyi gelir. Lifleriyle yenirse, kolesterolü düşürür.
    Portakal: Soğuk algınlığı, grip, incinme, kalp hastalığı ve felçten korunmaya yardım eder.
    Mandalina: Enfeksiyonlarla savaşmayı kolaylaştırır.

    Antioksidan ve hücre koruyucusu: Selenyum

    En çok deniz ürünleri, karaciğer ve ette bulunan selenyum, dokuların yaşlanma sürecini yavaşlatıyor
    TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet
    Selenyum, vitamin E ile birlikte güçlü bir antioksidan ve hücre koruyucusu olarak çalışır, özellikle glutatyon peroksidaz enziminin yapısında rol alır. Dokuların oksidasyon nedeniyle zarar görmesini engeller. Erken yaşlanmanın önlenmesi üzerine de olumlu etkileri vardır.
    Erkeklerin selenyuma kadınlardan daha çok ihtiyaç duydukları düşünülür. Erkeklerde bulunan selenyumun yarısı üreme sisteminde bulunur. Vücuttaki selenyum miktarı 1 mg'den azdır. Bağırsaklardan yüzde 60 oranında emilir ve vücutta erkeklerde testiste, her iki cinste dalak, böbrek ve pankreasta bulunur.
    Neye yarar?
    En önemli etkisi antioksidan özelliğidir. Bu özelliği ile kalp krizlerini önlemede de yardımcıdır. Hücrelerin, dolayısıyla dokuların yaşlanma sürecini yavaşlatır.
    Sigara, alkol, okside yağlar, cıva, kadmiyum gibi insanlara zararlı maddelerin etkilerini azaltır. Protein sentezine, büyüme ve gelişmeye yararlıdır. Kan hücrelerinin kromozomlarının zarar görmesini önler. Spermlerin üretimine ve canlılığına olumlu etki yapar.
    Selenyumun en yaygın kullanımı kanser ve kalp hastalıklardan korunma amaçlıdır. Bağışıklık sistemini güçlendirmek ve deri sağlığını artırmak amacıyla kullanılabilir. Keshan hastalığı olarak tanımlanan bir kalp damar hastalığı üzerinde etkilidir.
    Selenyum eksikliği, toprağın selenyum açısından zenginliğiyle doğrudan bağlantılıdır. Toprakları bu mineral açısından fakir yörelerde selenyumdan zengin yörelere göre meme, akciğer ve kalınbağırsak kanserlerinin sık görülmesi söz konusudur.
    Kas yapısında zayıflığın belirmesi, kalp ve damarlardaki esneme kabiliyetinin azalması eksikliğinin belirtilerindendir. Çocuklarda eksikliği fetal kardiyomyopatiye neden olur.
    Selenyumun sürekli alımı zararlı olabilir. Görme, kas ve kalple ilgili sorunlar, diş çürümeleri, ağızda kötü bir tat ve koku oluşumu, deride değişiklikler, saçta dökülme ve tırnakta kırılma görülebilir.
    Selenyumu En Bol Yiyecekler:
    En zengin kaynakları deniz ürünleri, karaciğer, böbrek ve diğer etlerdir. Tahıllar ve tohumlarda da selenyum bulunur fakat bu, bitkinin yetiştiği toprağın selenyum miktarına bağlıdır. Sebzeler ve meyveler iyi kaynaklar değildir.
    Patates 200 gram (903 mikrogram)
    Tonbalığı 85 gram (69 mikrogram)
    Yumurta, 1 orta boy (31 mikrogram)
    Ayçekirdeği 28 gram (22 mikrogram)
    Hindi göğsü: 85 gram (27 mikrogram)
    Tavuk göğsü: 85 gram (22 mikrogram)
    Ekmek (1 dilim=25 gram) (10 mikrogram
    BALIK
    Beyaz etli ve iri balıklar, vücuda çok gerekli olan selenyum içerir. Hamsi, istavrit gibi küçük balıklar ise iyi bir kalsiyum kaynağıdır.
    Ne kadar: Haftada 2-3 kez, 180 - 200 gr tüketilebilir.
    Günlük selenyum ihtiyacı
    Çocuklar:
    1 - 6 yaş arası: 20 mikrogram
    7 - 10 yaş arası: 30 mikrogram
    Erkekler:
    11 -14 yaş arası: 40 mikrogram
    15 -18 yaş arası: 50 mikrogram
    19 -51 yaş ve üstü: 70 mikrogram
    Kadınlar:
    11 - 14 yaş arası: 45 mikrogram
    15 - 18 yaş arası: 50 mikrogram
    19 - 51 yaş ve üstü: 55 mikrogram

    Yorum (yok) Yorum yaz!

    PRATİK BİLGİLER

    PRATİK BILGILER


    Tuz Miktarı :
    Yemeklere konan tuz miktari pisen yemegin cesidine gore degisir.
    Sulu ve soslu yemeklere baslangicta az tuz koyun,yemek pisince tekrar ilave edebilirsiniz.
    Kirmizi etli yemege,iyice pistikten sonra, beyaz etli yemege pismesine yakin tuz koyarsaniz yemekler daha lezzetli olur.


    Yemek Tuzluysa :

    Yemek tuzluysa fazla tuzunu almak icin,1 adet patatesi soyup yemeginize dograyin.bir kac dakika kaynatin.

     

     

     

     

    Banyoda, mutfakta, oturma odasında, çocuk odasında, evinizin her hangi bir köşesinde her zaman ekstra bir rafa ihtiyaç duyulur. Bunu kolay ve zevkli bir şekilde kendi emeğinizle hazırlamak isterseniz, bu önerimiz hoşunuza gidecektir.

    Mahallenizdeki camcıdan istediğiniz ölçülerde (raf için kullanılabilecek ölçülerde) kalın camlardan kestirin. Ayrıca bunu duvara tutturmak için köşebent denilen malzemeye de ihtiyacınız olacak.

    Raflarınızı biraz süslemek için camın bir tarafına, kendinden yapışkanlı dekoratif, temizlemesi kolay olan, hazır satılan kağıtlardan yapıştırabileceğiniz gibi, başkaca hoşunuza giden dekoratif bir kağıdı, şeffaf bir tutkal yardımı ile de yapıştırabilirsiniz. Hatta çocuk odalarına yapacağınız rafları çocuğunuzun yaptığı resimlerle dekore edebilirsiniz. Bunun için resmin cama yapıştırılması gerekir ve resmin özelliğini kaybetmemesi için de, şeffaf tutkal kullanmanız lazım. (Yani rafa yukarıdan baktığınızda resim camın altında kalacak, ama camdan görünebilecek şekilde hazırlayacaksınız.)

    Hazırladığınız rafları duvarın istediğiniz kısmına tutturduğunuz köşebentlere yerleştirin. Mutfakta baharat takımınızı, banyoda şampuanları, oturma odasında kitapları, çocuk odasında değerli oyuncakları nereye koyayım diye düşünmeyin artık…



    Mumlar :

    Mumlari kullanmadan once iki saat derin dondurucuda bekletirseniz daha uzun omurlu olurlar.


    Et Yemekleri :

    Et yemeklerine katilan bir miktar sarap etin iyice yumusamasini ve lezzetli olmasini saglar.


    Sütünüz Kaymak Tutmasın :

    Sut kaynarken icine bir parca tuz atarsaniz kaymak tutmasini onlemis olursunuz.


    Sütün Taşmasını Önlemek :

    Sutu kaynatacaginiz tencerenin agiz kismina sivi yag surerseniz sutun tasmasini onlemis olursunuz.

    Çatal Biçak Temizlerken :

    Catal bicaginiz uzerinde lekeler olusmussa,onlari camasir suyuna batirabilirsiniz.Camasir suyu hem temizler hemde mikroplardan arindirir.Daha sonra iyice durulayin.


    Kristaller :

    Kristalleri yikadiktan sonra icine sirke ve tuz konmus su ile durularsaniz piril piril olurlar.


    Kek Kalıbı :

    Kek kalibina yagli kagit doseyin.Kagidin uclari kek kalibindan yuksek olsun.Keki firindan cikardiginiz zaman,kagidin uclarindan tutup keki kaliptan cikarabilirsiniz.


    Soğan Sarımsak Kokusu :

    Ellerdeki sogan,sarimsak kokularini giderebilmek icin ellerinizi haslanmis patatasle ovun.


    Sigara Küllükleri :

    Sigara kulluklerini tuzla silerseniz piril piril olur.


    Etiket İzi :

    Cesitli esyalarin ustundeki etiket izini mobilya cilasi surup kuru bezle silerek cikarabilirsiniz.


    Cay Lekesi :

    Pamuklu ve yünlülerde : Leke tazeyse, ilik suya bastirilmis bir bezle ovulur. Eskimis ise, içine limon suyu katilmiþ ilik suda islatilmiþ bir pamuk parçasiyla silinir. Ilik su ile çalkalanir.


    Etleri yumuşatmak için :

    Limon suyu etleri yumusatir. Sert etler bile limon suyu ilave edilerek pisirilirse hem yumusak ve lezzetli olur, hem de çabuk piser.


    Ekmeğin küflenmemesi için :

    Ekmegin küflenmemesi için ekmek kutusuna artan ekmeginizi koyarken ufak bir kabin içine de tuz koymayi da ihmal etmeyin.


    Yumurta kırarken :

    Yumurtanin aki ve sarisinin birbirine karismamasi icin buzdolabindan cikarir cikarmaz kirin.


    Kek kalıbı :

    Pisirdiginiz kek kaliptan cikmiyorsa kalibin altina islak bir bez yayip biraz bekletin.


    Makarna pişirirken :

    Haslama suyuna, azicik siviyag katilirsa hem su kaynayinca tasmaz, hem de makarnalar birbirine yapismaz.


    Yemek taşarsa :

    Yemegin tastigi yere hemen bolca tuz serpin. Ocak soguyuncaya kadar oylece kalsin. Soguduktan sonra kolayca temizlenir.


    Salata :

    Salatayi erken yapmaniz gerekirse bozulmamasi icin uzerine nemli bir bez ortun ve sosunu koymayin. Sofraya alirken sosunu ilave edin.

    Lavaboyu temizlerken :

    Tuz lavabolarin temizlenmeside cok iyi yardimcidir. Kotu kokulari giderdigi gibi bastirilarak silince iyide temizler.


    Vazodaki çiçekler :

    Vazodaki ciceklerin uzun omurlu olmasi icin suyunabir adet asprin atılır.
     
     
     
     
    1. Hızlı kilo verip tekrar almak vücudunuzun zayıflamaya karşı direncini arttırır ve giderek kilo vermeniz zorlaşır. Metabolizma alt üst olur.

    2. Yapılan yeni araştırmalara göre meyve, sebze ve yeşil bitkileri bol yiyen kişilerin daha az kanser ve kalp hastalığına yakalandığı tespit edilmiştir.

    3. Rastgele diyet, rastgele sağlık yani sağlıksızlık demektir. Tekrar ediyoruz, lütfen sağlığınızı hafife almayın. Hayatı, sağlığı ve mutluluğu önemseyin.

    4. Duvarınıza çivi çakacağınız zaman işaretlediğiniz yerin üzerine çapraz bant yapıştırın. Çiviyi öyle çakın, böylece duvarın alçısını çatlatmamış olacaksınız.

    5. Kek kalıbınızın içine hamurunuzu dökmeden önce ortasına bir şerit alüminyum folyo koyun. Böylece kekinizi pişirdikten sonra kolayca çıkarabilirsinız.

    6. Bayatlamış ekmeklerin üzerine su serpin ve folyo kağıda sarıp 5-10 dakika fırınlayın. Böylece taptaze olacaktır.

    7. Fırında patates yapmadan önce 10-15 dakika haşlayın ve çatalla delin. Böylece daha kolay pişecektir.

    8. Patlıcanları pişirmeden önce tuzlayın ve bir süre bekletin. Daha sonra soğuk sütten geçirin ve kurulayın. Patlıcanlar daha lezzetli olacaktır.

    9. Kök ve yaprakları beraber yenilen sebzeler pişirilirken önce kökleri ince doğranıp tencereye konmalı. Yaprakları ise daha sonra ilave edilmeli. Böylece besin değerleri kaybolmayacaktır.

    10. Öğünler arasında acıktığınızda kuru erik yiyin. Kuru erik kan şekerinin düşmesini engeller. Ancak fazla abartmayın çünkü bir kuru erikte 8 kalori var.

    11. Evde pasta yaparken kullandığınız meyve ve şekerlemelerin dibe çökmesini istemiyorsanız pastanıza bir miktar mısır unu ilave edin. Meyveler pişerken suları yoğunlaşır ve dibe çökmezler.

    12. Patates pürenize değişik bir koku vermek istiyorsanız içine bir miktar hindistan cevizi atın. Tadının çok değiştiğini göreceksiniz.

    13. Yaptığınız böreğin daha lezzetli olmasını ve kıvamında pişmesini istiyorsanız fırına koymadan önce birkaç saat buzdolabında bekletin. Böylece çok daha lezzetli olacaktır.

    14. Kahvaltı ya da çay saati için hazırladığınız hamur kızartmalarının daha lezzetli olmasını istiyorsanız, hamura eklediğiniz kabartma tozuna biraz toz şeker katın.

    15. Satın aldığınız kır çiçeklerinin daha uzun süre dayanarak vazoda güzelliklerini korumasını istiyorsanız, suyuna birkaç damla çamaşır suyu koyun. Daha uzun ömürlü olacaklardır.

    16. Pamuklu giysilerinizin çekmemesi için ilk yıkamada bir gece soğuk suda bekletin, sonra yıkayın, çekmeyeceklerdir.

    17. Hamur işi ile uğraştığınız zaman mutfağınızın tezgahı kirlenir. İşiniz bitince tezgahı kolayca temizlemek için bir miktar tuz serpin ve nemli bir bezle silin. Böylece tezgahınız kolayca temizlenecektir.

    18. Duvar kağıtlarını yenilemek istediğinizde eski kağıtları çıkarmak her zaman sorun olur. Ilık su dolu bir kaba bir miktar bulaşık deterjanı dökün ve karışıma batırdığınız süngerle duvar kağıtlarını silin, kolayca çıkacaklardır.

    19. Hazırladığınız pudingi soğuturken üzerinin kaymak bağlamasını istemiyorsanız, puding sıcakken üzerine toz şeker serpin ya da devamlı karıştırarak soğutun.

    20. Evinizdeki menekşelerin daha çok çiçek vermesini istiyorsanız, toprağına yumurta kabukları karıştırın. Böylece menekşeleriniz daha sağlıklı ve daha güzel çiçekler açacaktır.

    21. Dirsek ve topuklarınızın sertleşmesini istemiyorsanız bir dilim limon ile ovun. Böylece yumuşacık olacaklardır.

    22. Elma her zaman formunuzu korumak için ideal bir iştah kesicidir. Ayrıca sabah aç karnına yendiğinde bağırsakları çalıştırır.

    23. Satın aldığınız kahveyi taze saklamak istiyorsanız cam kavonoza boşaltıp içine iki adet kesme şeker atın. Ağzını sıkıca kapatın. Kahvenizin taze kaldığını göreceksiniz.

    24. Limondan daha fazla su elde etmek istiyorsanız, limonu yıkayıp kuruladıktan sonra çatalla bir kez delin, sonra suyunu sıkın.

    25. Satın aldığınız kiviler çok sert ve ham ise bir gece boyunca plastik bir torbada elma veya armutla saklayın.

    26. Eğer ayaklarınız çok ısınıp şişiyorsa onları saatlerce sıcak suda bekletmeyin, aksine kolonya ile ovalayın. Bilekleriniz ve ayaklarınız şişmeyecektir.

    27. Eğer ayaklarınız çok hassas ise, sıcak havalarda şikayetleriniz artıyorsa, her sabah bir kaç damla zeytinyağı ile ovalayın.

    28. Eğer cildiniz kuru ise bir muzu ezin, içerisine bir çay kaşığı bal veya bademyağı karıştırıp yüzünüze sürün. Birkaç dakika bekleyip ılık su ile yıkayın.

    29. Kuru fasulyeleri dağılmadan pişirmek istiyorsanız tuzu ve salçayı ya da domatesleri fasulyeler yarı piştikten sonra koyun.

    30. Kızartma kokularının bütün eve yayılmaması için yağın içine bir iki dal maydanoz atın.

    31. Ekşi elma şeker hastaları için ideal bir meyvadır. 100 gramında 58 kalori bulunur. Kan yapıcı özelliğinden ötürü doktorlar tarafından büyüme çağındaki çocuklara ve hastalara önerilir. Hazmı kolaylaştırır, böbrekleri çalıştırır.

    32. Maydonozdan daha fazla yararlanmak için saplarını da kullanın. Maydonoz saplarını atmayıp iyice temizledikten sonra çorbalarda kullanabilirsiniz.

    33. Az miktarda yağ, süt, su vs. ısıtmanız gerektiğinde tencerenizi kirletmenize gerek yok. Bir kepçe yardımı ile bu işleri hemen yapabilirsiniz.

    34. Şekerlenmiş reçelinizi sakın atmayın. Benmari usülü ile ısıtarak eski haline döndürmeniz çok kolay. Böylece reçeliniz eski kıvamına gelecektir.

    35. Bir büyük soğanı dörde bölün ve orta boy bir bal kavanozuna koyup iyice karıştırın, 24 saat bekletin. Şurup haline geldiğinde soğuk algınlığı olan (öksüren) kişiye sabah, akşam bir yemek kaşığı verin. Soğanın içerdiği yağlar öksürüğü kesecektir.
     
     
     
     
     
    Karideslerin haşlanırken çıkarttığı pis kokulardan kurtulmak için: Karideslerin baş kısımlarını haşlamadan önce koparıp atın ve bir dilim limon ile kaynatın.

    Soyulmuş patateslerinkararmadan saklanabilmesi için: Saklanacak kabın içine su, bir tutam tuz koyun. Buzdolabında saklayın gerektiği zaman suyla yıkayıp kullanın.

    Pastaların daha gevrek olması için:(tatlı,tuzlu farketmez): Hamurun içine bir çay kaşığı tuz atın.

    Dereotonu saklamak için:Temiz bir havluya kaplayacak şekilde sarın,bu şekilde naylon torbaya koyup buzdolabına saklamayabırakabilirsiniz.

    Tazeliği gitmiş pörsümüş yeşillikleri canlandırmak için: İki kaşık limon suyu karıştırılmış buzlu su dolu kabın içine koyun 1saat buz dolabında bekletin.

    Yeşil sebzelere renk veren, klorofil maddesidir. Pişirdiğinizde sebzelerin bu yeşil rengi daha az kaybetmeleri için, önce bol buzlu suda bekleterek, klorofilin sabitleşmesini sağlayın.

    Soğanları kızartmadan üzerlerine biraz un serperseniz, kavururken kararmazlar.

    Börek üzerinin kızarması için üzerine yumurta sürülür, evde yumurta kalmamışsa, biraz yoğurdu bir yemek kaşığı yağla karıştırıp sürün, güzel bir renk olduğunu göreceksiniz.

    Domatesin kabuklarını kolay soymak için: bıçağın sırtıyla domateslerin kabuklarını soyacağınız yönün tersine sürtün ve daha sonra soyun ya da domatesleri kaynar suda 1 dakika bekletin.

    Patlıcanların acısını almak için: patlıcanları soyduktan sonra tuzlu suda bir müddet bekletin. Sarı su çıktıktan sonra, patlıcanları sıkarak sudan alın.

    Yeşil salata ve marulun yapraklarını yıkadıktan sonra bıçakla keserek doğramak yerine, elinizle koparın. Böylece vitamin kaybını önlemiş olursunuz.

    Reçel yapacağınız meyvaları iyice yıkayıp kurulamalısınız. Karıştırırken mutlaka tahta kaşık kullanmalısınız. Şekerlenmeyi önlemek için limon tozu yerine, limon suyu kullanın. Kavanozlara koyduğunuzda iyice soğumadan ve üzerindeki hava kabarcıklarını kağıt havlu ile almadan kavonozun ağzını kapatmayın. Reçellerinizi serin ve karanlık yerde saklayın.

    Çikolata sosu hazırlarken içine koyacağınız bir tutam tuz, çikolata sosunun kokusunu daha da belirgin kılar. Çikolata sosun içine biraz kahve eklediğinizde, tadının çok değişik olduğunu göreceksiniz.
    Katı haşlanan yumurtaları kolayca soymak için, kaynar sudan çıkardıktan sonra hemen soğuk suya tutun ve bir süre soğuk suda bekletin. Su kabuğun gözeneklerinden girerek soymayı kolaylaştırır.

    Mantar sote pişirirken, tencerenin kapağını açık bırakırsanız, hem mantarların su koyuvermesini hem de kararmasını önlersiniz.

    Pişirip sakladığınız yumurtaları , çiğ yumurtalarla aynı yere koyuyorsanız, bunları ayırmanın en kolay yolu çiğ yumurtalar döndürdüğünüzde kolaylıkla dönmezken, pişmiş yumurtalar kendi ekseni etrafında rahatlıkla dönerler.

    Tavuk eti çabuk bozulan gıdalardandır. Son kullanıcı olan müşteriye ulaşıncaya kadar hijyenik ortamlarda saklanması bir zorunluluktur. Denetim altında kesildikten sonra bakteri üretimine yol açmaması için +40 C de saklanmalıdır. Tavuk eti müşteri tarafından satın alındıktan sonra buzdolabında en fazla 1 gün bekletilip tüketilmelidir. Derhal tüketilmeyecek ise, temizledikten sonra tavuk plastik folyoya sarılarak derin dondurucuda bekletilebilir. Bu şekilde dondurulmuş etler'de 3 ay kadar saklanabilir. Ayrıca, tavuk eti tahta et tahtası üzerinde kesilmemelidir. Siyah etten farklı olarak mikro organizmalara karşı daha dayanıksız olan tavuk etinin mermer veya plastik üzerinde kesilmesi gerekir.

    Yoğurttan daha fazla yararlanmak için suyunun atılmaması gerekir. Yoğurdun tüm vitamin ve mineralleri bu suda bulunmaktadır. Ayrıca, bu su yemeklere ekşi bir tat kazandırmak istenildiğinde de kullanılabilir.

    Satın alınıp buzdolabında saklanan yeşil sebzeler bir süre sonra canlılıklarının yitirirler. Tekrar canlı hale getirmek için ise, yıkanıp 10*15 dk. kadar 2 litrelik suya katılmış 1 yemek kaşığı limon suyunda bekletilmesi yeterli olacaktır.

    Ekmeğiniz durup dururken dolabında küfleniyorsa, ekmek kutusunu 15 günde bir sirkeli suyla silmek yeterlidir.


    Evinizde mayonez yaparken: Zeytinyağ yerine susam yağı kullanın. Mayoneziniz daha uzun zaman bozulnadığını göraceksiniz.

    Yeşil salatalık malzemelerinizi elinizle koparırsanız vitaminlerini öldürmezsiniz.


    Balık çorbası yaparken: Suyunun daha lezzetli olması için balıkları en*az 45*60 dakika kaynatın.Baş ve kuyruk kısımlarının en lezzetli yerleri olduğunu unutmayın.

    Karnabahar pişirirken eve yayılan kokudan kurtulmak için: pişirme suyuna bir parça tuz ve iki kaşık sirke ilave edip, suyun üzerinde köpük oluşumunu bekledikten sonra, içine sebzeleri atmayı deneyin. Evi saran kötü kokudan eser kalmadığını göreceksiniz.

    Mutfağınıza sinmiş kızartma kokusunu yok etmek için: ızgaranın üzerine defne yaprağı, ada çayı yaprağı ve kekik yaprağı koyun.

    Yemeğinizin içine şarap yerine koyabileceğiniz karışım: 1/3 üzüm sirkesi, 2/3 su, 1 küp şeker; bunları iyice karıştırın ve yemeğinizde kullanın. Sonuç mükemmel olacak.

    Sosislerin patlamasını önlemek için: fırın ya da ızgaraya koymadan önce soğuk süte batırmanız yeterli olacaktır.

    Meyvelerin arasına serpiştireceğiniz herhangi bir türden yapraklar onları uzun süre taze tutacaktır.

    Nane, adaçayı ve çekilmiş cevizin pek çok yemekte kullandığınız beşamel sosa çok hoş lezzet kattığını biliyor muydunuz ? Fakat bu aromalı otları, sos pişip ateşin söndürülmesine yakın tencerenin içine ilave etmeye dikkat edin.

    Bayat ekmeği ince ince dilimleyin üzerine az miktarda süt serpin ve kızgın yağda bir yüzünü kızartın. Ters çevirip üzerine domates ve taze kaşar peyniri koyun. Peynirler erimeye başlayınca üzerlerine kekik ve karabiber serpip sıcak sıcak servis yapın.

    Sıkılmadan önce bir süre soğuk suda bekletilen portakalların daha fazla verdiklerini biliyor muydunuz ?

    Et ya da balık yaptığınızda yemeğinizin suyunun daha lezzetli olmasını istiyorsanız birkaç damla 95ºC'lik alkol serpiştirin. Tadı damağınızda kalcak.

    Tavuk etinizin daha yumuşak, daha güzel kokulu ve daha lezzetli olması için pişirmeden önce tavuğu yarım limon ile iyice ovalayın ve sonra tavuğun üzerine ve içine rendelenmiş limon kabuğu koyun.

    Kış aylarında hepimizin vazgeçilmez içeceği C vitamini deposu portakal suyudur. Eğer portakalları sıkmadan önce yarım saat soğuk suda bekletirseniz sıktığınızda daha çok portakal suyu elde edersiniz.

    Sarımsakların daha çabuk ezilmesi için cam bir kavanozda ve buzdolabında saklamanız yeterli olacaktır.

    Patlıcan kabuklarını soyduktan sonra içine sirke ve çok az zeytinyağı konmuş suda bir süre haşlayın. Daha sonra istediğiniz küçüklükte dilimleyin ve pilav yaparken içine karıştırın. Göreceksiniz pilavınız çok leziz olacak.

    Fırınınıza sinmiş kötü yemek kokularını temizleyip yerine güzel kokular bıraksın diye satın aldığımız o pahalı ürünler istediğiniz gibi ferah bir koku bırakmıyorsa, size daha pratik ve ucuz bir önerimiz var. Yemek yapmadan önce fırınınızın ortasına yarısı sirke yarısı su ile doldurulmuş bir tava koyun. Fırınınızı birkaç dakika için ısıtın. Daha sonra soğumaya bırakın. Fırınınız umduğunuzdan da güzel kokacak.

    Eskilerin yöntemleri her zaman en iyi, en doğrudur. Bisküvilerin ve kurabiyelerin taze kalması için, teneke bir kaba koyun ve yanına bir avuç pirinç bırakın; bayatlama sorunu ortadan kalkacaktır.


    Elmanın faydaları bitmez. Lahana yemeği yaptıktan sonra evinize sinen ve pencereleri açsanız da çıkarmayı başaramadığınız lahana kokusundan kurtulmak artık çok kolay. Bir elmanın kabuğunu soyup lahanın pişme suyuna ekleyin. Hem koku çabucak yok olacak, hem de lahanın hazmı daha kolay olacak.
     
     
     
     
     
     
    Terbiye Yöntemleri




    Türk mutfağında etlerin geniş bir kullanım alanı vardır. Bu nedenle, hangi yöntemle pişirilirse pişirilsin etin lezzetli olması büyük önem taşır. Etin lezzetini arttırmak için yapılan işlemlerden biri de, marine (terbiye) etmektir. Marine etme, etin taze ot ve baharatlı bir sıvı (marinat) içinde bekletilerek yumuşatılması ve tatlandırılmasıdır.

    İşte size kolayca hazırlayabileceğiniz bir marinat: Bir miktar soğanı (ör.1 kg. et için 3 orta boy soğan) çok küçük parçalar halinde kestikten sonra bir tülbentin içine koyun ve suyunu bir kabın içine çıkartın.

    Aynı kabın içine bir miktar zeytinyağıyla birlikte kekik ve defne yaprağı koyun. Eti bu karışımın içine yatırın ve 24 saat bekletin. Etinizin yumuşak ve lezzetli olacağını göreceksiniz.

    Etler ızgara yaptıktan sonra bekleyecekse, saklama kabını önceden ısıtıp, ağzını sıkıca kapatmak, yiyeceklerinizin daha geç soğumasını sağlayacaktır.



    Et Pişirirken




    Benmari usulü pişirme, yemeğin tencerenin altında yanan ateşle temasının önlenmesi amacıyla, içinde su olan bir tencerenin içine oturtularak yavaş yavaş pişirilmesi yöntemidir.Bu yöntem tercih edildiğinde, alttaki tenceredeki suyun, üstteki tenceredeki yemeğin en az yarısına kadar gelmesine dikkatedilmelidir.


    Fırında tavuk pişirirken tavuğu, içinin pişmesi, dışının yanmaması için, göğsü altta, sırtı üstte olacak şekilde tepsiye koyun ve fırınınızı 160 °C'de kullanın.


    Fırında pişirdiğiniz tavuğu hemen yemeyecekseniz ve kurumasını da istemiyorsanız, fırından çıktığında üzerine Sana ve limon suyu sürün ayrıcada alüminyum folyoya sarın. Tavuğunuz yumuşacık kalacaktır.

    Et, tavuğa göre daha uzun sürede pişer. Eti fırında yapacağınız zaman, fırınınızı 180 °C'ye ayarlarsanız, yapacağınız zaman, fırınınızı 180 °C'ye ayarlarsanız, daha iyi sonuç alırsınız. Eğer eti fırına vermeden önce yağlayacaksanız, yağlı tarafının gelmesine dikkat edin. Tariften yemek yaparken ölçülerin uygulanması büyük önem taşır. Şeker, un gibi malzemeyi kap içinde ölçeceğiniz zaman, yerleştirmek için bastırmaktan kaçının Aksine, hafifçe bir biçimde karıştırın. Tariflerdeki ölçüler buna göre verilmiştir.

    Birçok çorbaya, sosa ve pilava lezzet veren et sularının iyi sonuç vermesi için, günlük tüketilmesi gerekir.Et suyunun defalarca kaynatılması, lezzetini bozulmasına neden olur.


    Rostoyu pişirdikten sonra 15 dakika bekletip servis yaparsanız, hem lezzeti daha iyi olur, hemde daha rahat kesilir.

    Izgara etlerini servis yaparken üzerlerine aromalı bir parça Sana koyarsanız değişik bir lezzetelde edersiniz.

    Sote etmek, sebze balık veya etlerin, yağda karıştırılarak veya iri parçalar halindeyseler alt üst edilerek, rengi koyulaşıncaya kadar pişirilmesidir. Sote ederken, pişirilecek malzemenin eşit büyüklükte olmasına dikkat edilmelidir. Küçük parçalar halinde doğranmış sebze, balık veya etler sote edilirken, tava veya tencerenin kapağı kapatılmaz. Ama parçalar büyük ise, malzemeler renk aldıktan sonra, kapak örtülerek pişirmeye devam edilmelidir.

    Et kavururken tencerenin etrafında biriken (yapışkan) maddeleri sıyırarak tencerenin içine alın. Çünkü bu maddeler bol miktarda aroma içermektedir.


    Kızartma Yaparken




    Gratine etmek, temel anlamıyla bir yemeğin üstünü kızartmaktır. Bunun için yemeğin üstüne, beşamel sos, rendelenmiş peynir veya yumurtayla karıştırılmış ekmek içi sürülür ve fırına verilir. Gratine tadını mümkün olduğunca fazla alabilmek için ise, yemeğin konulduğu kabın fazla derin olmaması gerekir.


    En çok tercih ettiğimiz pişirme yöntemlerinden biri de kızartmadır. Eğer derin yağda kızartma yapıyorsanız iyi sonuç alabilmek için yiyeceğin hacminin dört katı yağda kızartmalısınız.

    Kızartma yağının ideal sıcaklığa geldiğini anlamak için kızartılacak malzemeden küçük bir parçayı yağa atın. 20 Saniyede yüzeye çıkıyorsa yağ istenilen ısıdadır.

    Kızartma süresince yağın ısısı sabit kalmalıdır. Bunun için kızartma kabına bir seferde fazla yiyecek koymamaya dikkat edin.

    Unutmayın! İyi bir kızartma yağı, sadece ilk anda köpürür ve fritözde yapışkan artık bırakmaz.

    Bozulan yağda kızartılan yiyeceklerin dışı fazla kızarır, içi çiğ kalır. Yiyecekler aşırı yağlı olur. Ömrünü tamamlamış yağ sürekli köpürme ve duman yapar. Kızartmada kullandığınız yağın mısır özü ve ayçiçek olmasına dikkat edin, zeytinyağı kızartma için uygun bir yağ değildir.

    Kızartılacak olan yiyecekleri önceden baharatlamayın.Çünkü baharat yiyeceğin yüzeyinede hoş görünmeyen noktacıklar meydana getirir.

    Kızartma yağının ömrünü uzatmak elinizde. Yağın sağlıklı bir şekilde defalarca kullanabilmek için, her kızartmadan sonra süzün ve ağzı kapalı, ışık geçirmeyen bir kabın içinde saklayın. Yağın bozulmaması için, yiyecekleri ıslak veya nemli olarak fritöze atmayın.

    Kızgın yağa bakırlı ve kalaylı gereçlerin sokulması, yağın bozulmasına neden olur. Bu tür gereçlerin paslanmaz çelik olması gerekir.


    Kızartılacak yiyeceklerin eşit büyüklükte kesilmesi, eşit oranda kızarmalarını sağlayacaktır.

    Kızarmada ideal ısı, 175-195 °C'dir. Yağın ısısının düşük olması yiyeceğin yağ çekmesine, yüksek olması ise, yanmasına neden olur. Yağın sıcaklık derecesini anlayabilmek için, içine küçük bir ekmek parçası atın. Eğer ekmek altın sarısı rengi bir dakikada alırsa yağ 175 °C, 40 saniyede alırsa 190 °C, 20 saniyede alırsa 195 °C'dir.

    Yumuşak dokulu yiyecekler kızartılırken, yüzeyinin zarar görmemesi için yiyecek bir bulamaça (un, yumurta veya galeta unu) batırdıktan sonra kızartılır. Bu tür yiyecekler kızartılırken yağın bozulmaması için, kaplama maddesinin fazlasının atılması gerekir.

    Dondurulmuş gıdalar kızartılırken, kızartılacak parçalar küçük ise, çözdürülmeden kızgın yağa atılabilir. Ama büyükse Mutlaka çözdürülüp sonra kızartılmalıdır.

    Patatesleri kızartmadan önce süt dolu bir kabın içinde biraz bekletin, kuruladıktan sonra tavaya atın. Böylece daha az yağ çekeceklerdir.

    Kızartma yaptığınız besinlerin fazla yağ çekmesini istemiyorsanız yiyeceklerinizi yumurtalı una (galeta unu da olabilir) batırıp 15 dakika kadar buzdolabında beklettikten sonra kızartırsanız, hem daha lezzetli hem de daha az yağ çekmiş olacaktır.





    Salata ve Garnitür İpuçları



    Salata yaparken öncelikle salata malzemelerinin ıslak olmamasına dikkat edilmelidir. Çünkü malzemenin ıslak olması, sosun malzemeye nüfus etmesini engeller. İyi bir salata için ayrıca, malzemelerin birbirini bütünler nitelikte olması gerekir. Örneğin kabakla dereotu, domatesle fesleğen, cevizle peynir birlikte kullanıldığında iyi sonuç verirler.

    Garnitür olarak hazırlanan sebzeler kaynayan pişirme suyuna atılıp 4-5 dakika pişirildikten sonra margarinle hafifçe çevirilmeli.
    Çılbır yaparken, su yumurtanın üzerini kapatacak miktarda olmalı, pişirmeyi kolaylaştırmak için de suyunu biraz tuz ve sirke eklenmelidir.


    Sebze Pişirirken



    Karnabahar, lahana, soğan gibi keskin kokulu yiyecekler pişirilirken tencere kapağı aralık tutulursa, kokunun yemeğe sinmesi önlenmiş olur.


    Sebze yemeği pişirilirken yemeğe ekleyeceğiniz su sıcakolmalıdır. Yemeğiniz daha lezzetli olacaktır.



    Yeşil renkli sebzelerin rengini korumak için tencerenin kapagı aralık tutularak buharın çıkması sağlanmalı veya yemek tencerenin kapağı sık sık açılarak pişirilmelidir.

    Sebzeler haşlanarak kullanılacaksa, haşlama suyuna eklenecek bir miktar sirke, sebzelerin renginin korunmasını sağlayacaktır.





    Haşlama Yaparken



    Makarnanın haşlama suyuna bir, iki baş soğan, havuç v.b.sebzeler koyarsanız daha lezzetli olacağını göreceksiniz.

    Et suyu yaparken mutlaka soğuk su ile haşlayınız. Böylelikle aromalar eşit oranda yayılır.


    Hamur İşleri


    Eğer evde ekmek yapıyorsanız, içine koyacağınız bir miktar haşlanmış ve ezilmiş patates ekmeğinizin daha geç bayatlamasını sağlayacaktır.

    Kekinizin kabarmasını istiyorsanız margarin ve şekerini iyi çırpın. Güzel kek yapmanın bir koşulu da margarin ve yumurtanın oda sıcaklığında olmasıdır.

    Börek veya kek yaparken Sana kullanırsanız hamurunuzun daha iyi kabardığını ve lezzetli olacağını göreceksiniz.

    Erimiş Sana yağının içine süt katıp yufkanın her katmanına sürerseniz böreğinizin daha lezzetli olacağını göreceksiniz.

    Bayatlamış ekmeklerinizi dilim dilim yapıp aralarına sarımsaklı Sana sürüp folyoya sarın. Yüksek ısıda fırında pişirin. Lezzetine doyamıyacaksınız.





    Ürünleri Saklarken



    Balığı derin dondurucuya kaldırmadan önce içine limon sıkılırsa çözüldüğünde kokusu daha az olur.



    Pişirme Gereçleri



    Düdüklü tencereye konacak malzeme ve su miktarı, tencereyi hiçbir zaman tam olarak doldurmamalı, tencerenin en az 1/3 'ü boş kalmalıdır.



    Pişirme Hata. Düzeltme




    Çorbanızın tuzu fazla kaçtıysa, bir patatesi kabuklarını soyup ikiye kestikten sonra, çorba tenceresinin içine atın.

    Çorbanız çok sulu olduysa, hazırlayacağınız bir meyaneyle kıvamını ayarlayabilirsiniz. Bunun için iki kaşık eritilmiş Sana'yı bir kaşık unla karıştırıp ve bu karışımı pişmekte olan çorbanıza yavaş yavaş ekleyin.

    Pilavı tutturmak ustalık ister. Eğer pilav suyunu çektiği halde pirinçler hala sertse, ¼ ölçü sıcak su ilave edin ve pirinçler suyu çekinceye kadar pişirmeye devam edin.



    Hamur İşine Soyunurken


    Hamur işi yaparken hamuru mutlak surette en az 30 dakika dinlendiriniz. Üzerini nemli bir bez ile kapatıp buzdolabına koyunuz. Böylece hamur daha iyi açılacak ve daha iyi performans verecektir.
    Un ve nişasta türü malzemeyi nereden kullanırsanız kullanın mutlaka elekten geçiriniz ki topak topak kalmasın.
     

    Yorum (yok) Yorum yaz!

    Sinir Sistemi

    Sinir Sistemi

    Nöroloji



    akustik sinir
    İşitme siniri.

    fasial sinir
    Yüz siniri, yedinci kafa çifti.

    frenik sinir
    Nervus Frenicus. Göğüs boşluğu ile karın boşluğunu birbirinden ayıran diafragmanın sinirine verilen addır.

    sinir bozukluğu
    Hayat şartlarından fazlasıyla etkilenenlerde görülebilen, esasta önemli bir kaynağı olmayan bir rahatsızlıktır. Devamlı olarak endişe içinde olmak şeklinde görülenine anksiete, ruhi ve bedeni bitkinlik şeklinde görülenine de depresyon adı verilir. Hasta hayattan zevk almaz, her zaman mutsuzdur, huzursuzdur, sinirlidir. Uykuları düzensizdir. Gerçekte bir hastalığı olmadığı halde çeşitli hastalıkların varlığından şikayet eder. Tedaviye hayatının iyi yanlarını görmeye alışmakla başlanır. sinirlenmekten kaçınmak, her kötü olayın iyi bir tarafı olduğunu görmeye alışmak, düzenli bir hayat sürmek gerekir.

    sinirsel ağrılar
    Bu çeşit ağrılar, genelikle küt ağrı şeklindedir. Vücudun her yerinde hissedilebilir. Ama, çoğunlukla kalp çevresindeki ağrılardan şikayet edilir. Bazı kimseler de başlarını tıpkı bir çember gibi sıkan baş ağrılarından şikayet ederler. İşte bu çeşit ağrılar, bedeni bir arızadan kaynaklanmıyorsa, sinirsel ağrılardır.

    sinirsel hazımsızlık
    sinir sisteminin düzenli, uyumlu çalışmasını kaybetmesi sonucu ortaya çıkar. Ayrıca, alkol kullanmak, fazla sigara içmek, haddinden fazla çay, kahve veya süt içmek, çabuk ve gereği gibi çiğnemeden yemek yemek şikayetlerin artmasına neden olur. Hastanın karnında ağırlık hissi vardır, midede gurultu, yanma veya ekşime görülebilir. Geğirir, gaz çıkarır. Yorgunluk, baş ağrısı, çarpıntı ve unutkanlıktan da şikayet edilir.

    sinirsel kusma
    sinir sistemindeki düzensizlikten kaynaklanan bir durumdur. Ağıza su gelmesi şeklinde de görülebilir. Herşeyden önce, sinirlenmemeyi, düzenli bir hayat sürmeyi alışkanlık haline getirmek tedavinin ilk şartıdır.

    abdüktör
    Orta çizgiden uzaklaştıran (genelde kas yada sinir bu işi yapar)

    afoni
    Ses kaybı. Kısmi veya tam olabilir. Afoni sebepleri, genellikle konuşma kaslarını kontrol eden sinirlerin hastalığı veya zedelenmesi, boğaz, gırtlak hastalıkları veya nörozdur. Histerik afoninin nedeni, şuuraltı, hiç konuşamamak veya özel bir durumda konu

    amfetamin
    Merkezi sinir sistemini aşırı uyaran bir ilaç.

    anosmi
    Koku alamama, nezle grip gibi enfeksiyonlarda olabildiği gibi koku siniri ile ilgili beyin bölgesindeki patolojilerde de görülebilir.

    anus kaşıntısı
    Anus (şerç); yani sindirim kanalının doğrubağırsak denilen son kısmındaki çıkış deliği veya çevresinde (oturak yerinde) görülen kaşıntıların nedeni çeşitlidir. Bunlar arasında; kılkurtları, sümüksü akıntı, basur, çatlak, ishal veya kabızlık, egzama (mayasıl), sinir bozukluğu veya yeteri kadar temizliğe dikkat edilmemesi sayılabilir.

    aşırı aybaşı kanaması
    Aybaşı görme arasındaki süre normaldir. Fakat kanama çoktur ve normal süresinden fazla devam eder. Nedenleri çeşitlidir: rahimde ur, rahim çarpıklığı, yorgunluk, sinir bozukluğu, ateşli hastalıklar veya evlilik hayatındaki uyuşmazlıklardan kaynaklanabilir.

    aybaşı kanamasının gecikmesi
    Normal olarak zamanı geldiği halde aybaşı kanaması başlamazsa; gebelik, kansızlık, tiroid veya karaciğer hastalıkları akla gelebilir. Ayrıca yorgunluk, sinirlilik veya adetten kesilme de düşünülebilir.

    aybaşı kanamasının uzun sürmesi
    Normal aybaşı kanaması 2-7 gün devam eder. Bazı kimselerde bu süre uzar. O zaman rahimde ur veya kist olduğundan, yumurtalıkların üşütülmüş olmasından, sinir veya kalp hastalığından şüphe edilir. Tedaviye geçmeden önce esas nedeni bulmak gerekir. Önemli bir durum yoksa aşağıdaki reçetelerden arzu edilen uygulanır.

    bağırsak gazı
    Bağırsaklarda hissedilen şişkinlik, bağırsak gazından kaynaklanır. Nedeni, bağırsakları besleyen bezlerin yeteri kadar çalışmaması, yemek yerken fazla hava yutma veya sinir bozukluğudur.

    barbitüratlar
    sinir sistemini uyuşturucu etkileri olan maddelerdir.

    barbitüratlar
    sinir sistemini uyuşturucu etkileri olan maddelerdir.

    bel gevşekliği
    Cinsel ilişki sırasında, meninin vaktinden önce boşalmasına verilen isimdir. Halk arasında erken boşalma. Tıp dilinde ise ejakulasyon denir. Nedeni çoğunlukla ruhsaldır. Tedaviye sinirleri dinlendirmek, açık havada dolaşmak, sabah akşam ılık banyo yapmak ve hazmı kolay şeyler yemekle başlanır.

    bell paralizi
    Yüz siniri felci.

    bell paralizi
    Yüz siniri felcidir.

    çarpıntı
    Tıp dilinde palpitasyon denilen çarpıntının nedenleri çeşitlidir. Bir kalp hastalığı söz konusu değilse; fazla sigara içmek, alkol, yorgunluk, sinirlenmek, kansızlık, hazımsızlık, çay, kahve veya zehirlenmelerden kaynaklanabilir.

    damar sertliği
    Vücuttaki kan damarlarının bir kısmının veya tamamının sertleşmesi sonucu, esnekliklerini keybetmesine; halk arasında damar kireçlenmesi tıp dilinde ise Arterio Skleroz veya Atheremo denir. Nedeni, kan damarlarının iç kısımlardaki hücrelerin esnekliğini kaybedip, zayıflaması veya kandaki yağlı maddelerin birikinti yaparak, damarı darlaştırmasıdır. Belirtileri baş dönmesi, baş ağrısı, titreme, yürürken sendeleme, düşünme ve öğrenme gücünde zayıflama, sinirlilik veya damarın sertleştiği bölgelerde ağrılar görülür. İlk belirtiler görüldüğünde önlem alınacak olursa, korkulacak bir şey yoktur. Hastanın neşe ve cesaretini kaybetmemesi ve doktorun tavsiyelerini yerine getirmesi iyileşmede atılacak ilk önemli adımdır. Damar sertliği teşhisi konan kimse, perhiz yapmalı, alkol ve sigara gibi keyif verici maddeleri bırakmalı, yumurta, tereyağı ve benzeri yiyecekleri terk etmeli, tuzu da azaltmalıdır. Ayak damarlarında meydana gelebilecek herhangi bir hastalığı önlemek için de dar ayakkabı giymekten kaçınmalıdır.

    demiyelinizasyon
    sinir liflerinin etrafını saran myelin tabakasının kaybı.

    dil felci
    sinir sistemindeki bir bozukluktan dolayı, dil gücünün kaybolmasıdır. Doktor tarafından tedavi edilmesi gerekir.

    dopamin
    Merkezi sinir sisteminde bulunan nöro aktarıcı.

    epilepsi
    Sara adıyla bilinen merkezi sinir sistemi ( MSS ) hastalığı.

    fasial paralizi
    Yüz siniri felci, bu sinirin felcinde yüzün yarısı kısmen hareketsiz ve ifadesiz kalır. Santral ve Periferik olmak üzere iki türlü olur.

    fazla terlemek
    Haddinden fazla terlemek; sinir bozukluğu, fazla sıcak, tiroid bezinin çalışmasında görülen bozukluk, tüberküloz, raşitizm veya iskorbütten kaynaklanır. Ergenlik yaşlarında da fazla terleme görülür. Bu nedenle terlemenin asıl nedenini bulmak gerekir.

    felç
    sinir sisteminde meydana gelen bir bozukluktan dolayı, kas gücünün kaybolmasına felç, nüzül veya inme denir. Tıp dilinde ise paralizi veya serebral tromboz denir. Hafif ve ağır olmak üzere iki şekli vardır. Tedavinin ilk ve önemli şartı hastanın neşesini kaybetmemesi ve en kısa zamanda iyileşeceğine inanmasıdır.

    ganglion
    Lenf yollarının yada sinirlerin oluşturduğu nodül şekilde oluşum.

    geğirmek
    Çoğunlukla sinirli kimselerde görülür. Bunlar yemeklerde haddinden fazla hava yutarlar. Ayrıca geğirme mide veya safra kesesi hastalıklarının bir belirtisi olabilir. Bu nedenle esas nedeni tespit etmek gerekir.

    gevşek penis
    Erkeklik organının sertleşmemesi, sağlık durumunun bozukluğundan kaynaklanır. En önemli neden sinir bozukluğudur. Kendine güvenememe, yorgunluk, içki, şeker hastalığı, uyuşturucu madde alışkanlığı da diğer nedenler arasında sayılabilir. Tedavinin ilk şartı; kötü alışkanlıkları bırakmak, kendine güvenmek, temiz havada dolaşmak ve yeterince gıda almaktır.

    havale
    Vücut kaslarının ani ve şiddetli olarak kasılması sonucu ortaya çıkan duruma havale denir. Büyüklerde havale çoğunlukla sara nöbetleri sırasında görülür. Küçük çocuklarda görülen havale, sinir sisteminin değişik nedenler karşısında göstermiş olduğu bir tepkidir. Bu tepkiler de; kemik hastalıkları, yüksek ateş, boğmaca, devamlı hazımsızlık, bağırsak şeritleri veya diş çıkarmalardan kaynaklanabilir. Ayrıca bu duruma sinir sistemi veya beyinde meydana gelen bir hastalık da neden olabilir. Havale geçiren çocuğun gözleri sabit bir noktaya çevrilir, çenesi de kenetlenir. Dudakları, yüz kasları, kol ve bacakları, önce şiddetli bir şekilde kasılır, sonra da çırpınmaya başlar. Ağzından da köpük gelir. Bütün bunlar bir iki dakika devam eder. Sonra bütün belirtiler kaybolup, uykuya dalar. Hastalığın bir nedenini bulmak için mutlaka bir doktora başvurmak gerekir. Bu arada çocuğu sessiz, loş bir odaya yatırmak, elbise ve çamaşırlarını gevşetmek faydalıdır.

    hazımsızlık
    Sindirimin normal şekilde olmaması ve bağırsakların seyrek çalışmasına; halk arasında hazımsızlık, tıp dilinde ise dispepsi denir. Nedenleri çeşitlidir. Ağır yemekler, yemekleri gereği gibi çiğnememe, diş veya dişeti iltihapları, içki veya sigara içmek, çok miktarda çay veya kahve içmek, fazla miktarda şekerli veya unlu şeyler yemek, kansızlık, yorgunluk, sinir bozukluğu ve üzüntü hazımsızlığı doğuran nedenler arasında sayılabilir. Yemekten bir süre sonra; midede şişkinlik veya yanma hissi ortaya çıkar. Sık sık yemek ihtiyacı hissedilir. Kabızlıktan şikayet edilir. Bazı kimselerde halsizlik, uykusuzluk, unutkanlık veya çarpıntı görülür. Tedavinin ilk şartı; sıkıntı ve üzüntülerden sıyrılmaktır. Zararlı şeyler terkedilir. Et yemekleri de mümkün olduğu kadar azaltılır. Haddinden fazla yemek yenmez. Yemeklerden sonra soğuk su içilmez. Yemek aralarında acıkınca süt ile birkaç galete yenir.

    hıçkırık
    Solunum kasları ve özellikle diyaframın uyarılması sonucu ortaya çıkar. Tıp dilinde singultus denir. Nedenleri çeşitlidir. Basit hıçkırıklar; çoğunlukla mide gazı, sıcak ve baharatlı yemekler, sinir bozukluğundan kaynaklanır. Ayrıca; bazı kalp, karaciğer, bağırsak ve pankreas hastalıkları, zatülcenp veya zatürreede de görülebilir. 3 saatten fazla süren hıçkırıklarda, doktora başvurmak gerekir.

    hilus
    Organlarda büyük damar ve sinirlerin, akciğerlerde solunum yollarının giriş kapısı.

    idrar tutukluğu
    Mesane (idrar torbası) dolu olduğu halde idrar yapılamaz. Karnın alt bölgesi gerginleşmiştir. Bastırılınca ağrı hissedilir. Tıp dilinde akut retansiyon adı verilen bu durumun nedenleri çeşitlidir. Örneğin, böbreklerde taş, prostat büyümesi, idrar yollarının doğuştan kusurlu olması, fazla miktarda alkol içmek, mesane felci, belsoğukluğu, sinir hastalıkları veya üşütmek idrar tutukluğuna neden olabilir. İlk tedbir olarak hastanın karnına içinde sıcak su olan bir şişe konur. Sıcak su ile banyo yapılırken, idrar çıkarmaya çalışılır.

    iktidarsızlık
    Erkeklik organının (penisin) yeteri kadar sertleşmemesi sonucu, cinsel ilişkide bulunamamaya; halk arasında iktidarsızlık, tıp dilinde ise empotans denir. Kendine güvenememek, yorgunluk, tiksinti, sinir bozukluğu, alkolizm, şeker hastalığı, doğum kontrolü için uygulanan metotlar veya aşırı şişmanlıktan kaynaklanır. Ilık banyolar, açık havada dolaşmak ve dinlenmek başvurulacak ilk çarelerdir.

    iritabl duygudurum
    Kolayca sinirlenen ve kışkırtılınca öfke gösteren.

     

     


    Sinir Sistemi için Şifalı Bitkiler

    Şifalı Bitkiler > Bitkiler, Bitki Çayları, Meyveler, Sebzeler, Baharatlar

    alıç
    Asabi çarpıntıları giderir. sinir bozukluğunu geçirir. Yüksek tansiyonu düşürür. Aritmide kullanılır. Uykusuzluğu giderir. Kalbi kuvvetlendirir. Damar sertliği ve göğüs nezlesinde faydalıdır. 

    anason yağı
    Oleum anisi sinir sistemi uyarıcısıdır.  

    bezelye
    Taze ve donmuş olarak kullanılabilen bezelye B1, C vitaminleri, protein, lif ve folik asit içerir. sinir sisteminde sorunları olanlara tavsiye edilir. 

    defne
    Terletir, ateşi düşürür. Vücuda rahatlık verir. İdrar ve adet söktürür. İştah açar. sinir ağrılarını dindirir 

    güzelavratotu
    Ağrı kesici ilaç yapımında kullanılır. Ayrıca, mide, barsak, astım, kalp, sinir ve beyin hastalıklarının tedavisi için yapılan ilaçlarda da kullanılmaktadır.  

    karanfil
    Mikropları öldürür. Ağrıları dindirir. sinirleri uyarır. Hazmı kolaylaştırır. Koku giderir. İştah açar. 

    karnabahar
    Zihin yorgunluğunu giderir. Afrodizyak özelliği vardır. sinirleri kuvvetlendirir. İdrar söktürür. Dalak hastalıklarına iyi gelir. Şeker hastalarına faydalı olduğu bilinir. 

    kavun
    Kavun meyve olarak çok yenildiği gibi tohumları (çekirdekleri) de tıbbî olarak kullanılmaktadır. Olgun kavunların çekirdekleri kurutulur. Çekirdekler halk tabâbetinde öksürüğe karşı (çekirdekleri suda, suyu yarıya ininceye kadar kaynatılıp içilmesiyle) kullanılır. Ayrıca kavun, sinirleri yatıştırır, böbreklerdeki kanı temizler, taşların düşürülmesine yardımcı olur. Barsaklarda ülser ya da iltihab olanlarla, şeker hastaları ve yüksek tansiyonu olanlar yememelidir. 

    kenevir
    Merkezî sinir sistemine etki eder, yatıştırıcı ve uyuşturucudur. Hazım sistemine pek tesiri yoktur. 

    kereviz
    Kerevizde B vitamini, demir ve kireç vardır. Kereviz unutkanlığı ve sinir yorgunluğunu giderir, idrar söker, böbrek taş ve kumlarının düşürülmesine yardım eder, kan ve süt yapar, karaciğeri temizler. Şeker, yüksek tansiyon ve romatizma da da faydalıdır.  

    kestane
    Kabuklarının suda kaynatılması ile elde edilen çay, ateş düşürür ve sinirleri yatıştırır. Meyvesi kasları kuvvetlendirir. Kan dolaşımını düzenler. Varis ve basur memelerinin meydana gelmesini önler. Karaciğer yorgunluğu ve şişliğini geçirir. Kansızlığı giderir. Damar sertliği ve yüksek tansiyondan şikayet edenlerle, şeker hastaları yememelidir.  

    pancar
    Karaciğerin düzenli çalışmasını sağlar. Kansızlığı giderir. Şeker hastalığı ve vereme karşı korur. Mide ve barsakları kuvvetlendirir. sinirleri yatıştırır. 

    patlıcan
    Kansızlığı giderir. Karaciger ve pankreasın düzenli çalışmasını sağlar. Kilo vermeye yardımcı olur. Böbrek yanmaları ve ağrılarını keser. sinirleri yatıştırır. Kalp çarpıntılarını giderir. Cilt hastalıkları, şeker, mide, barsak ve karaciğer hastalıkları aşırı derecede olanlar yememelidir.  

    şeytantersi
    Gummi Asa foetida sinir sistemi yatıştırıcısı, hazmı kolaylaştırıcı ve gaz söktürücüdür. 

    yasemin
    Çiçeklerinden hazırlanan çay göğüs yumuşatıcı ve sinirleri yatıştırıcı olarak kullanılır. 

    yılan yastığı
    Ateşi düşürür. Terletir, vücuda rahatlık verir. sinirleri uyarır.  

    Aranan kelimeler: Sinir Sistemi, Sinir Sistemi Hastalığı, Sinir Sistemi Tedavisi, Sinir Sistemi Hastalıkları, Sinir Sistemi için Şifalı Bitkiler ve Nöroloji...

     

     

    Yorum (3) Yorum yaz!

    BİTKİLERLE TEDAVİ

     
    BİTKİLERLE TEDAVİ


     
    (Crataegus owyacantha)
    ALIÇ
    ANAVATANI :
    Asya ve Akdeniz Ülkeleri.
    ÖZELLİKLERİ :
    Kalpi güçlendirici, damar genişletici tansiyon düşürücü, spazm çözümü, hafif uyutucu, ateş düşürücü, kandaki yüksek yağ düzeyini normale indirir ve ishali kesicidir.
    ÖNERİLEN HASTALIKLAR:
    Kalp ağrıları (koroner damarları genişleterek kan dolaşımını artırır. Böylelikle “angina” denilen kalp ağrılarını azaltır). Vasküler spazmlar, taşikardi, aritmi, miyokardit, damar sertliği, yüksek tansiyon, sinirsel kalp problemleri, uykusuzluk, ishal, idrar yolu hastalıkları.

    ADAÇAYI

    (Salvia officinalis)
    ANAVATANI:
    Akdeniz ikliminin görüldüğü yerler.
    ÖZELLİKLERİ :
    İştah açıcı, sindirim yardımcısı, kan temizleyici, gaz giderici, iltihap giderici, şeker hastalığını iyileştirici, yorgunluk ve stres giderici.
    ÖNERİLEN HASTALIKLAR :
    Gece terlemeleri, fazla terleme, el titremesi, kramplar, boğaz-bademcik, diş iltihapları, balgam, mide-bağırsak gazları, anjin, faranjit, astım, damar sertliği, felç, bedensel ve ruhsal bitkinlik, anne sütünün azalması, adet düzensizlikleri, menopoz dönemindeki sıkıntılar.

    CİVANPERÇEMİ

    (Artemisia vulgaris)

    ÖZELLİKLERİ :
    Regl düzenleyici, spazm çözücü, bağırsak kurtlarını düşürücü, kuvvetlendirici.
    ÖNERİLEN HASTALIKLAR :

    Gelişim bozuklukları, bayılmalar, hazım zorluğu, kas kasılmaları, regl/adet dönemindeki asabi şikayetler.

    AHUDUDU


    (Rubus idaevs)

    ÖZELLİKLERİ :
    Kabız yapıcı, idrar söktürücü, hazmettirici, iştah açıcı, mikrop öldürücü, terletici, ateş düşürücü, sakinleştirici.
    ÖNERİLEN HASTALIKLAR :
    Bronşit, anjin, faranjit, zatürre, kronik gastrit, entenekolit, ishal.






    KARABAŞ OTU

    (Lavandula stoechas)

    ANAVATANI :
    Batı Anadolu ve Akdeniz kıyıları.
    ÖZELLİKLERİ :
    Ağrı kesici, balgam söktürücü, gaz söktürücü, kalbi güçlendirici, idrar yollarında mikrop öldürücü, sinirsel baş ağırısın dindirici, uyku verici, yüksek tansiyonu düşürücü, bağırsak parazitlerini düşürücü, regl ağrılarını dindirici, egzama yaralarını iyi edici, sinirleri kuvvetlendirici.
    ÖNERİLEN HASTALIKLAR :
    Sinir, solunum, üriner sistem hastalıkları, astım, kalp ve damar rahatsızlıkları, egzama ve deri hastalıkları.

    LAVANTA ÇİÇEĞİ

    (Lavandula angustofolia)


    ANAVATANI :
    Akdeniz bölgesi ülkeleri ve Fransa.
    ÖZELLİKLERİ:
    İdrar söktürücü, romatizmayı iyileştirici, kusmayı önleyici, sofra akımını sağlayıcı, safra söktürücü.
    ÖNERİLEN HASTALIKLAR :
    Egzama, sedef, sivilce, uykusuzluk. BROKOLİ
    ANAVATANI :
    Amerika ve Avrupa, Akdeniz ülkeleri.
    ÖZELLİKLERİ :
    Bağışıklık sistemini güçlendirmekte hem de antibiyotik vazifesi görmektedir. Meme, prostat, bağırsak ve idrar kesesi kanserlerine karşı güçlü bir koruyucudur.
    Hormon dengesini düzenler. Kabızlığı önleyici, lifli bir yapıya sahip olduğundan bağırsaklardaki ağır metalleri, safra asidi fazlasını sünger gibi emerek oldukça hızlı bir biçimde dışarıya atılmasını sağlar. Bağırsak sistemini düzenleyicidir.
    ÖNERİLEN HASTALIKLAR :
    Prostat, idrar yolları enfeksiyonları, kısırlığın giderilmesi.

    AYNI SAFA

    (Calendula officinalis)

    ANAVATANI :
    Ülkemizde bol miktarda yetişmektedir.
    ÖZELLİKLERİ:
    Mikrop öldürücü, temizleyici, dolaşım uyarıcı etkilere sahiptir. Yaraların kapanmasını çabuklaştırır, damar genişletici.
    ÖNERİLEN HASTALIKLAR :
    Deri kanseri, varis, meme çıbanları, mide ve bağırsak hastalıklarında, mide krampı ve mide ülserinde, kalın bağırsak iltihaplarında, ödem ve kan işemeye karşı kullanılır
     
     
    lütfen doktora gitmeyi ihmal etmeyin

    Yorum (yok) Yorum yaz!

    « Önceki :: Sonraki »